Skip to main content

Ten ten in ve Şirinlerin ülkesi Belçika ..

Sınırı ne zaman geçtiğimizi bile farketmeden ben , geldik Brüksel ' e.. amaç EU binalarına gitmek . Yani programın amacı o ama benim değil (di). 26 bayrak önünde toplu fotoğraf çekildik , sonra 'visitor' bize EU dan bahsetti. Sorular 'Türkiye' üstünde döndü . 'visitor' hiç çekinmeden ülkenin dininin de EU 'ya girişini engellediğini söyledi.Sevdiğim tek nokta parlamentonun herkese açık olmasıydı , istediğiniz bir gün gidip dinleyebiliyorsunuz , bizimkilere inat , burada yönetişim (yönetim-iletişim) var . Neyse bu konu pek bir sıkıcı ..
Ama Brüksel de öyle ..

Bir çok tarihi bina var şehirde , yürüme mesafesinde .. ama bakımsız sokaklar baskın geliyor insanın psikolojisi üstünde .. Hiç beklemediğiniz bir anda burnunuza kötü bir koku geliyor .. garip şey doğrusu .. Ve çok fazla göçmen var, yerlisini gördük mü emin değilim ama Belçika da 3 dil konuşuluyor; Fransızca , Almanca , Flemenkçe .. genelde herşey fransızca ve almanca yazıyor . Bir insanın 3 ünü birden bilmesineyse gerek yok :)

Ama Bruge çok güzel bir yer .. gitmelisin görmelisin :) masallardan kalma sanki , etrafta at arabaları , tarihi binalar , heykeller , arnavut kaldırım yollar , sokak çalgıcıları , beyaz adam :) beyaz adamın hilkayesini ayrıca yazıcam :)

Brüge .. güzeldi.. :)

Akşam yemeği için hazırlanırken karar verme aşamasında şöyle dedim kendime ' Deniz , 25 yaşındasın , ilk kez Brüksel de bir akşam yemeği yiyeceksin , Micky Mouse tshirt ü ile çıkmamalısın ' :) sonuçta elbisem ve saçımda çiçeğimle geçirdim ilk Brüksel gecemi ..

Sabaha karşı otele geldiğimde , yatağımın önündeki kocaman pencereden turuncu bir gökyüzü görülüyordu , şehir uyuyordu desem .. yalan olur .. zira şehir hala uyanıktı , ve sıkıntılı .. sıkıntının rengi gökyüzüyle karışınca lacivert olmuş turuncu .. her uyurgezerlik sorunu olan insan gibi ben de pencerenin önüne masayı çektim ve bir sonraki Brüksel için uykuya daldım :)

Şehirde çok fazla heykel var ve genelde insan figürü , ve heykellerin kafası da kuşların konması için çok müsait .. ama ben deniz nedense böyle düşünmedim :) onları da heykellerin bir parçası sanarak kendi kendime ' tüm heykellerin kafasında Kuş var heralde bu ulke kuşları ile ünlü' dedim :) bu da bir bakış açısı tabi , hayal gücü mü demeliydim ?

Ten ten ve Şirinlerin ülkesi Belçika 'ya son noktayı koyansa durakta bekleyen amca oldu , elimde ki milk shake kutusunu atmak için çöp bulamadığımdan şikayet eden ben ilk gördüğüm çöpe yönelmişken , amcanın biri Fransızca bir şeyler söyledi .. anlamadım pek tabi .. kısa ibir iletişimsizlik sürecinden sonra milkshake imi amcaya verdim 'mersi' dedi ve içti.. gördüğüm onca güzelliğin üstünü amcanın hüznü kapladı ..
dip not:
... Rene Magritte nin müzesine gidemedim :/
... eskiz defterimi getirmediğime pişman oldum :/

**yolculuk şarkısı nıı nı nı nı nı nınııııı :) La vi en rose- e. piaf

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…