Skip to main content

Posts

Showing posts from August, 2009

¿?

Yaz okulu kapsamında Brüksel e de gittik , akşam yemeği için hazırlanırken bir şey istemek için arkadaşımın odasına gittim . Kapıyı Dalia açtı , Mısır dan bir arkadaş.. Pek tatlıdır kendisi.. ama sanki bir sorun vardı , ya d abir değişiklik kendisinde , ama tam anlayamadım .. Sonra yemekte tekrar karşılaşınca aklıma geldi , kendisi aslında başı kapalı yaşar . Ama oda da öyle değildi , uzun kıvırcık saçları odanın içindeyken gayet özgürdü , değişiklik buydu ama ben farketmedim .. Ben de o akşam saçıma bir çiçek takmıştım .. Dalia taksa ona da yakışırdı elbet.. ve aynı grupta bir de İran lı arkadaşım vardı . O da kendi ülkesinde kapalı ama 'zorunda olduğu için ' , Almanya dayken kullanmadı örtüsünü . Konuştuk biraz.. Böyle tehdit yaşamayan ülkelerde yaşayan arkadaşların tepkisi genelde 'eğer kullanmak istiyorlar kullanabilirler başörtüsünü ' idi. Ben de bunun üstüne 'ama onlar isteyerek takmıyor baba veya koca baskısından dolayı takmak zorundalar' dedim .. O za…

We must love her

Tarih:18 Ağustos 2009
Yer : Munich Olimpik Stadyum

veee Madonna :) herşeyden önce kendisi hakkında ilk yorumum şöyle oldu 'karı manyak ! ' :) şaka bir yana kendisine karşı saygım arttı..

set list şöyle idi :

Intro/Candy Shop
Beat Goes On
Human Nature
Vogue
Video Interlude - Die Another Day
Into The Groove
Heartbeat
Borderline
She’s Not Me
Music
Video Interlude - Rain/Here Comes The Rain Again
Devil Wouldn’t Recognize You
Spanish Lesson
Miles Away
La Isla Bonita/Lela Pala Tute
Doli Doli (Live interlude - Romanian folk song)
You Must Love Me
Video Interlude - Get Stupid (About saving the planet)
4 Minutes
Like A Prayer
Ray Of Light
Hung Up
Give It To Me (Finale)


Ben acaba sahnenin neresinden uçarak gelecek falan diye düşünürken kendisi gayet sahnenin ortasında sandalye de oturmaktaydı konser başladığında . Candy shop ! ile başlayan konserde genelde şarkılar remixti , ses sisteminden dolayı mı yoksa Madonna nın kendisinden dolayı mı anlayamadım ama ses çok güçlüydü. Bazı şarkılarda (bknz . La isla Bonita )…
...artık yeni bir ilgi alanım var .. katedral ve kilise mimarisi.. beni bu konuda meraklandıran ise 'Kölner Dom'
yani dünyanın en büyük 3. katedrali.. öncelikle biraz tarihi bilgi vermek gerekirse eğer ..
... Almanya ya en çok turisti çeken bu yapı 1200 lü yıllarda yapılmaya başlanmış , fakat biraz uzun sürmüş -600 küsur yıl- ve de 1880 de kullanıma açılmış ...Bu nedenle kendisi 'bitirilemeyen katedral' şeklinde ünlenmiş. 157 metre yüksekliğindeki Dom Katolik Katedralinin 509 basamağı var . Bu devasal yapı siz şehirde nereye giderseniz gidin peşinizde , onu görmek için kafanızı kaldırmanız yeterli.. pusula görevi görüyor sanki :)

tarihi bilgileri geçip ne hissettirdiğine gelirsek eğer..

öncelikle 25 yaşına kadar bildiğim 'büyük' kelimesinin anlamı yeterince büyük değilmiş onu anladım Dom'u görünce .. gerçek olduğunu bilmesem , hayal gücüm aklımda canlandırmaya yetmiyor diyeceğim ama değil .. sanki yaşıyor gibi .. yani karşısında dururken bu yapının canlı olması…

Benimle Oynar mısın ?

.. yer Brugge (brüj)
....tarih 7 ağustos

Biz küçük gruplar halinde dolaşıyoruz sokaklarda , fazla da uzaklaşamıyoruz , o yüzden devamlı büyük gruptaki diğer insanlarla karşılaşıyoruz .. Bense yer yön duygusu olmadığından kendi başıma gezmek gibi bir ihitmalim yok , dolayısıyla takılıyorum yine birilerinin peşine .. ama sıkılmışım da bu durumdan .. yollarda normal arabalardan fazla at arabaları .. neyse yine birine yol veriyim derken gördüm beyaz adamı..
işte o zaman daha çok inandım , Brügge 'ün masallardan kalma bir yer olduğuna..

Beyaz adam sokağın başında durdu , elinde ki beyaz kasayı yere koydu , cebinden 3 tane top çıkardı , kovasının kasanın önüne koydu , ve kasanın üstüne çıkıp bir heykel havasına büründü.. ta ki bir çocuk gelip para atana dek ..

çocuk para attı , heykel çözüldü , selam verdi , elindeki toplarla bir jonglör misali oynamaya başladı ve bir süre sonra tekrar , heykelleşti :) ben de bu eğlenceli oyuna bayıldım .. bu gezi de gördüğüm en yaratıcı fikirdi :) ben de at…

Ten ten in ve Şirinlerin ülkesi Belçika ..

Sınırı ne zaman geçtiğimizi bile farketmeden ben , geldik Brüksel ' e.. amaç EU binalarına gitmek . Yani programın amacı o ama benim değil (di). 26 bayrak önünde toplu fotoğraf çekildik , sonra 'visitor' bize EU dan bahsetti. Sorular 'Türkiye' üstünde döndü . 'visitor' hiç çekinmeden ülkenin dininin de EU 'ya girişini engellediğini söyledi.Sevdiğim tek nokta parlamentonun herkese açık olmasıydı , istediğiniz bir gün gidip dinleyebiliyorsunuz , bizimkilere inat , burada yönetişim (yönetim-iletişim) var . Neyse bu konu pek bir sıkıcı ..
Ama Brüksel de öyle ..

Bir çok tarihi bina var şehirde , yürüme mesafesinde .. ama bakımsız sokaklar baskın geliyor insanın psikolojisi üstünde .. Hiç beklemediğiniz bir anda burnunuza kötü bir koku geliyor .. garip şey doğrusu .. Ve çok fazla göçmen var, yerlisini gördük mü emin değilim ama Belçika da 3 dil konuşuluyor; Fransızca , Almanca , Flemenkçe .. genelde herşey fransızca ve almanca yazıyor . Bir insanın 3 ünü birden…

üzgünüm ..

..çeneniz ve hatta yüzünüz kasılıp kalabilir .. bir kelimeyi tekrarlayıp durursunuz .. diliniz ve çeneniz hükmeder size ve beyninize , eliniz ayağınız titrer , durduramazsınız kendinizi , vücudunuzda akan kanın hızını hissedersiniz , korkarsınız bir de.. ayaklarınız tutmaz artık , yerdesinizdir .. diliniz aynı kelimeyi tekrarlar , her tekrarda artık kelime o kelime olmaktan çıkar .. siz bile anlam veremezken durduramazsınız kendinizi .. çevrenizde biri varsa yardım etmek ister , ama hiç bir şey gelmez elinden .. siz de ona "aslında iyiyim , düzelirim yakında , sen üzülme benim için " demek istersiniz .. diyemezsiniz.. içinizde kalır .. ve bu durumun hiç geçmemesinden korkmaya başlarsınız , bir hastalığa dönüşmesinden ..
yani en sevdiğiniz insanlardan biri , sizi çok yanlış bir şekilde yargılarsa bütün yaşadıklarınızı , yaşınızı ve duygularınızı hiçe sayarak .. o zaman bir sinir krizi geçirirsiniz.. izi hep içinizde kalacak ve aynı yüzü her gördüğünüzde her seferinde su yüzün…