Skip to main content

bu yüzdendir göz kapakları ..



Bugün kampüste yürürken , kaldırım kenarlarındaki toplanmış ve bir yığın halinde duran sararmış yaprak topağına , elimdeki şemsiyeyi golf sopası gibi kullanarak vurmak istedim , bir an gözümüm önünde canlandı yaprakların havalanışı.. Çevremdekiler de kötü kötü bakardı kesin , halbuki bana bir süpürge verseler ben geri süpürürdüm de onları , sabahları okula giderken görüyorum hep , bi amca var , yere düşen sarı yaprakları süpürüyor , bence kesinlikle insanı rahatlatan bir şey .. yani sararmış yaprakları bir köşeye toplamak ..

Bugün kurbağalarla deney yaptık . 'inanmıyoruuum öldürdünüz mü hayvanı?' diye sorarsanız eğer şöyle cevap verebilirim. Öldürmedik ama öldürmekten beter ettik . Yani hayvanları koruma derneğinden birileri bizi görse kesin dava falan açardı . Ama şöyle bir ayrıntı var bizim deneyimizi yapabilmemiz için hayvanın ölmemesi gerekiyor , fizyolojik faaliyetleriyle ilgili bir deneydi. Hayvanın bacak derisini kestik , soyarak bedeninden deriyi çıkardık , kasların arasından siyatik siniri bulduk , kasını da iple bir alete bağladık , yani bacak biraz havadaydı , o sırada yapay uyarı verip kastaki potansiyeli ölçeçekken hayvan gözünü açtı . Ben de tam karşısındaydım , ben zaten başından beri diyodum kesmeyelim diye .. Kurtulmaya falan çalıştı, kıpırdandı , e bacak asılı , eter getirin , eter bitmiş falan filan derken bir de kan da akıyor hayvanın kesilen yerlerinden .. yani ölmekten beter ettik derken bundan bahsediyordum . O yüzden rica edicem bana bir daha biyoloji okuduğumu öğrendiğinizde ' aa kurbağa kesiyo musunuuuuz?' sorusunu sormayın . Zaten bugün pek bi keyifsizim .. insan içine çıkasım yok . Yani zaten okula gittim geldim , her gören pek iyi görünmüyosun dedi. Ben de bunu duydukça kendimi daha kötü hissettim , ama hiç biri farkında değil. Ayrıca içimden gelse de 'sen de sabahın köründe bi çift kurbağa kesip , kanları dışarı akarken bir de eter koklasaydın böyle olurdun ' demedim zira bugün hiç kimseye dert anlatmaya niyetim yok. Ben de direk eve attım kendimi , yorgana gömülüp bir film izledim . Savage ailesi . Psikolojik filmleri seviyorum , demiş miydim?

Ayrıca bugün hayatımda ilk defa bir ödevimi hocanın kapısının altından attım , neden bilmiyorum ama bu bana kendimi iyi hissettirdi , benim de odam olsun istedim ve ben yokken insanlar kapının altından atsınlar .. Ama ben bugün bir şeyi ilk kez yapmanın heyecanıyla sanırım biraz fazla ittirdim , öyle hissediyorum ki kapının altından giren şeffaf ve kaygan dosya odanın içinde çok fazla ilerledi ve herhangi bri şeyin altına girdi. Yani hocanın o dosyayı görmeme ihtimali çok yüksek.

Bu arada Selçuk Altun un 'Yalnızlık gittiğin yoldan gelir' adlı kitabını okuyorum ve hatta yanında da her gün aperatif gibi okuyabileceğim ama çok şey öğrenebileceğim aynı yazarın 'kitap için' adlı kitabı var ki daha önce sanırım bundan bahsetmiştim .. Okuduğum romanın da çocukluğunda Hakkari ye gittiğinden bahsediyor , babası jandarma olduğu için kaldıkları apartmanı ve karşısındaki Sümbül dağı nı anlatıyor .. Dolayısıyla bana çocukluğumu hatırlattı , ordaki günleri .. Bir yaz günü balkonda otururken babama sormuştum , 'baba, burdan ne zaman gidicez?' babam ; 'şu karşıdaki sümbül dağı var ya kızım , işte o gelinliğini bir kez daha giydikten sonra...'

Üzüntü insanın neresine sığınır ? .. diye düşündüm . Nerde daha fazla ağırlık yapar .. Mesela en çok midemizde bir rahatsızlık duyarız herhangi soyut bir acıdan sonra .. ya da kalbimiz.. ama yok ben bugün acının nereye gittiğini , nerde saklandığını anladım .. Gözlerimizde.. Acı göz çukurlarımıza çöker .. bu yüzdendir gözkapakları , acıyı kapatmak için..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…