Sunday, October 25, 2009

hapisandeys

Have you ever been in love? Horrible isn't it? It makes you so vulnerable. It opens your chest and it opens up your heart and it means that someone can get inside you and mess you up. You build up all these defenses, you build up a whole suit of armor, so that nothing can hurt you, then one stupid person, no different from any other stupid person, wanders into your stupid life...You give them a piece of you. They didn't ask for it. They did something dumb one day, like kiss you or smile at you, and then your life isn't your own anymore. Love takes hostages. It gets inside you. It eats you out and leaves you crying in the darkness, so simple a phrase like 'maybe we should be just friends' turns into a glass splinter working its way into your heart. It hurts. Not just in the imagination. Not just in the mind. It's a soul-hurt, a real gets-inside-you-and-rips-you-apart pain. I hate love."

~

Tuesday, October 20, 2009

deniz?

Bugünlük hasta kayıtları bittiğinden , sıradaki insanların kötü bakışları altında doktorun kapısını tıklatıp ' eğer mümkünse kayıt yaptırmak istiyorum çünkü ağrımın 5. günü ve dayanamıyorum ' dedim .. Kendimi kötü tepkilere hazırladığımdan olsa gerek doktorun tepkisi gayet naif geldi halbuki sadece yapması gerekendi olan biten .
yaptırdım kaydımı , oturdum beklemeye başladım . Mavi hastanede doktor sırası beklerken kitap okumayı çok seviyorum . ama doktor sırası beklemeyi sevmiyorum . bu ikisinin ortak bir noktası ise yok . zaten başım çok ağrıyordu , o nedenle normalde zevk aldığım şeylerde ağrının 5. gününde eziyete dönüşmüştü. Sonunda sıra bana geldi. ve anlattım derdimi . tabiki "başladığı günden beri devamlı arttı , gün geçtikçe dayanılmaz bir hal aldı , ağrıyı kesebilmek için bazen insan kendine zarar vermeyi bile düşünebiliyor , dün gece oturarak uyudum , kafamı yastığa bile değdirmek acı veriyordu , ömrümden ömür gitti doktor bey artık bulun şu allahın cezası hastalığını çaresini !" demedim .. dediklerim çok daha yüzeysel şeylerdi . şimdi sibelium kullanma zamanı .. aldığım zomig in de birini içtim geriye kaldı 2.

insanın hiç biryerinin ağrımaması ne güzel bir şeymiş! gerçi biz bunu hep bir yerimiz ağrıyınca anlıyoruz .

odamdayım şimdi. burası savaş alanı gibi.. başım ağrıyınca böyle oluyor . çok dağılıyorum , dağıtıyorum . yatağımın üstünde oturmaktayım şu an . yatağın üstünde ben den başka laptop , bugün aldığım ilaçların torbası , 'böyle zamanlarda' okuduğumda kendimi iyi hissettiren -imzalı- Ece T. kitabı, annemin ördüğü pembe şal , ve bugün izlediğim filmin(palermo shooting) ikinci cd si var . yatağımın yanında makyaj malzemelerinin içinde bulunduğu pembe çanta , ve bilim tarihi adlı kitap durmakta . masamın üstündekileri saymaya başlarsam da çok fazla zaman kaybı olur .. bunların hepsi neden aslında biliyor musun , daha öncesinde beynime soktuğum şeyleri şimdi çıkarmaya çalışıyorum . bu nöronlar ilginç yaratıklar gerçekten, unutmak istediğini unutamazken , hatırlaman gerekenleri unutuyorsun ! iki nöron arasında kurulan köprüye çıkıyor her şey ve kurulamayan ! kendimle ve nöronlarımla yalnız kalmasam bu aralar herşey iyi gidebilir. okula gidiyim- derse giriyim -radyo programımı yapıyım-kutuphanede arastırma- kitaplarım- oda temizliği derken insan kendisinden biraz uzaklaşabiliyor , ama okuldan eve dönerken yağmur bastırınca , ve yürüyemecek kadar hızlanıp seni durdurunca.. çatısının altına girdiğin bir evin köşesinde kalıyorsun kendinle başbaşa! kaçacak hiç bir yer yok kendinden .. hesaplaşma vakti geliyor .. sorular var .. sorular çok da .. keşke cevaplar olsa .. ıslanmış kedi yavrusu gibi büzüşüp kalıyorsun orda hele benim gibi biriysen eğer bir de ağlıyorsun .. yağmurda yağdığından çok da belli olmuyor gözünden akanlar ..

yaşadığının ne olduğu , nasıl tasvir edilebileceği hakkında bile fikir yürütemezken sen , çünkü çok karmaşık gelmektedir her şey .. ama bir an arkadaşından* gelen bir soru , sadece safça sorulan bir soru yaşadıklarını özetleyip seni yerle bir edebiliyor ; "deniz , kalbin mi kırıldı senin?"


* Erdem Aylı

20.10.2009-20:10

Sunday, October 18, 2009

gitmeye mi geldin?

müzik..

biri geliyor .. müzik devam ediyor .. sonra gidiyor o .. müzik devam ediyor ve onu hatırlatıyor .. sonra başka biri geliyor .. müzik fonda.. ardından o da gidiyor ... müzik bu kez son gideni hatırlatıyor .. müzikle aldatmak gibi bir şey oluyor .. ve gelen yine gidecekmiş gibi oluyor .. içimden sorular geçiyor .. ' gitmeye mi geldin .. çünkü ben yoruldum ..' müzik fonda ..

gel-gitler arttıkça müzik hatırlatmıyor artık ..

müzikte yoruluyor sanırım ..

zihinde ..

m. kundera

makyaj çıkarıcı almıştım , bir ıslak ve kremli bez .. çıkartıyordu makyajı ama gerisinde bıraktığı kokudan hoşlanmadım .. sonra tonik denedim .. o da pek başarılı olamadı bu konuda..
ve farkettim ki .. en iyisi gözyaşı .. direk çıkarıyor makyajı .. o günden beri içimde kurdum bu cümleyi .. yanımdakine söylemedim ağladığım anlaşılmasın diye .. şimdiyse bir milan kundera kitabında okuyorum "gözyaşları en iyi leke çıkarıcıdır" diye ...
..

Saturday, October 17, 2009

pazar- öncesi

filmin sonunda akan isimlerin fonunda çalan müzikleri dinlemeyi severim , ve migrenim tuttuğunda sütlü çay içmeyi.

Tuesday, October 13, 2009

birinden diğerine..

bir hikayeden diğerine , bir kitaptan diğerine , bir mevsimden diğerine .. geçerken .. zorlanırım ben .

Thursday, October 1, 2009

i am no !

i am no superman !!

bugünlerde dinlenilesi bir şarkı kendisi ki o yüzden dinliyorum sık sık ! kendimi süpermen olmadığıma inandırmak için değil pek tabi !
bi yerde mi okumuştum , yoksa izlemiş miydim , ya da biri mi bahsetti belki de sadece düşündüm bilemiyorum ama keşke insanların duyguları görülebiliyor olsaydı .. yani böyle yolda yürürken yanınızdan geçen kadın başka bir kadına karşı duyduğu kıskançlığ koltuğunun altına sıkıştırmış öyle yürüyor olsaydı . Balık tutan bir amcanın misinaya takılan balıkla birlikte heyecanı belirseydi omuzlarının üstünde .. Arada bir eve gittiğimizde , odamız olarak kullandığımız ama gitgide yabancılaştığımız yerde aile sevgisi birikseydi görünürde .. kalpler üstüste . yolculuğa çıkarken evde bıraksaydık geçmişten kalan duyguları mesela , ya da taşıyabileceğimizi kadar alsaydık .. ki zaten sadece iki elimiz var .. pek tabi omzumuzda taşıyoruz yüklerimizi .. işte o külçeleri de görebilseydik , kimin ne kadar yükü var sırtında bilseydik ..
işte görünür olsaydı , o zaman kimse bana 'bugün daha iyi görünüyorsun ' demezdi , zira saklayamazdım duygularımı..

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...