Skip to main content

Bilim ?


Neden bilimden bu kadar uzağız? Neden cafe de otururken , ya da ev de vakit geçirirken hep gazete , dergi (sanat , magazin , spor) karıştırıyoruz , okuyoruz da bilime bu kadar ağırlık vermiyoruz? Neden evlerde cosmopolitanlar birikirken bir yandan da ng ler , geo lar , atlaslar yükselmiyor ?
Gözümüze sürdüğümüz rimel , gözümüzden daha mı cezbedici? ya da bir kasın nasıl çalıştığını bilmeyen bir insanın futbolla ilgili yaptığı yorum ne kadar gerçekçi?
Düşünmekten mi kaçıyoruz yoksa? aklıma ilk gelen cevap bu da ..
*
Tamam Deniz , bu senin bölümün , sen bilebilirsin , biz bilmesek de olur :S gibi bir cevapta alabilirim ben sorularıma , çok da muhtemeldir. Ama bilim - biyoloji senle ilgili , benle ilgili.. canlı dünyası yani .. sen nerden geldin nereye gidiyorsun , senden önce kim vardı bu topraklarda.. peki bu değişim nasıl gerçekleşiyor yoksa hiç mi değişim olmuyor? ilk günkü gibi miyiz? ...
"maymundan gelmek " deyimi ne kadar doğru , özünde yatan ne ?
Ama tabiki "ne alakası var cnm " şeklinde sıyrılmak çok daha kolay .. az enerji harcıyoruz .. midyelerde az enerji harcıyor hatırlatıyım dedim .. kayalara tutunup sadece gelen suya karşı koyuyorlar .. ama bir süre sonra onu da yapamıyorlar ..
*
Evet zordur bilim , bilim okumak , anlamaya çalışmak .. ama bu tamamen bilime ayırdığınız sinir hücrelerinizin miktarı ile ilgili .. Eğer siz bu konuya yönelip , öğrenmek isterseniz sinir hücreleriniz size yardımcı olucaktır =)
*
Başlangıç için bir kitap önerebilirim , "Biyoloji budur " - Ernst Mayr ..

iyi okumalar =)

ve Prof. Richard Dawkins'ten bir alıntı .. ( uzun zamandır hiç bir metin beni böyle etkilemememişti , o yüzden bu metinle karşılaşmamı sağlayan Özgür Çankaya 'ya teşekkürler..)

"insanların hayatlarında, nesnel dünyadan öte birşeye ihtiyaçları olduğu söylenir. Bu nesnel dünyanin dolduramayacağı bir boşluk vardır; insanların hayatlarının bir amacı olduğuna inanmaları gerekir. Madem amaç istiyorsunuz, o "nesnel" dünyayı araştırmakla başlayin işe; daha da öte birşeye ihtiyacınız olduğuna karar vermeden önce, elinizdekilerin ne olduğunu öğrenin. Daha ne kadar fazla isteyebilirsiniz ki? Burnunuzun dibindeki dünyayı öğrenmeye başladığınızda anlayacaksınız ki orada hayal edebileceğinizden de fazlası var. DoldurulmasIna ihtiyaç olduğunu düşündüğünüz hayali boşluğu bilimle doldurmak icin illa bir bilimadami olmanıza gerek yok. Tek gereken, bilimin laborotuvarlardan cıkarılıp, kültürümüze salınmasıdır."
bir de Bernard Shaw'dan ;
'Yaşama hakkı kötüye kullanılır , sürekli sorgulanmazsa..'

Comments

ellerine sağlık, güzel bir yazı olmuş.:)

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…