Skip to main content

günlerden Merve ...


Yazı yazmaya başladığımdan beri tecrübelerime daha çok değer verir oldum , çünkü yazmam için onu deneyimlemem gerekiyordu . Hiç tatmadığım bir şeyin tadını anlatamaz , görmediğim bir yeri tasvir edemezdim. Tam da bu yüzden yavaş yavaş korkularımı , çekindiğim şeyleri bi kenara bıraktım .. Yeni şeyler yaşamak , yeni insanlarla tanışıp , farklı şeyler konuşmak ..

Bugün çocuk esirgeme kurumuna gittik . Nasıl hissettiğimi anlatmak çok zor . İnanın salonun ortasına oturup bağıra bağıra ağlamak istedim . O yirmi altı çocuğun hepsini eve getirip onlarla yaşamak istedim . Orda olduğum süre boyunca elimi hiç bırakmayan Merve nin bi an kızım olduğunu hayal ettim , büyütmek istedim . Giderken arkamdan koşturup bana sarılan , kollarını kocaman açarak bana çocukluğumu hatırlatan Özlem i her gün ziyaret edip , o şartlara rağmen gülümseyen yüzünü her gün görmek istedim .

"Siz ne zaman gidiceksiniz ?" dedi Merve .. "1 saat sonra gidicez ama yine gelicem ben seni ziyarete" dedim. Üzüldü . Gitmemize az kala odadaki perdenin arkasına girdi , kelebekli ayakkabılarından onun olduğunu anladım . Ama çıkmadı perdenin arkasından , meğer yeni gelmiş Merve ve kardeşi o kuruma . Daha alışmamışlar .

..sonra düşündüm neye alışacak Merve ..

yalnız uyanmaya mı? kendisine sevgi verecek bi insan aramaya mı .. arada bir gelip onun elini tutacak ablayı beklemeye mi?

Ne vardı sanki daha iyi insanlar olsaydık , zevklerimize bu kadar düşkün olmak yerine ..

Comments

ece said…
mukadder de var mıydı? ya yasin? deniz? hepsini o kadar özledim ki.. hepsini tek tek öyle merak ediyorum ki..
canım ben seni öyle iyi tanımışım ki bu yazıyı yazarken dedim kendi kendime ece kesin bir şeyler yazar . senin gibi öğretmenleri olucakları için çocuklar çok şanslı .. keşke herkes senin gibi olsa :)
ece said…
artık onları ziyaret edemiyo olmak gerçekten kötü; ama senin gibi değerli biriyle tanıştıkları ve ilginle kuşatıldıkları için çok sevindim. çok çok öpüyorum canım benim... acaip güsel bi şisin sen =)

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…