Skip to main content

Blowin' in the wind...

Sonunda ! melankolik insanlardan hoşlanan ve onlarla daha iyi geçinebileceğini söyleyen bir adam buldum , Alain De Botton =) cümlenin gelişinden yanlış anlamış olabilirsiniz ama bilmeyenler için 'kınayan bakışlarımla ' kendisinin bir yazar olduğunu söylemek de yarar var . Şöyle diyor 'neşeli bir melankolik olmaktan zarar gelmez..' düşüncesine katılmakla birlikte , etrafımıza baktığımızdagörüyoruz ki aslında çok mutlu olmamızı gerektiren bir durum yok, hatta daha çok oturup ağlamamızı gerektiren olaylar var .. Sanırım Johnny Cash gibi hayatımız boyunca siyah giymeliyiz , zira devamlı yası tutulması gereken şeyler oluyor , görmesek de , duymasak da, ya da görmemezlikten gelsek de . İşte tam bu cümleyle aklıma Bob Dylan ın şarkısı geldi ki , aşağıya eklicem .. Kaç kez başını çevirebilir insan / görmezlikten gelmek için ../

İlginç bir zaman dilimi içindeyim , okulum çok yoğun ve ona ek olarak radyo programım , ispanyolca dersim , ve ders vermeye yeni başladığım biri var .. bir de sanırım festivalde çalışıcam zaman kalırsa , burda amaç 'salon görevlisi olup biletleri tükenen oyunları görmek =)'
Gayet sosyal gibi gözükebilirim ama bence gitgide asosyalleşiyorum . Devamlı bi şeylere yetişmek için kendimi unuttuğumu farkettim ve ben de bugün okula gitmedim . Sanırım bu yaşta kimseye bunun için hesap vermem veya bahane bulmam gerekmiyor? Sadece arada bir kendime ayırabileceğim ve rahat rahat bir şeyler okuyabileceğim zaman dilimlerine ihtiyacım var o kadar ..

--


How many roads must a man walk down Before you call him a man?


Yes, 'n' how many times must the cannon balls fly Before they're forever banned?


Yes, 'n' how many ears must one man have Before he can hear people cry?


Yes, 'n' how many deaths will it take till he knows That too many people have died?


The answer, my friend, is blowin' in the wind,

The answer is blowin' in the wind..


Bob Dylan

/ Nice yol gitmeli ki bir insan / ona insan denebilsin ../Nice zaman atılmalı ki top mermileri / Sonsuza dek yasaklanabilsin../ Kaç kulağı olmalı ki insanın / Ağlayanları duyabilsin / Ve kaç insan ölmeli ki / Artık bu kadar da fazla diyebilsin ../ Kaç kez başını çevirebilir insan / görmezlikten gelmek için ../ Yanıt esen yeldedir dostum /Esen yeldedir..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…