Tuesday, October 21, 2008

Blowin' in the wind...

Sonunda ! melankolik insanlardan hoşlanan ve onlarla daha iyi geçinebileceğini söyleyen bir adam buldum , Alain De Botton =) cümlenin gelişinden yanlış anlamış olabilirsiniz ama bilmeyenler için 'kınayan bakışlarımla ' kendisinin bir yazar olduğunu söylemek de yarar var . Şöyle diyor 'neşeli bir melankolik olmaktan zarar gelmez..' düşüncesine katılmakla birlikte , etrafımıza baktığımızdagörüyoruz ki aslında çok mutlu olmamızı gerektiren bir durum yok, hatta daha çok oturup ağlamamızı gerektiren olaylar var .. Sanırım Johnny Cash gibi hayatımız boyunca siyah giymeliyiz , zira devamlı yası tutulması gereken şeyler oluyor , görmesek de , duymasak da, ya da görmemezlikten gelsek de . İşte tam bu cümleyle aklıma Bob Dylan ın şarkısı geldi ki , aşağıya eklicem .. Kaç kez başını çevirebilir insan / görmezlikten gelmek için ../

İlginç bir zaman dilimi içindeyim , okulum çok yoğun ve ona ek olarak radyo programım , ispanyolca dersim , ve ders vermeye yeni başladığım biri var .. bir de sanırım festivalde çalışıcam zaman kalırsa , burda amaç 'salon görevlisi olup biletleri tükenen oyunları görmek =)'
Gayet sosyal gibi gözükebilirim ama bence gitgide asosyalleşiyorum . Devamlı bi şeylere yetişmek için kendimi unuttuğumu farkettim ve ben de bugün okula gitmedim . Sanırım bu yaşta kimseye bunun için hesap vermem veya bahane bulmam gerekmiyor? Sadece arada bir kendime ayırabileceğim ve rahat rahat bir şeyler okuyabileceğim zaman dilimlerine ihtiyacım var o kadar ..

--


How many roads must a man walk down Before you call him a man?


Yes, 'n' how many times must the cannon balls fly Before they're forever banned?


Yes, 'n' how many ears must one man have Before he can hear people cry?


Yes, 'n' how many deaths will it take till he knows That too many people have died?


The answer, my friend, is blowin' in the wind,

The answer is blowin' in the wind..


Bob Dylan

/ Nice yol gitmeli ki bir insan / ona insan denebilsin ../Nice zaman atılmalı ki top mermileri / Sonsuza dek yasaklanabilsin../ Kaç kulağı olmalı ki insanın / Ağlayanları duyabilsin / Ve kaç insan ölmeli ki / Artık bu kadar da fazla diyebilsin ../ Kaç kez başını çevirebilir insan / görmezlikten gelmek için ../ Yanıt esen yeldedir dostum /Esen yeldedir..

Saturday, October 18, 2008

inanç?


Kim derdi ki kanaldan kanala geçerken göz ucuyla baktığım Desperate Housewife dizisi bana günün dersini verecek =) şöyle yazdı dizide , ya da şuna benzer bir şey diyim zira aynısını hatırlayamam .. ' İnanç, kanıtlayamayacağımız şeylere inanmaktır . Bu yüzden bizim için tek olan babamıza inanırız , yatağını bizimle paylaşan eşimize inanırız.. Ama bazen 'şüphe' çıkar gelir ve o zaman inancın yerini endişe doldurur.' üstüne uzun uzun düşünülmeyi hak eden bir paragraf .. dediğim gibi kendisi bir cnbc e dizisinden ..

Güzel şarkı --> Stranger by day - Shades Apart

Friday, October 17, 2008

bu yüzdendir göz kapakları ..



Bugün kampüste yürürken , kaldırım kenarlarındaki toplanmış ve bir yığın halinde duran sararmış yaprak topağına , elimdeki şemsiyeyi golf sopası gibi kullanarak vurmak istedim , bir an gözümüm önünde canlandı yaprakların havalanışı.. Çevremdekiler de kötü kötü bakardı kesin , halbuki bana bir süpürge verseler ben geri süpürürdüm de onları , sabahları okula giderken görüyorum hep , bi amca var , yere düşen sarı yaprakları süpürüyor , bence kesinlikle insanı rahatlatan bir şey .. yani sararmış yaprakları bir köşeye toplamak ..

Bugün kurbağalarla deney yaptık . 'inanmıyoruuum öldürdünüz mü hayvanı?' diye sorarsanız eğer şöyle cevap verebilirim. Öldürmedik ama öldürmekten beter ettik . Yani hayvanları koruma derneğinden birileri bizi görse kesin dava falan açardı . Ama şöyle bir ayrıntı var bizim deneyimizi yapabilmemiz için hayvanın ölmemesi gerekiyor , fizyolojik faaliyetleriyle ilgili bir deneydi. Hayvanın bacak derisini kestik , soyarak bedeninden deriyi çıkardık , kasların arasından siyatik siniri bulduk , kasını da iple bir alete bağladık , yani bacak biraz havadaydı , o sırada yapay uyarı verip kastaki potansiyeli ölçeçekken hayvan gözünü açtı . Ben de tam karşısındaydım , ben zaten başından beri diyodum kesmeyelim diye .. Kurtulmaya falan çalıştı, kıpırdandı , e bacak asılı , eter getirin , eter bitmiş falan filan derken bir de kan da akıyor hayvanın kesilen yerlerinden .. yani ölmekten beter ettik derken bundan bahsediyordum . O yüzden rica edicem bana bir daha biyoloji okuduğumu öğrendiğinizde ' aa kurbağa kesiyo musunuuuuz?' sorusunu sormayın . Zaten bugün pek bi keyifsizim .. insan içine çıkasım yok . Yani zaten okula gittim geldim , her gören pek iyi görünmüyosun dedi. Ben de bunu duydukça kendimi daha kötü hissettim , ama hiç biri farkında değil. Ayrıca içimden gelse de 'sen de sabahın köründe bi çift kurbağa kesip , kanları dışarı akarken bir de eter koklasaydın böyle olurdun ' demedim zira bugün hiç kimseye dert anlatmaya niyetim yok. Ben de direk eve attım kendimi , yorgana gömülüp bir film izledim . Savage ailesi . Psikolojik filmleri seviyorum , demiş miydim?

Ayrıca bugün hayatımda ilk defa bir ödevimi hocanın kapısının altından attım , neden bilmiyorum ama bu bana kendimi iyi hissettirdi , benim de odam olsun istedim ve ben yokken insanlar kapının altından atsınlar .. Ama ben bugün bir şeyi ilk kez yapmanın heyecanıyla sanırım biraz fazla ittirdim , öyle hissediyorum ki kapının altından giren şeffaf ve kaygan dosya odanın içinde çok fazla ilerledi ve herhangi bri şeyin altına girdi. Yani hocanın o dosyayı görmeme ihtimali çok yüksek.

Bu arada Selçuk Altun un 'Yalnızlık gittiğin yoldan gelir' adlı kitabını okuyorum ve hatta yanında da her gün aperatif gibi okuyabileceğim ama çok şey öğrenebileceğim aynı yazarın 'kitap için' adlı kitabı var ki daha önce sanırım bundan bahsetmiştim .. Okuduğum romanın da çocukluğunda Hakkari ye gittiğinden bahsediyor , babası jandarma olduğu için kaldıkları apartmanı ve karşısındaki Sümbül dağı nı anlatıyor .. Dolayısıyla bana çocukluğumu hatırlattı , ordaki günleri .. Bir yaz günü balkonda otururken babama sormuştum , 'baba, burdan ne zaman gidicez?' babam ; 'şu karşıdaki sümbül dağı var ya kızım , işte o gelinliğini bir kez daha giydikten sonra...'

Üzüntü insanın neresine sığınır ? .. diye düşündüm . Nerde daha fazla ağırlık yapar .. Mesela en çok midemizde bir rahatsızlık duyarız herhangi soyut bir acıdan sonra .. ya da kalbimiz.. ama yok ben bugün acının nereye gittiğini , nerde saklandığını anladım .. Gözlerimizde.. Acı göz çukurlarımıza çöker .. bu yüzdendir gözkapakları , acıyı kapatmak için..

Monday, October 13, 2008

Rüzgara meydan okumak isteyen kim ?

Bazen özlemiyor değilim .. bir şeyler tasarlamayı ve ardından çizmeyi .. bir şeylerden kastım kıyafet .. ama uzun zaman oldu çizmeyeli o yüzden elim de tembelleşti . Aslında biraz da bilerek çizmiyorum , odağımı bozmaktan korkuyorum ki zor odaklanabildiğimi de düşünürsek isteyerek çizmemek gibi bir şey oluyor ama tabi o sağa sola amaçsızca atılmış çizgilerin verdiği rahatlıkta arada bir özleniyor .. Bu hayalin içi hayal kırıklıklarıyla dolu olduğu için özellikle çok derin bahsetmiyorum . Yelkenlerin yönünü değiştirmemiz gerektiğini söyler hayat bazen bize biz de elimizden geleni yaparız , o hesap . Rüzgara meydan okumak isteyen kim?

Bu bloga yazmak istediğim bir kaç konu var ama ciddi konular olduğundan biraz daha zaman lazım , ya da geniş bir zaman .. bunlardan biri 'kitap okumak hobi değildir , ihtiyaçtır' bir diğeri 'küresel ısınma ' biri de şu başıma bişey gelmicekse Atatürk ü sevmiyorum muhabbetinden beri aklımda olan konu ' Atatürk ü sevmekle Atatürkçülük aynı şey değildir.'

Bu budur , şu şudur şeklinde kesin çizgili cümleleri sevmiyorum aslında ama yukardaki iki cümle nin de ben başka bir alternatifi olmadığı için cümleyi böyle kurmak durumundaydım .

Sunday, October 12, 2008

Saturday, October 11, 2008

günlerden soundtrack

Radyodayım , program bitmek üzere ve ben yine benden sonraki soundtrak programında ki şarkıları gözden geçirirken 'bugünün şarkısı' nı seçtim . =)
SoMeBoDy lıKE yOu - Kestin Urban

Ben hep diyorum - hayatımızın soundtrackleri olmalı - çünkü asıl filmler hayatlarımız .. Benim şimdiye kadar soundtrack olarak seçtiğim şarkılar 3 tane . Birincisi ben ağlarken ya da kötüyken ya da umutsuzken yani o tür iç karartıcı sahnelerde fonda çalabilecek REM .den 'Everybody Hurts' , düğün sahnesinde ( ki senaryoda bir düğün sahnesi var mı emin değilim ) Louis Armstrong 'dan La Vie En Rose , ne çok isterdim Edith Piaf ta gelsin =) ve cenaze sahnesinde Rufus tan ' Hallelujah ' Hatta isterdim ki Rufus alsın piyanosunu gelsin cenazeme .. canlı canlı çalsın benim cansızlığımın tersine . Ben yine de duyarım gibi geliyor =) Billie Holiday dan ' i ll be seeing you ' parçasını da sıkıştırmalı bi yere ama nereye.

Birazdan eve dönüp - battaniyenin içine girip Meg Ryan filmi izlemek istiyorum - kendimin ne kadar kötü bir insan olduğunu düşünerek . En iyisi sen dön İstanbul'dan gelidiğin ülkeye .

18 Ekim de İstanbul da olmak istiyorum . Samuel Beckett in iki oyunu ve Nazım Hikmet in şiirlerinden oluşan bir gösteri var . Çok istiyoruuum gitmeyi . bir kere de şu çekim yasası benim için işlese çok mutlu olucam =)

Friday, October 10, 2008

günlerden Macbeth ...



Eğer kendimi çok daha iyi hissediyor olsaydım , eğer bu ülke bana daha iyisini hissettiriyor olsaydı , gazete okumaktan bu derece yorulmuş olmasaydım , ve ben de çoğu insan gibi korkmaya başlamasaydım , zamanımıza ve ülkemize en uygun yazının Shakespeare tarafından yazılmış olduğunu düşünmezdim , ve bu derece etkilemezdi belki de .. ama üzgünüm .. sizin gibi..

"Zavallı memleket kendini tanımaktan korkar oldu neredeyse... Yüzü gülmez oldu kimsenin olan biteni bilmeyenden başka . Ahı gökleri tuttu milletin duyan yok . En büyük acılar gündelik kaygılara döndü . Ölüm haberleri geldiği zaman kimin için olduğu sorulmuyor bile . Doğru insanların ömrü çabuk tükeniyor , şapkalarına taktıkları çiçeklerden daha çabuk . Fazla konuşmaya dilim varmıyor ama öyle kötü günler yaşıyoruz ki şimdi ; neden korktuğumuzu bilmeden kuşkular içindeyiz . Azmış kudurmuş bir denizin ortasında sağa sola boşuna yalpa vurup , olduğumuz yerde sayıyor gibiyiz. İşler sarpa sardı mı ya olacağına varır ya da eski durumuna döner her şey..."



W.Shakespeare


MACBETH

Thursday, October 9, 2008

...

ikibinsekiiiiiz Nobeeel Edebiyaaat Ödülüüü kısaca La Clezio 'nun oldu ( Fransız ) . Hiç bir kitabını okudun mu derseniz hayır , okumadım , adını da duymadım =( hatta internette yaptığım araştırmada dilimize çevrilmiş bir kitabını da göremedim. Belki de o yüzden bilmiyorum . Biz böyle Nobel'e layık görülen eserleri çevirmeyelim tabi onun yerine 'kitap okumamak' ya da her zaman ki bahaneyle' zaman bulamamak' durumlarına devam edelim . Sonra cahil kalalım . Geri kalalım . Sanki çok ilerlemiş gibi , gittiğimiz yolları da geri dönüyoruz zaten . Evet sinirliyim , sanırım anlaşılıyor . Sinirliyim çünkü , sınıfımda şeriat isteyen bir salak var , başka bir sıfat kullanamam kimse kusura bakmasın . Bu saçmalığı düşünen bi insanın bana yakın - bu kadar yakın olması çok garip geliyor. Ders Adli Biyoloji idi , cinsel suçlar konusunda hoca Polonya örneğini verdi , " cinsel suçtan içeri girenler hadım edilecekmiş" . Biz de aramız da takdir ettik Polonya yı . Tabi bu şeriatçı arkadaşı rahatsız etti , ve birbirinden bu kadar ayrı olan iki olguyu bir terazinin kefelerine koyarak kelimenin tam anlamıyla saçmaladı ve dolyısıyla açık verdi , benim bildiğim bunlar saklanırlar . Ama o eskidendi , tabi şimdi destek çok , adam artık sınıfın ortasında şeriatın adaletini tartışabiliyor. Pardon tartışmıyor , savunuyor. Ayrıca hocanın tavrı ayrı bi yanlışlıktı zira ona saçmalık diyemem belki de o kadar ince düşünemedi o an ama bence yanlıştı . Şöyle bir tepki verdi ," merak etme sen , şeriat daha (!) gelmedi Türkiye 'ye ." Yani ben hocayı bilmesem onun da şeriatçı olduğuna inanıcam ama değil , o zaman bu ne demektir , inancını yitirmiş demektir. Yani 'evet günün birinde bu adamlar bizim ülkeye de bunu getirecekler , kaçınılmaz son " demektir. Ve böyle düşünüyorum demektir. Ama bir öğretmen olarak , yani toplumu yönlendiren bir insan olarak böyle ümitsizce bir karşılık vermemesi gerekiyordu. Bu olayın vehametini bir kenara bırakırsak , ben sanırım bu ara hocalara ve ders anlatış-anlatamayış üsluplarına da çok takılıyorum , bazı öğretmenlerimin anlatış-öğretiş yeteneklerine hayran olduğum gibi ... bazılarını da kendilerini geliştirmedikleri ve hiç yaratıcı olmayıp bir de derse gelip sadece elindeki notları okudukları için kınıyorum . Ve şimdiden notlar alıyorum ki ilerde böyle güzel bir meslekte olabilirsem öğrenci tarafından da bakabileyim ..

Wednesday, October 8, 2008

günlerden Nobel ..



Nobel ödüllerine bakıyordum da , tıp alanındaki rahim ağzı kanserine neden olan virüsü bulana , kimya alanında olan hali hazırda bulunmuş florasan proteinlerle ilgili konunun geliştirilmesi üzerine verilmiş. Fizik ödülü ise , verildiği konu hakkında hiç bir fikrim yok =) anladığım kadarıyla sırayla veriliyor ödüller , bir gün biri bir gün biri açıklanıyor . Bense en çok edebiyat ödülünü merak ediyorum . Her ne kadar geçen sene ödülü alan yazarın kitaplarını bi hevesle alıp , henüz okumasam da merak ediyorum . Ve hatta bence kitapçılarda Nobel ödülü almış yazarlar bölümü şeklinde bir bölüm olmalı ve , o yazarların kitapları sadece o bölümde olmalı . Yani benim ilerde bir kitapçı dükkanım olursa böyle yapmayı planlıyorum . Çünkü bu önemli bir şey bence , kriterleri bilmiyorum tabiki. Ayrıca en son edebiyat ödülünü alan yazarın kitabı 'ucuz kitaplar' arasındaydı , iki kitabı (Altın defterler- Doris Lessing ) 2 ytl ye almıştım . Kasada sordum satış yapanlara elimdeki kitabın yazarının kim olduğunu , bilmediklerini söylediler .. ben de kitapların ucuza gittiğini söyledim .. anlamadılar ..

Ama ben artık Amos Oz 'un bu ödülü almasını istiyorum =)

Monday, October 6, 2008

kimse sormadı ...


Eğer bir allahın kulu bana bugüne kadar ' eğer bi kitabın içinde bir gün geçirme şansın olsaydı hangi kitap kahramanını seçerdin ?' diye sorsaydı .. Ona hiç düşünmeden ( .. çünkü önceden düşündüm ) Paul Auster 'ın Yükseklik Korkusu kitabındaki Mr. Vertigo derdim . Ama kimse bana bu soruyu sormadı , o yüzden cevapta hep içimde kaldı , ben de daha fazla içimde tutamayınca , buraya yazdım , rahatladım , şimdi daha iyi hissediyorum =)

ders 1 - hormonlar


Hormonlar ? hormon nedir biliyor musunuz? ne işimize yararlar? burda oturupta biyolojik açıklamasını yapmayacağım tabiki zira biyolojik açıklamayı her yerden bulabilirsiniz.. Kendi dilimde anlatmaya çalışıcam ..
Şöyle ki mesela iki gün önceye kadar , çok asabi bir tavrım vardı , kimseyle görüşmek istemiyordum , yalnız kalmak istiyordum , hem de hayatımın sonuna kadar .. ama bugün öyle değilim gayette herkesi özlediğimi hissediyorum . Tüm arkadaşlarımla konuşmak istiyorum , beni biraz üzenlerle bile.. işte dün öyleyken bugün böyle olmamın sebebi hormonlar . Evet . Ya da sevgilinizi gördüğünüzde kalbinizin hızla çarpması , sinirlendiğiniz de bir yere vurmak istemeniz ve kollarınızın normale oranla daha güçlenmesi , veya bir şeyden korkmanız ve korktuğunuzda normalde çok daha hızlı koşabilmeniz , mesela Bush un böylesine şiddet yanlısı olması ,RTE nin bütün bu yaptıkları yanında vicdanının sızlamaması .. hepsi hepsiii hormonlar sayesinde ya da hormonlar yüzünden ..

Bir örnekle detaya girerek açıklamak gerekirse .. bir an korkunç bir şey görürsünüz , gözlerinizde ki reseptörler bunu algılar , beyinde ki korku bölümüne iletir , o da böbrek üstü bezinizden adrenalin salgılattırır ve kalbiniz hızla çarpmaya başlar , ve korktuğunuzu hissederseniz .. yani farkettiyseniz , önce hormon sonra duygu . Kaçmak isteği duyarsanız bacaklarınıza doğru kan basıncı artarken , vurma ihtiyacı duyarsanız kollarınıza çok daha fazla kan pompalanır .. İşte bu yüzden şöyle diyebiliriz , hormonlarımız bizi yönetiyor.

Bayanların özel günlerinde gergin olmaları o dönemde ki bir hormon eksikliğinden ya da normalde erkeklerin kadınlara göre şiddete daha eğimli olması erkeklik hormonunun kadınlık hormonundan farklı olmasından kaynaklanır ve tabiki sonuçta beyinde etkilenen yerlerden . Aşkın daha başında salgılanan hormonlar farklıdır , iki insan birbirine alıştıktan sonra salgılanan hormonların adı ve miktarları değişir. Sevgilinize sarıldığınızda başka annenize sarıldığınızda başka hormon salgılarsınız..

Yani örnekleri çoğaltmak mümkün .. sözün özü .. bizi hormonlarımız yönetiyor .. ve bu yüzden de bölümümde en çok dikkatimi çeken konu Endokrinoloji Sistemi . Düşünsenize hormonlarını kontrol altına aldığınız takdirde Bush' u bile yönlendirebilirsiniz=)
not: Her yerde mutluluk hormonu şeklinde bahsedilen Serotonin hormon değildir , neurotransmitter maddedir. Mutluluğa neden olmanın yanında fazlası ve azı migrene yol açar bu da eşittir mutsuzluk ?? yetkililere soruyorum o zaman ben , benim suçum ne?? serotonin salgılasam mı - salgılamasam mı?
dipnot : fotoğraf bana ait değildir.

günlerden Sontag ..




Bazen bir kitapta , ya da bir filmde geçen bir cümle çoğu şeyin kafanızda anlamlanmasını sağlar ya öyle bir şey oldu ..


Not defterlerim .. evt evt .. o kadar çoklar ki..hangisinin ne için olduğunu karıştırmak üzereyim ..


Biri bitmiş durumda zaten alıntılar için kullanılıyordu , filmlerden ve kitaplardan.. ikincisine geçtim . Bir tanesi radyo da konuşabileceğim şeyler hakkında , biri küçük ajanda , günlük gibi , ama bir gün için sadece bir cümleye yetecek kadar yer var , bir defter yolculuklar için .. ve büyük defterler de var tabiki , sadece evde kullanabildiğim ..


Neden mi tutuyorum bunca defteri? ben de bir süredir bu soruya cevap vermeye çalışıyordum aslında , ama benim derdimi çok daha iyi anlatan bir cümleyle karşılaştım .. Şöyle ki



" Dünyayı anlamaya çalışmak abesle iştigaldir , onun yerine dünyayı biriktirmek gerekir "


Susan Sontag- Fotoğraf Üzerine ..
Bir de Selçuk Altun var o da biriktirdiklerini kitaplaştırmış - adı Kitap İçin.. ama okumadım eminim , çok iyi !
Ya sizin biriktirdikleriniz? yoksa hepsini tükettiniz mi..? halbuki zamanın geçtiğine en büyük kanıt o biriktirdiklerimiz değil mi?

Wednesday, October 1, 2008

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...