Skip to main content

aynı harflerle ..

..dönüp baktım kendime , nasıl geçiyor bu zaman diye .
çünkü ben merak ediyorum , senin nasıl zaman geçirdiğini , sanki hep sıradışı şeyler yapıyorsun , hep farklısın sanki hep mutlu .. bilmiyorum ya ne yaptığını , zamanı nasıl akıttığını hep en güzelini düşünüyorum ve en uzağını .. sonra işte kendime bakıyorum ben ne yapıyorum diye ..

okuluma odaklandım bu ara , notları yükseltiyorum , latince isimler ezberleyip , dünyayı ve ülkeleri ve kültürleri ve hayvanları .. daha yakından tanıyorum ..
sonra ne zamandır mikroskoptan bakmadığımı farkedip , insan hiç mikroskobu özler mi diyorum ..

arşivim büyüyor , müzik arşivim .. beynimde ve bilgisayarımda .. bilgisayarım sırf bu yüzden çöküyor bazen ama önemli olan beynimdekiler değil mi zaten .. ve ben biliyorsam eminsem düğün ve cenaze şarkımdan :) geriside pek önemli değil aslında .. yıldız tozlarım var bi de .. her pazar serpiştirdiğim az biraz .. dinleyene..

fotoğraf çekiyorum , çekmek istediğim fotoğrafları düşünüp , sonra düşündüğüm kadrajları çekiyorum .. çekemediklerim içimde kalıyor .. fotoğraf makinem olsun istiyorum ama şimdilik olamıyor.

gazete okuyorum ve anlamaya çalışıyorum ve artık gazete okumakta istemiyorum , ülkem bana yabancılaşırken öğrenmek istemiyorum olan biteni... haksız da değilim sanki.

kitaplarımın tozunu alıp , tekrar tekrar diziyorum sonra .. karıştırıyorum biraz .. okuduğumu ayrıca belirtmeye gerek bile duymuyorum .. ve evet kitap okumayan insanlar için üzülüyorum bu dünyadan alınacak tadın çok daha azını aldıklarının farkında olmadıkları için ..

anneme sarılıp uyumak istiyorum .. babamla balık tutmak . ablamla oturup sabaha kadar sohbet etmek ..

özlüyorum .. hiç birşey olmamış gibi davranmaktan nefret ediyorum .. ve kızıyorum kendime .. çünkü sana kızmaya bile kıyamıyorum ... odam da asılı dünya haritasına bakıp iç geçiriyorum..


dans etmeyi özlüyorum , uzun zamandır dans etmiyorum ..

senaryo yazmaya çalışıyorum ..

böylesine çok düşününce başıma ağrılar giriyor .. beynime giden damarlar daralıyor belkide sırf bu düşünceler yüzünden .. sonra 3 gün ömrümden ömür gidiyor..

üzülüyorum da çoğu zaman , olan biten , gördüklerim , duyduklarım ve hissettiklerim çok da güzel şeyler değil aslında .. o zaman neden sanki her an fotoğrafım çekilicekmiş gibi yalancı bi gülümsemeye bürünüyorum bilmiyorum ..

ve sonra şunu farkediyorum

ben aslında sadece aynı harflerle farklı cümleler kuruyorum ..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…