Skip to main content

Düşündürülmeyen gençliğe mektuplar..

Bir kaç haftadır takip ettiğim bir yazı dizisi vardı Cumhuriyet te .. Ahmet Cemal in 'Düşündürülmeyen gençliğe mektuplar'

Her perşembe yazdı , ben her okuyuşumda cevap vermek istedim , ama bekledim , yazı dizisi bitsin istedim . Dün bitti. En baştan tekrar okudum , ve bir kaç kez daha .. Çevremde bu yazı dizisini okuması gereken çok fazla insan oldğunu düşündüm .. Şu anda ben de çoğu var .. dileyene gönderebilirim ..

Yazıdan bir kaç kesit aktarmam gerekirse eğer ..

(...)Genç Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet’in kuruluşundan Köy Enstitüleri’nin kapatıldığı güne kadar geçen sürede, dünya kültür tarihinde bir eşine daha rastlanılması neredeyse olanaksız bir cemaat’ten topluma geçme, düşünen birey’in zorunlu iklimini oluşturabilecek bir toplumsallaşma sürecini yaşadı. Köy Enstitüleri’nin kapatılmasından günümüze uzanan yol ise, ancak bir ülkenin bütün gençliğini düşündürmemeyi, düşünme eyleminden uzak tutmayı, düşünmenin yerini ezberlemenin almasını gizli, fakat temel hedefler olarak gören bir eğitim politikasının yürürlüğe -itiraf edelim, çoğu kez de başarıyla!- konulduğu bir süreçtir.

*
“… düşünmeyi seçtiğiniz takdirde, bugünkü dünyada ödeyeceğiniz bedel, görünüşte gerçekten ağır olacaktır.Peki, ama bunun karşısında düşünmeden, hep uyum sağlayarak, daha da açıkçası, hep boyun eğerek yaşamanın bedeli hep ödül ya da mutluluk mudur?”
*

Kendi terazileriniz, oldu mu hiç? Yoksa, en kolay yaşamanın, hayatı hep başkalarının elinize tutuşturduğu terazilerle tartmak olduğu mu öğretildi sizlere?

*
Heykel yapayım derken, sadece yontmakla mı yetiniyorsunuz? Ressam olmak isterken, sonuçta yalnızca birer boyacı olmakla mı kalıyorsunuz? Tiyatrocu olmaya gönül vermişken, sonunda kendinizi bir oynatılanlar ordusu içinde mi buluyorsunuz?Oysa, artık özgür değil misiniz?

*

(Düşünüyorum , öyleyse varım ! )
Yani düşünmüyorsanız , öyleyse yoksunuz ! İskele babalarına yapışan , sular alçaldığında kurumaya yüz tutan , ama istedikleri kadar kurusunlar , eylem adına hiçbir şey yapmayan istiridyeler ile aranızda hiçbir fark yok! Yani düşünmüyorsanız eğer !

*

Ha bir de şu var : Kendinizle hesaplaşmak için gerekli olan yalnızlıktan korkmayı bırakın artık ! Düşünmeyen ve düşündürülmeyenler olarak , bu kadar kalabalık yaşamaktan bıkmadınız mı daha ?

---

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…