Friday, August 21, 2009

¿?



Yaz okulu kapsamında Brüksel e de gittik , akşam yemeği için hazırlanırken bir şey istemek için arkadaşımın odasına gittim . Kapıyı Dalia açtı , Mısır dan bir arkadaş.. Pek tatlıdır kendisi.. ama sanki bir sorun vardı , ya d abir değişiklik kendisinde , ama tam anlayamadım .. Sonra yemekte tekrar karşılaşınca aklıma geldi , kendisi aslında başı kapalı yaşar . Ama oda da öyle değildi , uzun kıvırcık saçları odanın içindeyken gayet özgürdü , değişiklik buydu ama ben farketmedim .. Ben de o akşam saçıma bir çiçek takmıştım .. Dalia taksa ona da yakışırdı elbet.. ve aynı grupta bir de İran lı arkadaşım vardı . O da kendi ülkesinde kapalı ama 'zorunda olduğu için ' , Almanya dayken kullanmadı örtüsünü . Konuştuk biraz.. Böyle tehdit yaşamayan ülkelerde yaşayan arkadaşların tepkisi genelde 'eğer kullanmak istiyorlar kullanabilirler başörtüsünü ' idi. Ben de bunun üstüne 'ama onlar isteyerek takmıyor baba veya koca baskısından dolayı takmak zorundalar' dedim .. O zaman İranlı arkadaşım 'aslında benim babam takmamı istemiyor ama bu ülkede bir kural olduğu için 'artık' babam da bir şey yapamıyor ' dedi.

Keşke şunu hepimizin aklı alsa 'başörtüsü kadına ait bir şey değildir ' söylenecek o kadar çok söz , kurulacak o kadar cümle var ki bu konu da .. ama bence her insanın kendisinin bunu en incesine kadar düşünüp anlamaya çalışması gerekir. Benim bu konu üzerindeki gözlemim ise şöyle , kadın isteyerek girmedi bu örtünün altına , dolayısıyla kendi istediği içinde çıkamıyor . Çıkmak için de erkeğe ihtiyacı var . O nedenle bu dönemde 'kim nasıl istiyorsa öyle yaşasın , isteyen başörtüsü taksın istemeyen takmasın ' demek özgürlük değildir , taraf tutmaktır !

We must love her




Tarih:18 Ağustos 2009
Yer : Munich Olimpik Stadyum

veee Madonna :) herşeyden önce kendisi hakkında ilk yorumum şöyle oldu 'karı manyak ! ' :) şaka bir yana kendisine karşı saygım arttı..

set list şöyle idi :

Intro/Candy Shop
Beat Goes On
Human Nature
Vogue
Video Interlude - Die Another Day
Into The Groove
Heartbeat
Borderline
She’s Not Me
Music
Video Interlude - Rain/Here Comes The Rain Again
Devil Wouldn’t Recognize You
Spanish Lesson
Miles Away
La Isla Bonita/Lela Pala Tute
Doli Doli (Live interlude - Romanian folk song)
You Must Love Me
Video Interlude - Get Stupid (About saving the planet)
4 Minutes
Like A Prayer
Ray Of Light
Hung Up
Give It To Me (Finale)


Ben acaba sahnenin neresinden uçarak gelecek falan diye düşünürken kendisi gayet sahnenin ortasında sandalye de oturmaktaydı konser başladığında . Candy shop ! ile başlayan konserde genelde şarkılar remixti , ses sisteminden dolayı mı yoksa Madonna nın kendisinden dolayı mı anlayamadım ama ses çok güçlüydü. Bazı şarkılarda (bknz . La isla Bonita ) Gypsy de eşilk etti Madonna ya ve show çok renkli ve eğlenceli bir hal aldı ..



Hip-noz

Konsere geldik , amaç nedir eğlenmek dans etmek , eşlik etmek .. ama biz -biz derken bütün stadyum - ilk beş şarkı falan hipnoz konumunda show a odaklandık . Belgesel tadına geçen konserde şahsen pek dans ettiğimi hatırlamıyırum .

She is Not me şarkısında manken taklidi yapan 3 kadını alaşağı etti , yani megolomanlık üst seviyedeydi (ki kendisinin böyle bir hakkı olduğunu düşünüyorum :)

Beni en çok etkileyen şarkı 'you must love me 'oldu . En çok bilinen şarkısı olduğundan herhalde Like a prayer çok coşkulu geçti. Get stupid de ekranlarda ulke baskanlarının ve savaşların görüntüleri yer aldı . Hitler , Bush , Obama , Ahmedinecad, Kennedy.. aklımda kalanlar .. ve şarkı sonunda şöyle yazdı ...........THE PLANET NEEDS YOU !

Kapanış ... give it to me !


Sahnede bir an durmayan Madonna nın yaşından şüphe etmeye başladım doğrusu .. bir ara ip atlayarak şarkı söyledi , yüksek topukları da unutmamak lazım.. Bavyera doğumlu BMW tabi ki bir ara sahnede kendini gösterdi ..

Gözde nin dediğine göre Madonna görmüş insan kategorisine yükseldim :)) şimdi radyoda anlatacak çok şeyim var Madonna hakkında .. insan kendine sormadan edemiyor , nedir bu olayı bu kadar coşkulu kılan , bu kadın ne yapıyor da milyonlar konserine geliyor ?? cevabı yine Madonna veriyor........................................MUSIC MAKES THE PEOPLE COME TOGETHER !!

Thursday, August 13, 2009




...artık yeni bir ilgi alanım var .. katedral ve kilise mimarisi.. beni bu konuda meraklandıran ise 'Kölner Dom'
yani dünyanın en büyük 3. katedrali.. öncelikle biraz tarihi bilgi vermek gerekirse eğer ..
... Almanya ya en çok turisti çeken bu yapı 1200 lü yıllarda yapılmaya başlanmış , fakat biraz uzun sürmüş -600 küsur yıl- ve de 1880 de kullanıma açılmış ...Bu nedenle kendisi 'bitirilemeyen katedral' şeklinde ünlenmiş. 157 metre yüksekliğindeki Dom Katolik Katedralinin 509 basamağı var . Bu devasal yapı siz şehirde nereye giderseniz gidin peşinizde , onu görmek için kafanızı kaldırmanız yeterli.. pusula görevi görüyor sanki :)

tarihi bilgileri geçip ne hissettirdiğine gelirsek eğer..

öncelikle 25 yaşına kadar bildiğim 'büyük' kelimesinin anlamı yeterince büyük değilmiş onu anladım Dom'u görünce .. gerçek olduğunu bilmesem , hayal gücüm aklımda canlandırmaya yetmiyor diyeceğim ama değil .. sanki yaşıyor gibi .. yani karşısında dururken bu yapının canlı olması gerektiğini düşünüyorsunuz .. ve daha bir çok şey düşündürtüyor size.. sorgulatıyor.. sonunda tabi başınız dönüyor ..


eğer bir tanrı varsa diyorsunuz kesin bunun içinde yaşıyor :) içeri girdiğinizde ise sizi alıp götüren dünya hakkında konuşmamayı tercih ederim zira çok manevi.. umarım bir şansınız olur bu maneviyatı yaşamaya..



Eğer Köln e yukarıdan bakmak istiyorsanız kesinlikle Dom doğru yer , sadece bir kaç basamak var aşmanız gereken .. 509+509 .. çok dar bir minare içinde yol alınıyor , iki kişi geçmek zor .. yukarı çıkanlardan yükselen nefes alıp verme sesi benim gibi 'klostrofobi'si olanlar için durumu daha da zorlaştırıyor.. gerçi ben bu yükseklik-ve-kapalı-yerde-kalma-korkumla Dom'un tepesinde ne arıyorum onu da bilmiyorum :) sonuçta aşağı indiğimizde bayılmak üzereydim ..

Dom beni yerle bir etti :) başımı döndürdü , bütün enerjimi aldı .. ama tabii benden aldıklarının yerine yenilerini koydu .. ben de yenilenerek ayrıldım Köln den ..

tarih : 11.08.09

Sunday, August 9, 2009

Benimle Oynar mısın ?




.. yer Brugge (brüj)
....tarih 7 ağustos

Biz küçük gruplar halinde dolaşıyoruz sokaklarda , fazla da uzaklaşamıyoruz , o yüzden devamlı büyük gruptaki diğer insanlarla karşılaşıyoruz .. Bense yer yön duygusu olmadığından kendi başıma gezmek gibi bir ihitmalim yok , dolayısıyla takılıyorum yine birilerinin peşine .. ama sıkılmışım da bu durumdan .. yollarda normal arabalardan fazla at arabaları .. neyse yine birine yol veriyim derken gördüm beyaz adamı..

işte o zaman daha çok inandım , Brügge 'ün masallardan kalma bir yer olduğuna..

Beyaz adam sokağın başında durdu , elinde ki beyaz kasayı yere koydu , cebinden 3 tane top çıkardı , kovasının kasanın önüne koydu , ve kasanın üstüne çıkıp bir heykel havasına büründü.. ta ki bir çocuk gelip para atana dek ..

çocuk para attı , heykel çözüldü , selam verdi , elindeki toplarla bir jonglör misali oynamaya başladı ve bir süre sonra tekrar , heykelleşti :) ben de bu eğlenceli oyuna bayıldım .. bu gezi de gördüğüm en yaratıcı fikirdi :) ben de attım tabii para .. selam verdi , oynadı .. öyle olunca benim aklıma bir şarkı geldi ...

' benimle oynar mısın? '

Saturday, August 8, 2009

Ten ten in ve Şirinlerin ülkesi Belçika ..

Sınırı ne zaman geçtiğimizi bile farketmeden ben , geldik Brüksel ' e.. amaç EU binalarına gitmek . Yani programın amacı o ama benim değil (di). 26 bayrak önünde toplu fotoğraf çekildik , sonra 'visitor' bize EU dan bahsetti. Sorular 'Türkiye' üstünde döndü . 'visitor' hiç çekinmeden ülkenin dininin de EU 'ya girişini engellediğini söyledi.Sevdiğim tek nokta parlamentonun herkese açık olmasıydı , istediğiniz bir gün gidip dinleyebiliyorsunuz , bizimkilere inat , burada yönetişim (yönetim-iletişim) var . Neyse bu konu pek bir sıkıcı ..
Ama Brüksel de öyle ..

Bir çok tarihi bina var şehirde , yürüme mesafesinde .. ama bakımsız sokaklar baskın geliyor insanın psikolojisi üstünde .. Hiç beklemediğiniz bir anda burnunuza kötü bir koku geliyor .. garip şey doğrusu .. Ve çok fazla göçmen var, yerlisini gördük mü emin değilim ama Belçika da 3 dil konuşuluyor; Fransızca , Almanca , Flemenkçe .. genelde herşey fransızca ve almanca yazıyor . Bir insanın 3 ünü birden bilmesineyse gerek yok :)

Ama Bruge çok güzel bir yer .. gitmelisin görmelisin :) masallardan kalma sanki , etrafta at arabaları , tarihi binalar , heykeller , arnavut kaldırım yollar , sokak çalgıcıları , beyaz adam :) beyaz adamın hilkayesini ayrıca yazıcam :)

Brüge .. güzeldi.. :)

Akşam yemeği için hazırlanırken karar verme aşamasında şöyle dedim kendime ' Deniz , 25 yaşındasın , ilk kez Brüksel de bir akşam yemeği yiyeceksin , Micky Mouse tshirt ü ile çıkmamalısın ' :) sonuçta elbisem ve saçımda çiçeğimle geçirdim ilk Brüksel gecemi ..

Sabaha karşı otele geldiğimde , yatağımın önündeki kocaman pencereden turuncu bir gökyüzü görülüyordu , şehir uyuyordu desem .. yalan olur .. zira şehir hala uyanıktı , ve sıkıntılı .. sıkıntının rengi gökyüzüyle karışınca lacivert olmuş turuncu .. her uyurgezerlik sorunu olan insan gibi ben de pencerenin önüne masayı çektim ve bir sonraki Brüksel için uykuya daldım :)

Şehirde çok fazla heykel var ve genelde insan figürü , ve heykellerin kafası da kuşların konması için çok müsait .. ama ben deniz nedense böyle düşünmedim :) onları da heykellerin bir parçası sanarak kendi kendime ' tüm heykellerin kafasında Kuş var heralde bu ulke kuşları ile ünlü' dedim :) bu da bir bakış açısı tabi , hayal gücü mü demeliydim ?

Ten ten ve Şirinlerin ülkesi Belçika 'ya son noktayı koyansa durakta bekleyen amca oldu , elimde ki milk shake kutusunu atmak için çöp bulamadığımdan şikayet eden ben ilk gördüğüm çöpe yönelmişken , amcanın biri Fransızca bir şeyler söyledi .. anlamadım pek tabi .. kısa ibir iletişimsizlik sürecinden sonra milkshake imi amcaya verdim 'mersi' dedi ve içti.. gördüğüm onca güzelliğin üstünü amcanın hüznü kapladı ..
dip not:
... Rene Magritte nin müzesine gidemedim :/
... eskiz defterimi getirmediğime pişman oldum :/

**yolculuk şarkısı nıı nı nı nı nı nınııııı :) La vi en rose- e. piaf

Saturday, August 1, 2009

üzgünüm ..

..çeneniz ve hatta yüzünüz kasılıp kalabilir .. bir kelimeyi tekrarlayıp durursunuz .. diliniz ve çeneniz hükmeder size ve beyninize , eliniz ayağınız titrer , durduramazsınız kendinizi , vücudunuzda akan kanın hızını hissedersiniz , korkarsınız bir de.. ayaklarınız tutmaz artık , yerdesinizdir .. diliniz aynı kelimeyi tekrarlar , her tekrarda artık kelime o kelime olmaktan çıkar .. siz bile anlam veremezken durduramazsınız kendinizi .. çevrenizde biri varsa yardım etmek ister , ama hiç bir şey gelmez elinden .. siz de ona "aslında iyiyim , düzelirim yakında , sen üzülme benim için " demek istersiniz .. diyemezsiniz.. içinizde kalır .. ve bu durumun hiç geçmemesinden korkmaya başlarsınız , bir hastalığa dönüşmesinden ..

yani en sevdiğiniz insanlardan biri , sizi çok yanlış bir şekilde yargılarsa bütün yaşadıklarınızı , yaşınızı ve duygularınızı hiçe sayarak .. o zaman bir sinir krizi geçirirsiniz.. izi hep içinizde kalacak ve aynı yüzü her gördüğünüzde her seferinde su yüzüne çıkacaktır ..

üzgünüm ..

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...