Skip to main content

olayvanaseydedgerivanagedibaadaas...


Uzun zaman oldu .. yazmayalı .. o yüzden çok cümle birikti ..kedilerden başlayabilirim .. (Orhan bu fotoğraf ondan :) son zamanlarda kedilerle aramda garip bir bağ oluştu .. tartışılmaz bir hayvanseverim ki zaten hayvan sevmeyenleri de sevmem .. ama kediler başkadır .. en başta kibirlidir.. geçen gün bir cafe de oturuyorum .. önümden ana cadde geçiyor .. yolun ilerisinde bir kedi göründü .. ve beni tanıyormuşcasına pıt pıt pıt yanıma geldi.. yaklaşınca anladım ki 'yarası var' ve hala kanıyor çok taze.. ayağını araba ezmiş .. diyor ki "nasıl bir dünya burası , yardım edecek kimse yok mu bana?" "bir peçete bile yok yanımda" dedim .. bağırdı durdu .. içimi burktu .. elinden kanlar akıyor hala .. hiç bir şey yapamadım .. bi sonraki gün yavru bir kedi gördüm .. bakkalın önünde.. bakkala sordum "kedi aç mı?" "ne biliyim ? " gibisine tersledi.. ne biliyim belki insanlığın tutmuşturda şu buzdolabında anlamsızca duran ve satılmayı bekleyen sütlerden birine kıyıp kediye vermişsindir.. aldım bir süt ve ekmek .. kaldırıma döktüm içsin diye .. oturdum yanına .. izlemeye koyuldum .. lıkır lıkır .. dünkünün vicdan azabını mı üstümden atmaya çalışıyorum ne? ne yani bu kedi süt içince diğerinin kanı mı duruyor .. değil elbette ama içerde bi yerlerde rahatlattım kendimi belki de sadece kandırdım ..
tatilden döndüm bu arada , hiç belli etmiyorum değil mi.. anlatacak ne güneş var ne deniz ne kum .. pek bir şey anlatasım yok tatilden .. radyodayım şimdi... seviyorum ben burayı ! bu tatilde bunu anladım .. alışmışım .. müziğe .. radyoya .. mikrofona .. programım 6 da idi.. bense sabah erkenden kalktım .. kiraladığım filmin devamını izledim. güz sancısı .. türkiye nin geçmişinden bahseden filmler arasına yeni girdi kendisi .. renkleri çok güzel .. tomris yönetmeni.. ağlamamak için zor tuttum kendimi önce.. sonra dedim kendime neden tutuyorsun ki? .. yanında biri olsa hadi neyse ;ki öylesi bile saçma iken sen şimdi neden tutuyorsun kendini " to remain unbreak doesnt make us a whole " .. bıraktım kendimi .. ağladım .. ne çok tutuyorum kendimi .. gitmemeliyim , söylememeliyim , aramamalıyım , ağlamamalıyım .. kendi olmaktan çıkar insan .. sonuçta ağladım , zaten ağlamamak için duygusuz olmak lazım , baş kahraman ölmüş , ve hatta yaşanılan olay gerçekte de yaşanmış , ağlarım tabi.. film bu ya diyemeyiz .. çünkü gerçeğin ta kendisi ..
bi arada woody allen filmleri seyrettim.. merak edip kitabını aldım 'yan etkiler' . ekşiden okudum neler yazmışlar falan filan .. hatta o gece michael jackson hakkında söylediği sözü okuyup gülmüştüm .. 'mj fakir zenci bir erkek olarak doğdu , zengin beyaz bir kadın olarak ölecek' .. ve sabah öğrendim ki mj ölmüş.. ölemez dedim .. ölmüş ama dediler.. hiç ölmeyecekmiş gibi geliyordu oysa .. süper kahramanlar misali .. batman , spiderman , mj .. olayvanaseydedgerivanagedibaadaas .. şarkı sözü bu .. çocukken , ingilizcenin i ' sini bilmezken ezberledik bi mj nın bu şarkısını .. olayvanaseydedgerivanagedibaadaas... ölemez..
mavi karanlığı okuyorum şimdi .. zamanında çok aramıştım da baskısı yoktu artık o nedenle bulamamıştım .. geçenlerde girdiğim sahafta iki tane yanyana durmaktaydı .. benden bekleneni yapıp ikisini de aldım .. şimdi artık sonlarına yaklaştım .. iyice gerildim ki biliyorum her vedat türkali kitabı gibi bunun da bombası sonda patlayacak .. bir gün tek başına da olduğu kadar ağlar mıyım acaba diye düşünmedim değil.. o adamın üslubunu çok seviyorum .. yazıyor .. kendine has.. kimse de görmedim o tekniği .. diyalog da mesela bir cümle yazıyor gerisi düşünce .. normal hayatta öyle değil mi.. içimizden neler geçiyor .. işte o geçenleri yazıyor her defasında .. öğreniyorsun yani adamın içini dışını .. nergisi , özgürü,korhanı .. o kediyle karşılaştığım günün akşamında kitapta da aynı şey oldu .. kedinin biri .. ayağı ezilmiş.. kanıyor .. pıt pıt pıt nergisin yanına geliyor ..
haftaya cuma almanya ya gidiyorum .. bir şeyin ilkini yaşamak nasıl bir duyguysa .. benim hissettiğimde onun biraz daha yoğunu ve artı güvensizlik duygusu.. sonuçta bir başka memleket :) 'hayat yolu'mu ben mi çiziyorum .. yoksa birileri çizmişde ben yürüyor muyum .. ayrımsayamıyorum bu aralar.. hayatın estireceği rüzgarların yönü belli olmadığından hazırlıksız yakalanıyorsun herseferinde .. öldürmezse güçlendirirmiş.. kısmen doğru da.. ya senden aldıkları ? eksilenler? negatifleşenler? hiç unutmamacasına aklına işlenenler .. evet tüm bunları omuzlarında taşıyabilmen için daha güçlü olmak zorunda olduğun kesin ..
iyi değil miyim ? yok canım daha neler..
ve bir teşekkür Orhan Okay' a ..'pencereden bakan kedi ' fotoğrafı için ..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…