Skip to main content

'romantik komedi filminde değiliz anladım nihayet ..'

Anladım ki insan yetişemiyor ve her defasında bir şeyleri seçmesi gerekiyor , seçilenlerde insanın hayatını oluşturuyor . Devamlı bir şeyler seçiyorum , zamanımı şöyle harcamayı , şu kitabı okumayı , bunu yapmamayı , onu aramayı .. ya da aramamayı . İçimdeki inşaat hiç bitmeyecek gibi geliyor ...
Hayatımda hiç bu kadar yoğun hissetmemiştim dünyanın dönüşünü , olan bitenler o kadar hızlı ki beni yanından sıyırıp geçmese düşüvericem yere. Kafamı kitabıma gömüp , hiç kaldırmamak istiyorum ! Çünkü kafamı kaldırınca üstüme üstüme geliyor haberler , gazeteler .. Televizyonun açma tuşuna bastığım an onlarca insan ölüyor ! ve hatta küre ölüyor! Ama biz gözle gördüğümüz ve şu an başımıza gelenle ilgilendiğimiz için , kürenin ölmesi şu an pek umrumuzda değil ! Artık 'içten' mutlu olmak çok zor . O kadar çok 'kötü' şey var ki insanda alışkanlık yapıyor . Bu kötü bir şey tabiki ama istemsiz bir şey aynı zamanda . Siz eğer bir canlıya hep aynı uyartıyı verirseniz , o size artık en başta verdiği tepkinin %10 unu verir en fazla . Örneğin , RTE ilk zamanlar yaptığı gaflarla ne tepkiler aldı ama şimdi artık alıştık , ve tepkisizleştik . Artık herkesle konuşmakda istemiyorum , zaman harcamak da , mutluymuşum herşey yolundaymış gibi yapmakta . Her şey yolunda olamaz zaten ' KiMSE için olamaz. Orda insanlar ölürken , ve daha beteri bizi beklerken ne kadar sıkı kapatabiliriz ki gözlerimizi! Bilmiyorum bu zor zamanları siz neyle destekliyorsunuz , zira artık insan ne arkadaş sahbetlerinden ne pazar gazetelerinden ne de televizyon programlarından aynı tadı alıyor . Benim bi süredir uğraştığım nerdeyse tek şey 'bilim' . Kafamdaki soru işaretlerine orda yanıt bulup , kendimi 'düşünce' boşluğuna düşmekten kurtarıyorum ..
Çünkü anladım ki 'romantik komedi filminde değiliz' ve ben uzun zamandır kendimi kandırıyorum ...

Comments

Ali said…
Merhaba,

Radyo programınızla ilgili blogunuz yorum kabul etmediği için, size buradan ulaşmak istedim.

Şu anda radyo programınızı dinliyorum. Sadece şarkları tanıtarak yaptığınız sade sunumların, hem sanatçıya hem şarkıya hem de dinleyene ayrı bir saygı olduğunu düşünüyorum. O nedenle teşekkürler. Ancak, aynı zamanda soru da olabilecek bir eleştiri yapmak istiyorum. Şarkı anonsu yaparken, tanıtımınızı neden müzik kısmının üzerine yapıyorsunuz? Böyle olunca şarkıların, müzikle değil de sanki sözle birlikte başladığı algısı doğuyor. Bunu sadece sizde değil, diğer birçok radyo sunucusunda da görüyorum. Tanıtımlarını öyle bir ayarlıyorlar ki, tam da şarkının sözünün başlayacağı yerde bitiyor. Halbuki dinleyenler -ki ben kendimi dahil ediyorum- şarkının giriş müziğini de duymak isteyebilirler. Sizce de öyle değil mi?

Teşekkür ederim.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim .. Nina simon la ilgili olan programı dinlediniz sanırım ki kayıttı o :) çünkü tatildeyim :)
Onun dışında haklısınız radyoya sizin açınızdan ya da bu dinleme tarzıyla yaklaşanlarda var ama şöyle açıklayabilirm . Dinlediğiniz program benim özel programım ve ben orda fon kullanıyorum , yani aslında introya konuşmadım , ama evet diğer programlarda yani normal ve herhangi bir konsepti olmayan programlarda şarkının intro bölümünün sonuna kadar konuşuyorz , söz başlayınca susmak gibi bir kuralımız var ki bazı radyolarda bu bile yok biliyorsunuz :) bizim radyo formatımız bu şekilde , sadece müzik yayını yapan ya da tum djlerin kendi fonunun oldugu bir radyo değil.. sanırım daha fazla bir şey açıklayamam bu konu hakkında ki bizden istenende bu :)
dinlediğiniz ve elştirdiğiniz için teşekkür ederim :)

iyi günler.

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…