Skip to main content

Yaşam kısa , Oku !


"İngiltere ve Fransa da toplumun %21 'i , Japonya 'da %14'ü , Amerika'da %12 'si düzenli kitap okurken , Türkiye de onbinde bir kişi kitap okuyor ! Vatandaşların ihtiyaç listesinde 235. sırada kitap var . Necip Türk milleti günde ortalama 5 saat televizyon izliyor;(O da Discovery Channel veya İz tv falan değil , dizi!) öte yandan kitap okumaya yılda 6 saat ayırıyor. Bir japon yılda ortalama 25, Bir İsviçreli 10 , bir Fransız 7, bir Türk ise 10 yılda 1 kitap okuyor. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'nda kitap okuma sıralamasında Türkiye ,; Libya , Tanzanya , Kongo ve Ermenistan gibi ülkelerin arkasında, 86. sırada yer alıyor .." (İstatistiki bilgiler 5 şubat 2009 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Odak Noktası adlı köşe yazısından alınmıştır )

Kitap okumayan insanlarla konuşmakta- anlaşmakta , onlara karşı kendimi ifade etmekte zorluk çekiyorum , doğruya doğru . Çevrende kitap okuyan kaç kişi var derseniz , bir elin beş parmağını geçmez , ne acı! Ama benim kadar sık kitap okuyan insanlarla tanıştığımda frekansımız hemen uyuşur , aynı dilden konuşuruz . Birinin elinde bir kitap görsem , ne okuyorsun demeden geçemem ki ben ..
Kitap okumuyorsunuz ya çok kızıyorum size ! Kitap okumadığımız için böyleyiz , bunu ne zaman farkediceksiniz bilmiyorum ki .. kitapların yerini gezmek görmek , dergi gazete karıştırmak hiç bir zaman tutmaz ki , bunun ayırdına ne zaman varıcaksınız , hiç bilmiyorum ki.. Kitap okumak bir hobi değildir , çünkü kitap okumak o kadar basit bir şey değildir .. Bir ihtiyaçtır .. bu kişisel bir görüş değil kesinlikle , olması gereken sadece . Ve birşeyler olması gerektiği gibi olsaydı her şey çok daha güzel olurdu bu ülkede ve bu hayatta . Ama biz daha sıfır noktasında bile değiliz ki , 'kitap okuma'ya hobi gözüyle baktıktan sonra ne kadar yol alabiliriz ki daha ? Evet kızmakta çok haklıyım ! kitap okumaya zaman ayırmayan arkadaşıma ! ve hatta babama bile ! Bugüne kadar ki birikimin yeter baba sana diyemem , çünkü sen hala iki çocuk büyütüyorsun .. sen hala bana nasihat veriyorsan , okumalısın , nasihatlarında ilerlemeli zaman gibi.. ve hatta anne senin içinde aynı şeyler geçerli . ve Türkiye nin çoğunluğu içinde aynı şekilde .. siz okumadıkça geriye gidicez , daha geriye .. Ama şu anda öyle bir durumdayız ki neden kitap okumuyorsun diye sormak bile kabahat , dışarıda otobüs beklerken bişeyler okumak bile acayip ilginç bir şey ! Kitap okumaktan zevk almak meselesini aşın artık ! kim dedi ki size her zaman zevkli olacak diye ? Öyle kitaplarda vardır mutlaka , pek çok .. ama öğrenmeniz gereken ve çok da zevkli olmayan pek çok şeyi yine kitaplardan öğrenmek durumundasınız . Böyle dediğimde aklınıza ders kitapları geliyorsa ortaokulda olmadığınızı hatırlatmam gerek . Tabi okumak yerine birilerinin size anlatmasını öğretmesini de bekleyebilirsiniz ama o zaman başkalarının terazisini kullanmış olursunuz .. Ahmet Cemal in dediği gibi daha ne kadar başkalarının terazisini kullanabilirsiniz? ya sizin terazileriniz?

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…