Skip to main content

...

ikibinsekiiiiiz Nobeeel Edebiyaaat Ödülüüü kısaca La Clezio 'nun oldu ( Fransız ) . Hiç bir kitabını okudun mu derseniz hayır , okumadım , adını da duymadım =( hatta internette yaptığım araştırmada dilimize çevrilmiş bir kitabını da göremedim. Belki de o yüzden bilmiyorum . Biz böyle Nobel'e layık görülen eserleri çevirmeyelim tabi onun yerine 'kitap okumamak' ya da her zaman ki bahaneyle' zaman bulamamak' durumlarına devam edelim . Sonra cahil kalalım . Geri kalalım . Sanki çok ilerlemiş gibi , gittiğimiz yolları da geri dönüyoruz zaten . Evet sinirliyim , sanırım anlaşılıyor . Sinirliyim çünkü , sınıfımda şeriat isteyen bir salak var , başka bir sıfat kullanamam kimse kusura bakmasın . Bu saçmalığı düşünen bi insanın bana yakın - bu kadar yakın olması çok garip geliyor. Ders Adli Biyoloji idi , cinsel suçlar konusunda hoca Polonya örneğini verdi , " cinsel suçtan içeri girenler hadım edilecekmiş" . Biz de aramız da takdir ettik Polonya yı . Tabi bu şeriatçı arkadaşı rahatsız etti , ve birbirinden bu kadar ayrı olan iki olguyu bir terazinin kefelerine koyarak kelimenin tam anlamıyla saçmaladı ve dolyısıyla açık verdi , benim bildiğim bunlar saklanırlar . Ama o eskidendi , tabi şimdi destek çok , adam artık sınıfın ortasında şeriatın adaletini tartışabiliyor. Pardon tartışmıyor , savunuyor. Ayrıca hocanın tavrı ayrı bi yanlışlıktı zira ona saçmalık diyemem belki de o kadar ince düşünemedi o an ama bence yanlıştı . Şöyle bir tepki verdi ," merak etme sen , şeriat daha (!) gelmedi Türkiye 'ye ." Yani ben hocayı bilmesem onun da şeriatçı olduğuna inanıcam ama değil , o zaman bu ne demektir , inancını yitirmiş demektir. Yani 'evet günün birinde bu adamlar bizim ülkeye de bunu getirecekler , kaçınılmaz son " demektir. Ve böyle düşünüyorum demektir. Ama bir öğretmen olarak , yani toplumu yönlendiren bir insan olarak böyle ümitsizce bir karşılık vermemesi gerekiyordu. Bu olayın vehametini bir kenara bırakırsak , ben sanırım bu ara hocalara ve ders anlatış-anlatamayış üsluplarına da çok takılıyorum , bazı öğretmenlerimin anlatış-öğretiş yeteneklerine hayran olduğum gibi ... bazılarını da kendilerini geliştirmedikleri ve hiç yaratıcı olmayıp bir de derse gelip sadece elindeki notları okudukları için kınıyorum . Ve şimdiden notlar alıyorum ki ilerde böyle güzel bir meslekte olabilirsem öğrenci tarafından da bakabileyim ..

Comments

alideniz said…
Uzun zamandır okumuyordum yazdıklarını.. Ne zaman okudun ki dersen zaman zaman bakıyorum aynı harflerle farklı cümlelere nedense birşeyler yazmadan çıkıyordum herseferinde..sessizce okuyup, kapatıyordum ses etmeden..
Flickr bakdım az önce bir kapatmışsın hesabını.. Üzüldüm uzaklaşmana fotoğraftan..
Ama ben inanıyorum ki bir gün istediğin makineyi alıp devam ediceksin çekmeye..bazen ara vermekte iyidir, zorunluda olsa..2yıl hiç elime almamıştım bende hiçbir fotoğraf makinesini kendi kendime yasaklamışdım kendi makinemi alana kadar fotoğraf çekmiycem diye.. Hayaldi bir dslr makine ama hayallerim gercek oldu.. Umutsuz olma içindeki fotoğraf sevgisini azaltma.. Gün geliyor hayaller gerçek oluyor..

Neyse uzadıkça uzadı yazdıklarım son yazdığını oldukça beğendim, birilerininde gidişin farkında olması hoşuma gitti..Üzücü olan ise farkında olanlarında bu durumu izlemekten ve lanet etmekten daha fazla yapabileceği birsey olmaması(en azından şu an için)...
Hoşçakal Denizcim.. Her daim içinin güzelliğinin, kalemine ve objektifine yansıması dileğiyle..
Teşekkür ederim Ali'cim güzel cümlelerin için.. Okumana da sevindim yazılarımı =)
fotoğraf konusunda da evet zorunlu bir uzaklaşma oldu bu sefer . insan kendini tatmin etmeyen bir şeye niye devam etsin ki? aynı koşullarda? ..
kendine çok iyi bak . gçrüşmek üzere..

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…