Skip to main content

pusula'm Atatürk ..


Çok fazla şey yazıldı çizildi "Mustafa" belgeseli hakkında ama bu benim de bir şeyler yazıp çizmeyeceğim , fikrimi söylemeyeceğim anlamına gelmesin . Sadece bir süre beklememin sebebi , belgesi görüp öyle yazı yazmak istememden kaynaklanıyordu . Hala izlemiş değilim , çünkü artık izlememeye karar verdim .. Bazen insan yazılarına ve dolayısıyla düşüncelerine güvendiği yazarların yolundan gitmek isteyebilir . Bu öyle bir şey.. Belgeseli izlemeden onu eleştirecek misin ? yani tamamen ön yargılarınla mı yazıcaksın bu yazıyı? vb. sorular gelebilir aklınıza , ama değil . Evet; mutlaka ,belgeseli izleseydim de bu yazının başına geçseydim , farklı şeyler -odak aynı- yazardım hatta belki çok daha sert olurdu , bilemem ama benim bakış açım daha çok 'böyle bir zamanda neden buna ihtiyaç duyulduğu' ile alakalı ..

Öncelikle ilk defa vizyona giren bir belgesel için gidip gitmemeyi bu kadar ince ayrıntısına kadar düşündüm , radyoda anonsunu yapmıştım daha vizyona girmeden önce 'Can Dündar'ın hazırladığı Mustafa belgeseli 29 ekimde görülmeyi hakediyor ' demiştim kendimden ve Dündar'dan çok emin bir şekilde , sonra annem beğenmediğini , onu üzdüğünü söyledi , ablam ben de beğenmedim zaten bizim gibi insanların beğenmeyeceğini söyledi.. Köşe yazarlarına baktım , kim ne demiş diye .. Resmen ikiye ayrıldılar , ama neye göre ayrıldıklarını anlayamadım . Mesela her zaman takip ettiğim ve çok takdir ettiğim Ahmet Cemal , 'bizim gibi' bakanlara kızıyordu , 'bizim' Atatürk'ü kafamızda putlaştırdığımızı düşünüp , 'bizim' hakkımızda suç duyurusunda bulunuyordu (suç duyurusu fiili bir benzetme değil , yazar yazısında aynı şekilde bahsetmiştir) . Kendime dönüp baktım ben böyle mi yapıyorum? diye , hayır böyle olamazdı , içimde böyle değildi .. Bir de fotoğraf hocamla konuştum bu konuyu o da artık Can Dündar ın Atatürk ticareti yapmaya başladığından muzdaripti.. Çoğu insan benim kadar kafa yorup , sağa sola sorup düşünmemiştir eminim . Ama ben kendime resmen dert edindim . Ve sonunda izlememeye karar verdim .

Benim filmi izlemeden dahi yanlış bulduğum bir kaç nokta var . Şöyle ki , düz mantık baktığımızda her şey çok güzel , belgesel yapılıyor , bir insanın hayatı , mesleğinden çok kişisel hayatı , vizyona giriyor , en çok izlenilen belgesel oluyor , insanlar öğreniyor falan filan . Böyle baktığımızda hiç sorun yok . Ama eğer nasıl bir zamandan geçtiğimizin farkındaysanız bu filmin sizi de rahatsız etmiş olması gerekir.

Ben çok fazla kitap okudum Atatürk hakkında , ama yine de tabi ki yetkin olduğumu savunmuyorum . Bunu şunun için söylüyorum , ben ve benim gibi Atatürk 'ü okuyup anlamaya çalışan insanlar zaten biliyorduk biz Atatürk'ün ne çok sigara içtiğini , içki sofralarını , ilişkilerini , karanlıkta uyumak istemeyişini ... ama biz bunun yanında onun neler yaptığını da , bu ülkeyi bugünlere getirmek için nelerden vazgeçtiğini , kendinden neler verdiğini de okuduk . Şimdi siz eğer kalkıp halkın önüne kolay ulaşılabilir bir sanat dalı olan 'sinema' perdesine böyle bir belgeseli bu zamanda koyarsanız , yaptığınız tek şey halkı yanlış yönlendirmek olur. Sinema perdesine yansıttığınız şey eline patlamış mısırı alıp izlenebilecek kadar basit bir şey olmadığı gibi 'bilmeyeni - okumayanı- hakkında hiç bir fikri olmayanı' da başka yerlere sürükleyebilecek düzeyde bir belgesel. Şimdi bu gruptan okumayanı - yazmayanı çıkardım . Onlara zaten hiç bir şey katmadı . Geri de kalan grupsa karşı iki taraf . Atatürk çüler ve Atatürkçü olmayanlar. Burda'Atatürkçülük' kelimesini alıp bi yerlere götürmeye gerek yok , benim o kelimeden anladığım onun ilke ve inkılaplarına inanmak ve devamı için elinden geleni yapmaktır.

Gelelim Atatürk çü olmayan gruba , yani bi anlamda onu diktatörlükle suçlayan kısma . Doğrudur onların gözünde Mustafa Kemal Atatürk bir diktatördür , çünkü onların bu ülkeye yapmak istedikleri şeylere izin vermemiştir , bunun için de sadece kendi kafasındakini uygulamıştır . Sonuca bakarsak bu ülkeyi kimlerin elinden alıp o zor zamanda çağdaş medeniyet seviyesine yükseltmiştir. Doğrudur eğer sen şeriat istiyorsan , sana göre benim Ata'm diktatördür çünkü bunun olamayacağını dikte etmiştir. SANA dikte etmiştir , bana değil . Çünkü ben bunu zaten istemiyorum milyonlarca insan gibi . İşte bu belgesel de bu insanların ekmeğine yağ sürmektir , ellerine gayet 'yanlış ' kullanabilecek bir koz vermektir . Belgeseli derinlemesine anlamayacakları için , yüzeysel bakıp zaten karşısında olan fikrin daha çok arkasından konuşacaklardır. Bir insanın bu kadar büyük şeyleri yapabilmesi için yalnız olması gerektiğini anlayamayıp karanlıkta kortuğunu iddia edecekler , kurduğu sofra yüzünden dinsiz olarak bahsedeceklerdir. '10 kasım da ne gerek var anlamıyorum saygı duruşunda put gibi durmaya ' diyen bir insanın yönettiği ülkede sen Atatürk 'ün yüceliğini onun yüzüne tokat gibi çarpacak bir belgesel yapacak yerine böyle yanlış yönlendirirsen , işte yanlış zaman da yanlış iş diye ben buna derim .

Geri de kim kaldı Atatürk çü grup , yazının en başından bahsetmiştim zaten bizden , biz bunları biliyorduk zaten . Yani sonuç nedir? hiç bir şey katmadın sen bu millete.. yanlış zaman da yanlış iş yaptın .. benim gözümde budur Mustafa belgeseli..

Neden farklı bakıyoruz biliyor musunuz? çünkü bakış açılarımız farklı . Sen olduğun yerden bakıyorsun , belki uzaktan belki dışardan , yanaşmadan , olayın içine girmeden , okumadan etmeden , en önemlisi yaşamadan .. Bense 'sana göre' biraz daha içerdeyim , dışarıdaki çatışmadan korunmak için dolaba saklanıp ,dışarıya vatanını korumak için düşmanla çatışmaya giden babasını düşünerek karanlıkta kalan gözlerle bakıyorum bu konuya . Keşke sen de yaşasaydın bir kez olsun , o anı o zaman daha iyi anlardın beni . Batıdaki rahat yatağından kalkıp doğuya gitseydin bir kez, gece silah sesleri duyulunca ailenin telaşını görseydin , dolaba girip bekleseydin karanlıkta , ve ertesi gün hayata yeniden başlasaydın hiç bir şey olmamış gibi 'hayatta kalanlarla' birlikte. İşte o zaman aynı yerden bakabilirdik seninle , işte o zaman 'Mustafa' değil 'Atatürk' olurdu o senin için . Sonra kalkıp bir belgesel yapsaydın onun insani (!) yönünü değil asker yönünü izleseydik senden ..

Bugün haberlerde okudum en çok izlenilen belgesel olmuş , bunda garip bir şey yok bu ülkenin kurucusu hakkında hazırlanan belgesel tabi ki en çok izlenenler arasına girer . Sen yarın kalk bir de 'Kemal ' diye bir belgesel yap o da çok fazla izlenir. Bu bir başarı değildir.

Can Dündar bu belgeselinde Atatürk'e Mustafa demeyi öğrenmekten bahsediyordu bir röportajda .. İnanın böyle bir derdim yok , olmamalı da.. Benim bakış açım ,saygım çok farklıdır ona karşı , onu putlaştırmak değil ama doğrudur indiremem diğer insanların seviyesine . O da insan sonuçta diyerek vasat bir cevap vermeyin ne olur , hangimiz verdik ömrümüzü şu ülke için? nasıl bir tutar ki insan kendiyle onu ? Bu çok ayrı bir 'kayıtsızlık' ister , ben de bu yok .

Bu şudur , şöyledir şeklinde kesin çizgilerle cümleler yazmayı sevmem aslında , bu yazıda olduğu gibi. Ama doğruluğundan emin olduğum şeylerden bahsettim . Kitaplar okudum onun hakkında , size de tavsiyem onu anlamaya başlayın bi yerden .. Onu böylesine sevmemin ve anlamaya çalışmamın en büyük sebebi babamdır . Ben doğduğumdan beri bir askerle yaşadım evimde . Ve görevini gururla yapan biriydi bu asker , öyle şimdi ki gibi askere giderken bile bu kuruma söylemleriyle saygısızlık yapanlar gibi değildi. İyi ki de asker benim babam , dedim hep . Çok şey öğrendim ondan . Hep güvendim ona hatta bazen babam olduğu için değil , asker olduğu için böyle hissettim . Bugün bunlara kafa yoruyorsam en büyük pay babamındır , o yüzden ona sonsuz teşekkürlerimle bitirmek istiyorum bu yazıyı ..

edit: belgeseli izledim , ama düşüncelerimde çok fazla değişiklik yok , zaten onu okuyan bir insan olduğumdan belgeselden çok farklı bir bilgi edinmedim , en sevdiğim yani Lütfiye ile olan Atatürk ün görüntüsüydü , işte bunu ilk defa gördüm . Onun dışında Atatürk ü canlandıran kişiyi benzetemedim ona hiç , ve ayrıca beglegesin oluşturulma açısından yapılmış olan yanlışlıklar ve dolayısıyla kişi üzerinde bırakmış olduğu kötü psikolojinin sebeplerini Mustafa Altıoklar ın yazısını okuyunca anladım .. Belgesel hakkında yazılmış en objektif yazı olduğunu düşünüyorum , google da Mustafa Altıoklar ve Mustafa Belgeseli şeklinde arattığınız takdirde ulaşabilirsiniz..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…