Skip to main content

deniz?

Bugünlük hasta kayıtları bittiğinden , sıradaki insanların kötü bakışları altında doktorun kapısını tıklatıp ' eğer mümkünse kayıt yaptırmak istiyorum çünkü ağrımın 5. günü ve dayanamıyorum ' dedim .. Kendimi kötü tepkilere hazırladığımdan olsa gerek doktorun tepkisi gayet naif geldi halbuki sadece yapması gerekendi olan biten .
yaptırdım kaydımı , oturdum beklemeye başladım . Mavi hastanede doktor sırası beklerken kitap okumayı çok seviyorum . ama doktor sırası beklemeyi sevmiyorum . bu ikisinin ortak bir noktası ise yok . zaten başım çok ağrıyordu , o nedenle normalde zevk aldığım şeylerde ağrının 5. gününde eziyete dönüşmüştü. Sonunda sıra bana geldi. ve anlattım derdimi . tabiki "başladığı günden beri devamlı arttı , gün geçtikçe dayanılmaz bir hal aldı , ağrıyı kesebilmek için bazen insan kendine zarar vermeyi bile düşünebiliyor , dün gece oturarak uyudum , kafamı yastığa bile değdirmek acı veriyordu , ömrümden ömür gitti doktor bey artık bulun şu allahın cezası hastalığını çaresini !" demedim .. dediklerim çok daha yüzeysel şeylerdi . şimdi sibelium kullanma zamanı .. aldığım zomig in de birini içtim geriye kaldı 2.

insanın hiç biryerinin ağrımaması ne güzel bir şeymiş! gerçi biz bunu hep bir yerimiz ağrıyınca anlıyoruz .

odamdayım şimdi. burası savaş alanı gibi.. başım ağrıyınca böyle oluyor . çok dağılıyorum , dağıtıyorum . yatağımın üstünde oturmaktayım şu an . yatağın üstünde ben den başka laptop , bugün aldığım ilaçların torbası , 'böyle zamanlarda' okuduğumda kendimi iyi hissettiren -imzalı- Ece T. kitabı, annemin ördüğü pembe şal , ve bugün izlediğim filmin(palermo shooting) ikinci cd si var . yatağımın yanında makyaj malzemelerinin içinde bulunduğu pembe çanta , ve bilim tarihi adlı kitap durmakta . masamın üstündekileri saymaya başlarsam da çok fazla zaman kaybı olur .. bunların hepsi neden aslında biliyor musun , daha öncesinde beynime soktuğum şeyleri şimdi çıkarmaya çalışıyorum . bu nöronlar ilginç yaratıklar gerçekten, unutmak istediğini unutamazken , hatırlaman gerekenleri unutuyorsun ! iki nöron arasında kurulan köprüye çıkıyor her şey ve kurulamayan ! kendimle ve nöronlarımla yalnız kalmasam bu aralar herşey iyi gidebilir. okula gidiyim- derse giriyim -radyo programımı yapıyım-kutuphanede arastırma- kitaplarım- oda temizliği derken insan kendisinden biraz uzaklaşabiliyor , ama okuldan eve dönerken yağmur bastırınca , ve yürüyemecek kadar hızlanıp seni durdurunca.. çatısının altına girdiğin bir evin köşesinde kalıyorsun kendinle başbaşa! kaçacak hiç bir yer yok kendinden .. hesaplaşma vakti geliyor .. sorular var .. sorular çok da .. keşke cevaplar olsa .. ıslanmış kedi yavrusu gibi büzüşüp kalıyorsun orda hele benim gibi biriysen eğer bir de ağlıyorsun .. yağmurda yağdığından çok da belli olmuyor gözünden akanlar ..

yaşadığının ne olduğu , nasıl tasvir edilebileceği hakkında bile fikir yürütemezken sen , çünkü çok karmaşık gelmektedir her şey .. ama bir an arkadaşından* gelen bir soru , sadece safça sorulan bir soru yaşadıklarını özetleyip seni yerle bir edebiliyor ; "deniz , kalbin mi kırıldı senin?"


* Erdem Aylı

20.10.2009-20:10

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…