Skip to main content

günlerden earth angel ... ?

Uzun zamandır böyle dinlenme imkanı bulamamıştım ben de bi sinema keyfi yaptım kendime , ama daha bitmedi tabi . Bir kaç film daha izlemek lazım .. İlk film Merhaba dünyalı isimli 2007 yapımı bir komediydi dicem , olmayacak çünkü nerdeyse ağlıyordum bir bölümünde ama aslında bu durum filmle ilgili değil , benim içinde olduğum dönemle ilgili . Yani filmde köpek öldü sadece ve ben gözyaşlarımı zor tuttum ama nedense hayvanların ölümü beni insanlarınkinden daha çok etkiler yani filmde başroldeki adam ölseydi o kadar üzülmezdim dicem o da yalan olucak çünkü başrolde John cusack vardı , ben sevmeye başladım bu adamı High Fidelity filminden sonra . ve kendisi bana bir arkadaşımı anımsatıyor ama bunun konumuzla bi ilgisi yok .
Ama film güzeldi , evlat edinmeyle alakalıydı , ve ben de bu konuyla ilgileniyorum aslında , yani merak ediyorum , ben yapabilir miydim acaba ? filmdeki de güzel bir örnekti.

İçimden devamlı ruhidiiiiir benim adııım , hiç çıkamaam eviiimden şarkısını söylemek ve hiç evden çıkmamak geliyor . Sanırım dışarda olup bitenden sıkıldım , sanırım kitapların ve filmlerin beni olduğum andan ve zamandan uzaklaştırması bir süredir beni dışardaki olaylardan ve insanlardan daha çok tatmin ediyor . Bilemiyorum .. bildiğim tek şey evde tek başımayken iyi hissediyorum .. Tabiki özlüyorum arada bazı insanları , keşke burda olsaydı dediğim , oturup bi kahve içip muhabbet etmeyi özlediğim çok insan var .. ama o güzel anlarında hep bi sonu var ya işte , nasıl olsa yine o an gelicek diyorum , gidecek diyorum sonra kendime soruyorum ben hiç gitmiyor muyum ? yani kimsenin hayatından ? ben niye bu kadar sabitim ? sorularım size değil kendime tabiki. Mesela bi e posta bekliyorum diyelim , gelenleri kontrol etmek için açılmasını beklerken aklımdan film şeridi şeklinde .. e postanın gelmiş olabileceği , içinde yazanların istediğim gibi olabileceği , herşeyin istediğim gibi gelişebileceği .... ya da tam tersi geçiyor ve bu kaç saniye de oluyorsa artık ölüme kadar gidiyor , ve e posta açılana kadar ben şu sonuca varmış oluyorum --> nasıl olsa herşeyin bir sonu var gelen ya da gelmeyen e posta da ne yazarsa yazsın ..
Bu da bana pek iyi hissettirmiyor..

Bazen sırf dinlediğim müziklerin bi anlamı olması için , onlardan daha fazla zevk alabilmem için hayatımda biri olsun istiyorum . ki boşa çalmayayım şu şarkıları , şu güzelim şarkılarıı :)

Bugün mesela Eart Angel çok güzel geldi kulağıma .. /
Aaron Neville - Earth Angel / Geleceğe dönüş soundtrack

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…