Saturday, August 30, 2008

yine aynı dönem ..

Kendimi corpse bride gibi hissettim bugün , ama neden diye sormayın zira mantıklı bir sebebi yok ama öyle .. ve ikinci bölümünü izlemediğim için ne olduğunu merak ettim filmin sonunda..

Yine aynı dönemdeyiz , susuyoruz .. böyle böyle bitmiyor mu zaten hayat ? Hadi şimdi sen git , biraz da seni özliyim .. sonra susalım yine , güzel cümleler kalsın içimde , içinde .. söylenmedikten sonra da zaten hiç bi faydası yok bize o cümlelerin .. sen istedin , veya sen de istedin desem .. cümleler çürüsün içimizde .. yarın ölmeyeceğimizden de o kadar eminiz ki artık kim ilk adımı atarsa .. yine de yarın bi gün , biz susarken ben yanlışlıkla ölürsem falan kusuruma bakma , ya da bakmayın .. zira sana susmuyorum bir tek ya da benim hayatımda böyle susan bir grup var , paylaşmak istemeyen ya da benimle paylaşmak istemeyen .. aradığım yerde bulamadığım .. dolayısıyla güvenemediğim .. sadece istedikleri zaman dilimlerinde görülebilen , diğer zamanlarda ulaşamadığım ..

O yüzden bundan sonra beni her zaman bıraktığınız yerde bulamazsanız , şaşırmayın .. söz vermiyim , yarın ölebilirim ..
Ben elimde pandora nın kutusu , öylece oturur beklerim , ama açmam merak etmeyin ..

Friday, August 29, 2008

Düşündürülmeyen gençliğe mektuplar..

Bir kaç haftadır takip ettiğim bir yazı dizisi vardı Cumhuriyet te .. Ahmet Cemal in 'Düşündürülmeyen gençliğe mektuplar'

Her perşembe yazdı , ben her okuyuşumda cevap vermek istedim , ama bekledim , yazı dizisi bitsin istedim . Dün bitti. En baştan tekrar okudum , ve bir kaç kez daha .. Çevremde bu yazı dizisini okuması gereken çok fazla insan oldğunu düşündüm .. Şu anda ben de çoğu var .. dileyene gönderebilirim ..

Yazıdan bir kaç kesit aktarmam gerekirse eğer ..

(...)Genç Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet’in kuruluşundan Köy Enstitüleri’nin kapatıldığı güne kadar geçen sürede, dünya kültür tarihinde bir eşine daha rastlanılması neredeyse olanaksız bir cemaat’ten topluma geçme, düşünen birey’in zorunlu iklimini oluşturabilecek bir toplumsallaşma sürecini yaşadı. Köy Enstitüleri’nin kapatılmasından günümüze uzanan yol ise, ancak bir ülkenin bütün gençliğini düşündürmemeyi, düşünme eyleminden uzak tutmayı, düşünmenin yerini ezberlemenin almasını gizli, fakat temel hedefler olarak gören bir eğitim politikasının yürürlüğe -itiraf edelim, çoğu kez de başarıyla!- konulduğu bir süreçtir.

*
“… düşünmeyi seçtiğiniz takdirde, bugünkü dünyada ödeyeceğiniz bedel, görünüşte gerçekten ağır olacaktır.Peki, ama bunun karşısında düşünmeden, hep uyum sağlayarak, daha da açıkçası, hep boyun eğerek yaşamanın bedeli hep ödül ya da mutluluk mudur?”
*

Kendi terazileriniz, oldu mu hiç? Yoksa, en kolay yaşamanın, hayatı hep başkalarının elinize tutuşturduğu terazilerle tartmak olduğu mu öğretildi sizlere?

*
Heykel yapayım derken, sadece yontmakla mı yetiniyorsunuz? Ressam olmak isterken, sonuçta yalnızca birer boyacı olmakla mı kalıyorsunuz? Tiyatrocu olmaya gönül vermişken, sonunda kendinizi bir oynatılanlar ordusu içinde mi buluyorsunuz?Oysa, artık özgür değil misiniz?

*

(Düşünüyorum , öyleyse varım ! )
Yani düşünmüyorsanız , öyleyse yoksunuz ! İskele babalarına yapışan , sular alçaldığında kurumaya yüz tutan , ama istedikleri kadar kurusunlar , eylem adına hiçbir şey yapmayan istiridyeler ile aranızda hiçbir fark yok! Yani düşünmüyorsanız eğer !

*

Ha bir de şu var : Kendinizle hesaplaşmak için gerekli olan yalnızlıktan korkmayı bırakın artık ! Düşünmeyen ve düşündürülmeyenler olarak , bu kadar kalabalık yaşamaktan bıkmadınız mı daha ?

---

Thursday, August 21, 2008

tatil hakkımı kullanmak istiyoruum :)


Artık izninizle ben bi tatil yapıyım :) Yaz uzun ve zordu bu sefer . Yorgunluğu geçtim ama yapmak istediğim ve normal zamanda hep yaptığım şeylere zaman ayıramamak canımı sıkmadı desem yalan olur .. Ben sadece oturup derslerine çalışacak bi insan değilim hiç bir zamanda böyle olmak istemedim zaten ..O yüzden tatilde okunacak kitaplar , izlenecek filmler , gidilecek-görülecek yerler , üzerine yazılacak yazılar .. beni bekliyor ..
Ve sanırım bu boşlukta ilerde ne yapmak istediğim konusunda uzun uzun düşünmeliyim . Hala karar vermedin mi ? diye gözlerini aça aça soran insanlara ise verecek bir cevabım yok ..
Bozcaada , Gelibolu , boğaz , troy , asos ... beni bekler .. Benimse daha fazla beklemeye tahammülüm yok :)
herkese iyi tatiller ..

Sunday, August 17, 2008

Bursa Nutku 'nu araştırın ????

Aslında yazmak istemiyorum böyle yazılar , siyasetle ilgili , dinle ilgili , günümüzde olan olaylar, ve hatta saçmalıklarla ilgili.. Ama bu defa okuduğum şey gerçekten saçmaydı ..

Haberi özet geçiyorum .. malum çete (!) kapsamındaki sanıklarından birinin evinde delil(!) olarak ' Atatürk'ün Bursa Nutku ' ele geçirilmiş . Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı gerçekten tarihte böyle bir belge olup olmadığını araştırmaya başlamış. Ve sonuçta bunun bir nutuk değilde Atatürk'ün bir akşam yemeği sırasında sarfettiği sözler olduğunda karar kılmış ..

Şimdi bu öyle saçmasapan bir yazı ki neresinden tutsanız elinizde kalır . Sen ömrü hayatında hiç mi Nutuk okumadın ? hadi sen okumadın diyelim ,üşendin , yada işte sen de şu 'kitap okumaya zaman ayıramayanlardansın ' belkide.. peki üniversitede hiç mi inkılap tarihi dersi almadın ? aldın da algılayamadın mı ? Algıladın da işine mi gelmedi ? Atatürk bizim için nedir hiç bir fikrin yok değil mi? o ister akşam yemeğinde söylesin isterse daha önemsiz bir yerde .. onun cümlelerinin bizim için neyi ifade ettiğini bilmiyorsun değil mi? Ne delilinden bahsediyorsun sen ? O yazı herkesin evinde ! Nutuk 'un içinde ! üniversitede ders olarak okutulan notların içinde ! o nutuğu verenin resmi de heryerde ! daha neye delil diyorsun , neyi araştırıyorsun ? Bu bir kanıtsa , beni tutukla . hatta kendinide ! hepimiz hapse girelim hadi kimse kalmasın dışarda !

Ülkeniz size de yabançılaşıyor mu? gazete okumak sizi eskisinden daha çok üzüyor mu ?

Bursa NUTKU !

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!


Sunday, August 10, 2008

günlerden Merve ...


Yazı yazmaya başladığımdan beri tecrübelerime daha çok değer verir oldum , çünkü yazmam için onu deneyimlemem gerekiyordu . Hiç tatmadığım bir şeyin tadını anlatamaz , görmediğim bir yeri tasvir edemezdim. Tam da bu yüzden yavaş yavaş korkularımı , çekindiğim şeyleri bi kenara bıraktım .. Yeni şeyler yaşamak , yeni insanlarla tanışıp , farklı şeyler konuşmak ..

Bugün çocuk esirgeme kurumuna gittik . Nasıl hissettiğimi anlatmak çok zor . İnanın salonun ortasına oturup bağıra bağıra ağlamak istedim . O yirmi altı çocuğun hepsini eve getirip onlarla yaşamak istedim . Orda olduğum süre boyunca elimi hiç bırakmayan Merve nin bi an kızım olduğunu hayal ettim , büyütmek istedim . Giderken arkamdan koşturup bana sarılan , kollarını kocaman açarak bana çocukluğumu hatırlatan Özlem i her gün ziyaret edip , o şartlara rağmen gülümseyen yüzünü her gün görmek istedim .

"Siz ne zaman gidiceksiniz ?" dedi Merve .. "1 saat sonra gidicez ama yine gelicem ben seni ziyarete" dedim. Üzüldü . Gitmemize az kala odadaki perdenin arkasına girdi , kelebekli ayakkabılarından onun olduğunu anladım . Ama çıkmadı perdenin arkasından , meğer yeni gelmiş Merve ve kardeşi o kuruma . Daha alışmamışlar .

..sonra düşündüm neye alışacak Merve ..

yalnız uyanmaya mı? kendisine sevgi verecek bi insan aramaya mı .. arada bir gelip onun elini tutacak ablayı beklemeye mi?

Ne vardı sanki daha iyi insanlar olsaydık , zevklerimize bu kadar düşkün olmak yerine ..

Wednesday, August 6, 2008

aynı harflerle ..

..dönüp baktım kendime , nasıl geçiyor bu zaman diye .
çünkü ben merak ediyorum , senin nasıl zaman geçirdiğini , sanki hep sıradışı şeyler yapıyorsun , hep farklısın sanki hep mutlu .. bilmiyorum ya ne yaptığını , zamanı nasıl akıttığını hep en güzelini düşünüyorum ve en uzağını .. sonra işte kendime bakıyorum ben ne yapıyorum diye ..

okuluma odaklandım bu ara , notları yükseltiyorum , latince isimler ezberleyip , dünyayı ve ülkeleri ve kültürleri ve hayvanları .. daha yakından tanıyorum ..
sonra ne zamandır mikroskoptan bakmadığımı farkedip , insan hiç mikroskobu özler mi diyorum ..

arşivim büyüyor , müzik arşivim .. beynimde ve bilgisayarımda .. bilgisayarım sırf bu yüzden çöküyor bazen ama önemli olan beynimdekiler değil mi zaten .. ve ben biliyorsam eminsem düğün ve cenaze şarkımdan :) geriside pek önemli değil aslında .. yıldız tozlarım var bi de .. her pazar serpiştirdiğim az biraz .. dinleyene..

fotoğraf çekiyorum , çekmek istediğim fotoğrafları düşünüp , sonra düşündüğüm kadrajları çekiyorum .. çekemediklerim içimde kalıyor .. fotoğraf makinem olsun istiyorum ama şimdilik olamıyor.

gazete okuyorum ve anlamaya çalışıyorum ve artık gazete okumakta istemiyorum , ülkem bana yabancılaşırken öğrenmek istemiyorum olan biteni... haksız da değilim sanki.

kitaplarımın tozunu alıp , tekrar tekrar diziyorum sonra .. karıştırıyorum biraz .. okuduğumu ayrıca belirtmeye gerek bile duymuyorum .. ve evet kitap okumayan insanlar için üzülüyorum bu dünyadan alınacak tadın çok daha azını aldıklarının farkında olmadıkları için ..

anneme sarılıp uyumak istiyorum .. babamla balık tutmak . ablamla oturup sabaha kadar sohbet etmek ..

özlüyorum .. hiç birşey olmamış gibi davranmaktan nefret ediyorum .. ve kızıyorum kendime .. çünkü sana kızmaya bile kıyamıyorum ... odam da asılı dünya haritasına bakıp iç geçiriyorum..


dans etmeyi özlüyorum , uzun zamandır dans etmiyorum ..

senaryo yazmaya çalışıyorum ..

böylesine çok düşününce başıma ağrılar giriyor .. beynime giden damarlar daralıyor belkide sırf bu düşünceler yüzünden .. sonra 3 gün ömrümden ömür gidiyor..

üzülüyorum da çoğu zaman , olan biten , gördüklerim , duyduklarım ve hissettiklerim çok da güzel şeyler değil aslında .. o zaman neden sanki her an fotoğrafım çekilicekmiş gibi yalancı bi gülümsemeye bürünüyorum bilmiyorum ..

ve sonra şunu farkediyorum

ben aslında sadece aynı harflerle farklı cümleler kuruyorum ..

ben yapamıyorum siz nasıl yapıyorsunuz?

her daim mutlu gözüken insanlara bayılıyorum , özeniyorum ve hatta kıskanıyorum .. ama sanmıyorum onlarda her zaman mutlu olsunlar , yok öyle bişey .. sadece öyle gözüküyorlar bu bir dayanıklılık belirtisi midir ? yoksa güvensizliğin bir ürünü mü?
bilemiyorum , tek bildiğim benim asla öyle olamayacağım .

3 günlük baş ağrım bitti , dün gece artık acısını çıkarta çıkarta çekti gitti.. böyle zamanlarda ömrümden ömür gidiyor diyorum soranlara , bilmem ki ne anlıyorlar söylediğimden .. ben diyorum ki ömrümden ömür gidiyor?? "hımm .." şeklinde bir cevabı haketmiyor çektiğim acı ..

aslında içimden çok şey yazmak geldi ama şu an farkettimde hepsi birilerini şikayet etmek üzerine kurulu .. o yüzden vazgeçtim .

ama güzel bişeyden bahsetmem gerekirse eğer , dün çocuklar için maske yaptık , pazarda ziyarete gidicez , fotoğraflarını çekicem . e tabi bide öpücem onları .
:)

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...