Sunday, December 28, 2008

post-it 2

İnsanın sevdiği bir şarkıyı bulması ne güzel bir duygudur. Bugünün şarkısı bu olsun o zaman Where do you go to (my lovely) - Peter sarstedt .
Hotel Chevalier 'in soundtracki - bunun için sana teşekkür etmem lazım Kaba Şimşek :) ama senin bundan haberin yok :)

post-it 1

günlerden pazar
"sevmem ki ben pazarları " derdim ta ki Nazım'dan " bugün günlerden pazar , bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar " dizesini duyana kadar ..

Pencerenin kenarında oturup karşı pencerenin önünde soğuktan ve üzerine yağan kardan korunmak için tüylerini kabartıp uyuyan güvercinlere bakarken yanımda Sena'yla Eda vardı , bir yandan da Cem Adrian 'dan 'dostum' çalıyordu .. :)

Saturday, December 27, 2008

unuttuklarınız?

2-3 yaz önce bir film izlemiştim 'Hayalet Dünya ' .. izlediğim en iyi uzakdoğu filmi desem mübalağa yapmış olmam . Filmden bana tortu olarak kalan düşünceler oldu tabiki her film gibi.. ama bilirsiniz bazıları daha kalıcıdır dibinize çökerler , bir daha gitmemek üzere.
Yıllar önce izlediğim bu filmi bana hatırlatacak bir kaç şey yaşadım son zamanlarda o yüzden , tekrar su yüzüne çıktı tortular ..
Herhangi bir insanın hayatına girerken çok da önemsemeyiz o anları .. çok basittir çünkü bir merhaba . ama sonrası daha zordur , çünkü her zaman derim 'bitirmek başlamamaktan daha zordur '. Eğer bitiremeyeceğinizi biliyorsanız iki kez düşünün başlarken ... Çünkü ardınızda bıraktıklarınız .. cümleler .. diğer insanın hayatını şekillendirir , en azından mutlaka bir etkisi vardır. Kimbilir kimler geçti ömrümüzden , ne isimler, yüzler.. şimdi çok -çok azı var benim hayatımda mesela ,gerisi nerede? tek tek ne yapıyorlar diye sormuyorum aslında ama işte böyle anlaşılıyor . Belki şu şekilde söylersem daha iyi olur.. İlk okulda kullandığınız çanta? uyurken sarılıp yattığınız ayıcık ? en sevdiğiniz pijamalarınız ? ilk bisikletiniz ? dahası oyuncaklarınız , döküldümü bütün salonu dağıtabilme kapasitesine sahip olan oyuncak kutunuz? nerdeler şimdi.. nerde bıraktınız onları , hangi köşeye attınız.. kimbilir.. onlar hala yeryüzünde , bizden daha uzun yaşayacakları kesin . ama nerdeler? işte filmde biraz bununla ilgili , o ardınızda bıraktıklarınızın , unuttuklarınızın nereye gittiğiyle ..




Dönme dolabın olduğu resim , filmden aklımda kalan en belirgin sahne :) nette resmini bulunca çok sevindim . :)

Monday, December 22, 2008

Bilim ?


Neden bilimden bu kadar uzağız? Neden cafe de otururken , ya da ev de vakit geçirirken hep gazete , dergi (sanat , magazin , spor) karıştırıyoruz , okuyoruz da bilime bu kadar ağırlık vermiyoruz? Neden evlerde cosmopolitanlar birikirken bir yandan da ng ler , geo lar , atlaslar yükselmiyor ?
Gözümüze sürdüğümüz rimel , gözümüzden daha mı cezbedici? ya da bir kasın nasıl çalıştığını bilmeyen bir insanın futbolla ilgili yaptığı yorum ne kadar gerçekçi?
Düşünmekten mi kaçıyoruz yoksa? aklıma ilk gelen cevap bu da ..
*
Tamam Deniz , bu senin bölümün , sen bilebilirsin , biz bilmesek de olur :S gibi bir cevapta alabilirim ben sorularıma , çok da muhtemeldir. Ama bilim - biyoloji senle ilgili , benle ilgili.. canlı dünyası yani .. sen nerden geldin nereye gidiyorsun , senden önce kim vardı bu topraklarda.. peki bu değişim nasıl gerçekleşiyor yoksa hiç mi değişim olmuyor? ilk günkü gibi miyiz? ...
"maymundan gelmek " deyimi ne kadar doğru , özünde yatan ne ?
Ama tabiki "ne alakası var cnm " şeklinde sıyrılmak çok daha kolay .. az enerji harcıyoruz .. midyelerde az enerji harcıyor hatırlatıyım dedim .. kayalara tutunup sadece gelen suya karşı koyuyorlar .. ama bir süre sonra onu da yapamıyorlar ..
*
Evet zordur bilim , bilim okumak , anlamaya çalışmak .. ama bu tamamen bilime ayırdığınız sinir hücrelerinizin miktarı ile ilgili .. Eğer siz bu konuya yönelip , öğrenmek isterseniz sinir hücreleriniz size yardımcı olucaktır =)
*
Başlangıç için bir kitap önerebilirim , "Biyoloji budur " - Ernst Mayr ..

iyi okumalar =)

ve Prof. Richard Dawkins'ten bir alıntı .. ( uzun zamandır hiç bir metin beni böyle etkilemememişti , o yüzden bu metinle karşılaşmamı sağlayan Özgür Çankaya 'ya teşekkürler..)

"insanların hayatlarında, nesnel dünyadan öte birşeye ihtiyaçları olduğu söylenir. Bu nesnel dünyanin dolduramayacağı bir boşluk vardır; insanların hayatlarının bir amacı olduğuna inanmaları gerekir. Madem amaç istiyorsunuz, o "nesnel" dünyayı araştırmakla başlayin işe; daha da öte birşeye ihtiyacınız olduğuna karar vermeden önce, elinizdekilerin ne olduğunu öğrenin. Daha ne kadar fazla isteyebilirsiniz ki? Burnunuzun dibindeki dünyayı öğrenmeye başladığınızda anlayacaksınız ki orada hayal edebileceğinizden de fazlası var. DoldurulmasIna ihtiyaç olduğunu düşündüğünüz hayali boşluğu bilimle doldurmak icin illa bir bilimadami olmanıza gerek yok. Tek gereken, bilimin laborotuvarlardan cıkarılıp, kültürümüze salınmasıdır."
bir de Bernard Shaw'dan ;
'Yaşama hakkı kötüye kullanılır , sürekli sorgulanmazsa..'

Friday, December 19, 2008

ardımda bıraktıklarım ..


unutmuşum . hayatımda çektiğim en güzel kareyi bloguma yüklemeyi ve hakkında iki çift laf etmeyi unutmuşum .

dün bu iki fotoğrafın çıktısını aldım ve üniversitede çok sevdiğim iki ayrı hocama benden hatıra kalması için verdim . Fotoğraflar çıkıp onların ellerine ulaşana kadar çok fazla beğeni topladı , ilk fotoğrafta daha belirgin olan martıların yüzüne baktıkça baktı insanlar . Tahminimce bana olan oldu onlara da , içleri ısındı . Bu kuşlar insana derdini unutturur diye boşa demiyorum :)
insanın arkasında onu hatırlatacak bir şeyler bırakması ne kadar önemlidir bilmiyorum , ne kadar hatırlanmak- anılmak ister o kişi , onu da bilemem ama ardımda güzel bir şey bırakmanın mutluluğu doldu içime dün . Çektiğim bu iki fotoğraf bana hayata dair çok fazla şey anlatıp içimi ısıtırken aslında ne kadar güzel bir anı dondurduğumu anladım . Şimdi hiç bir şey aynı değil fotoğrafı çekilen yerde ..
Aynı duygu Edith Piaf dinlerken de çağrıştı ben de , adalar da yürürken kulağımda no je ne regrette rien şarkısı çalıyordu , beni benden alır o şarkı hep! bir yandan da şöyle düşündüm , Edith Piaf ın nerdeyse mezarında kemik kalmadı , ama o anda sesi benden daha canlıydı .. o ardında sesini bıraktı .. ve benim yaşadığım bazı anları daha anlamlı kıldı ..
...o yüzden gelin kabul edin , ardınızda bıraktıklarınız önemlidir .. ve ardınızda ne bırakacağınızı düşünmek için yaşlanmayı beklemeniz pek doğru olmaz çünkü yolun ne zaman biteceği belli olmaz .
O yüzdendir ki kağıt , kalem sizi bekler ..

Tuesday, December 2, 2008

İnsanlar gelir...








insanlar gider...



geç olsa da 'Sukkar Banat ' :)


Günün kirinden ,pasından uzaklaşmak için şeker gibi bir film biliyorum , tam anlamıyla şeker gibi , çünkü başrolde 4 tane kadın var :) şöyle kendinize sütlü bir kahve yapıp , koltuğunuza gömülüp , Caramel'i izleyin ( Sukkar Banat ) .. film başlasın , kamera güzellik salonunda dolaşıp güzel ve aynı zamanda doğal kadınları gösterdikçe sizinde bi gözünüz şöyle dışardan baksın kendinize , Tango el caramel çalsın .. Çalsın ki içinizden tango yapmak gelsin .. Başroldeki Layale i izledikçe canınız makyaj yapmak istesin :) sonra izin verin film sizi içine alsın .. ne zaman günlük güneşlik oldu ki hayat ? her şey her zaman bu kadar renkli ve güzel değil . Ya da eğer bi yerlerde renkli ve güzel şeyler varsa bile tüm hızla kirletilir ya .. işte o hesap . bu filminde renklerinin crossprocess yöntemiyle canlandırıldığına bakmayın anlattıkları bazen o kadar siyah ki - üzerine söz söylemeye kimsenin gücü yetmiyor .. Filmde , vazgeçtiğin şeyleri hatırlıyorsun , sevdiğin insan için kendinden verdiklerini .. verdiklerini hakedip etmeyeceğini hiç bir zaman anlayamayacağını .. sonra bir ameliyat masasından dikiş makinesi görüntüsüne kayıyor film .. ve işte bu iki sahne geçişi çok fazla şeyi anlatıyor .. "Mösyö Pompiduo 'ya terziye gittiğimi söylersiniz."
ve şu bize verilen , belki de içine doğduğumuz güzel hayatı ne kadar basitleştirdiğimizi de anlatıyor aslında .. bunların dışında aşkın yaşının , yerinin , zamanının kısacası kurallarının olmadığını hatırlatıyor özellikle 'hormon dengemin bozulduğu' şu günlerde :) ilaç gibi geliyor bana doğrusu 6. kez izlememe rağmen :) ve dediğim gibi filmden sonra kendinizi güzellik salonunda bulmanız çok olası - tıpkı benim yaptığım gibi ..
*
Bugün puzzle gibi gördüm hayatımı , kimin elinde hangi parça var , hayatımın hangi kısmını ve zamanını dolduracak onu anlamaya çalışıyorum şimdi .. bunun için ne kadar zamanım var bilmiyorum tabi ama ben genelde uzun yaşamam diyorum , bilmem neden öyle gibi .. şükretmek ne demek ? yemin etmek ? yani bu iki fiilin içinde tanrı olmalı mı? ona mı dayandırmalıyız bu fiilleri ? peki ona inanmayanlar ya da 'onun olup olmadığını kanıtlayamadıkları için bunu soru olarak bile görmeyenler' .. onlar bu fiilleri hiç kullanmazlar mı? peki ben düz mantık gitsem .. desem ki ben yaratan tanrıdır , beni de annem yarattığına göre? evet aklınızdaki sonuca çıksam bu çok mu garip olur? önermelerimin hangileri yanlıştır? doğru olma ihtimali kaçtır? herkesin inandığı şeye inanmak çok sıkıcı değil mi, şu hayatta keşfedilecek bir çok şey varken , onun yerine bu budur bundan gelir deyip yerinde saymak , diğerlerinden farklı veya artı bir şey bilmemek , bunun için enerji harcamamak? mutlaka bunun da bir adı vardır , yani böyle kendini engellemeden -direk aklına gelenleri yazmanın da bir adı olmalı .. dün 300 küsür ölü vardı Afrika da bir yerde , Hindistanda da 200 küsür ? ben kendimi nasıl hissetmeliyim bu durumda? gülümsemek bile acıtmaz mı insanı orda insanlar ölürken .. yoksa tüm hayatım boyunca siyah mı giymeliyim yas tutmak adına .. keşke gidebilsem ben de o yardıma muhtaç insanlara , yanlarına , yardıma .. gözümü kırpmam demiş miydim? o parlayan gözlerle bakan insanların gülümsemelerini görünce insan zaten ne önemi var hangi meridyende olduğunun? tüm günün yorgunluğundan sonra köşene çekildiğinde sevdiklerin uzakta kalmış olur belki ama sanki şimdi uzakta değiller mi? şimdi özlemiyor musun ..
*
ben bu soru yağmurunu yapıyorum arada , o yüzden üzerinize alınmamakla birlikte cevaplarını bildikleriniz varsa da can kulağıyla dilerim :)
* bu arada bir kitap okuyorum beyinle ilgili --> yaşlandıkça hayat çabuk mu geçer ? ilginç şeyler var yine içinde beyinle ilgili .. yapılan deneyler özellikle dikkat çekici ayrıca insan kendi üstünde de deneyebiliyor .. geneli anılarla ilgili .. hiç farkettiniz mi bilmem ama insanlar anılarını sadece görsel olarak hatırlıyor yani koku veya ses ile değil .. sadece görüntü .. hatta 3. bir göz gibi bakıyoruz o anlar gözümüzün önüne gelince , sanki rüyadaymışız gibi .. halbuki o andayken olayın içindeyiz ama hatırlarken dışardan bakıyoruz ve ilk 3-4 seneyi hiç hatırlamıyoruz , daha sonra yaşanılanlar perde anılar olarak diğerlerini kapadığından .. bir de çocukluktan hatırladıklarımız genelde acı veya üzüntü duygusunu içinde barındıranlar .. yani hatırlamaya çalışın ve dikkat edin genelde o hatırlanılan anlarda bir üzüntü var , belki acı , belki can sıkıntısı ama mutlu anıların hatırlanma oranı daha az eğer polyanna değilseniz:)

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...