Skip to main content

biyo-loji




Evet , belki biraz geç kalmış olabilirim okula adapte olmakta , ama kime göre? Yani benim zaten hiç bir acelem yoktu . Okulda 5. senem ve ilk defa istekle gidiyorum derslere. Demek ki oluyormuş? şeklinde bakışlar olurdu karşımda kesin biri olsaydı . ama değil işte .. bu hissettiklerimi ne geçen sene hissederdim ne de ondan önce.. belki 5. senem olduğu için daha değerli artık ya da 'biyoloji'yi çok daha iyi anlayabildiğim , ısınabildiğim için .. Zor bir bölüm bizimkisi , çook emek vereceksin ve hiç bir zaman tam olarak karşılığını alamayacaksın bundan emin olabilirsin .. Belki bütün günün laboratuvarda geçecek , ya da bir kurbağa bütün gününü mahvedecek .. sonra akşam olup arkadaşlarınla kafa dinlemek için bir kafe de otururken içinden biri bölümünü soracak , sen biyoloji diyeceksin , ve o dudak büküp "o bölümde pek iş yok değil mi?" ya da şu da olabilir " ayy ben biyolojiyi hiç sevmeeem , lisede de hiç yapamazdım zateeen " bazen gözlerini aça aça cevap vereceksin ona " nasıl sevmezsin biyolojiyi , biyoloji sensin , benim , canlılar .. biyolojiyi sevmemek ?..." ya da o enerjiyi bile bulamayacaksın içinde .. Belki hiç bir zaman anlatamayacaksın kimseye derdinin para olmadığını , bilimle uğraşan bir insanın derdinin para olamayacağını .. Bu işle uğraşmayı seçerken çok daha farklı şeyler düşünürken sen , karşındaki annen bile olsa belki anlatamayacaksın geleceğinden neler beklediğini , neler beklemediğini .. ve hatta nelerden vazgeçtiğini .. Belki Nazım 'ın o güzelim 'yaşama dair ' adlı şiirinin ilk bölümü hiç kimseyi etkilemediği kadar seni etkileyecek ...
" Yaşamayı ciddiye alacaksın ,
yani o derecede , öylesine ki ..
Mesela kolların bağlı arkadan , sırtın duvarda
Yahut kacaman gözlüklerin beyaz gömleğinle
bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin ..
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için ..
hem de seni buna kimse zorlamamışken ..
hem de en güzel , en gerçek şeyin yaşamak
olduğunu bildiğin halde .."

Ne biyolojinin 'geleceğin meslekleri ' arasında olması heyecanlandırıcak seni , ne de bilimden uzaklaşan ülken kaygılandıracak .. Oturduğun sırada dersleri anlamlandırmaya çalışırken kafanda , bir de önünde 'perukla' oturan kızın kafasından geçenleri anlamaya çalışacaksın ..
Mutlaka sende bir şeylere inanacaksın , ama köklerini büyütemeyeceksin büyük ihtimalle.. Dünya akıp giderken dışında , senin dünyan etüvdeki bitki kültüründen ibaret olucak ve inanmayacaksın ama bu seni mutlu edecek ..

Zamansa kimsenin hayatında beklemediği gibi sana da bir güzellik yapmayacak , geçip gidenlerin ardından yukardaki gibi güzel kareler kalacak ..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…