Skip to main content

bu canlılar üremeye ne kadar meraklı kuzum ?

Daha önce de söylemiştim gelişim biyolojisi isimli bir ders alıyorum , ders sperm ve yumurtanın gelişimi ile başlıyor döllenme -zigot oluşumu- döllenen yumurtanın geçirdiği evreler .. şeklinde uzayıp gidiyor . Burda şuraya dikkatinizi çekmek istiyorum , spermin gelişmesi kitapta 5 sayfaysa yumurtanın gelişimi 10 sayfa . haha neden acaba ? :) neyse geçelim bunu ..

Bu derste öğrendiğim en ilginç şeylerden biri , canlıların üremeye ne kadar meraklı oldukları .. yani üreyebilmek için yapmayacakları şey yok . çıldırmış gibiler. sakın bana bu konu müstehcendir burda konuşulmaz falan demeyin zira ben bunu derste görüyorum ve zaten denizkestanelerinin üremesinden falan bahsedicem en fazla :)

Bilirsiniz canlılar dış döllenme ve iç döllenme yapanlar olarak ikiye ayrılır .. bilmiyorsanız da bilin diye söylüyorum yani döllenme dişi vücudunda olursa iç döllenme , dışarda olursa dış döllenmedir. ve üremek aslında o kadar kolay bir şey değildir . Bu yüzdendir ki canlılar adaptasyonlar geliştirmiştir sırf üreyebilmek için . Mesela ,

mercanlar .. su da gelgit hareketine göre sperm veya yumurtalarını bırakırlar ..

balıkların bazıları , aynı yere aynı zamanda eşey hücrelerini bırakırlar , sırf döllenme oranı artsın diye .

ya da sabit yaşayan canlıları suyu hareketlendirerek ortamdaki spermi içine çekerler.

ahtopotlar aşmış canlılar zaten :) onların o 5-10 tane kollarından biri sperm taşıyan kol , döllenme zamanı kopup denizde yüzüyor ve dişinin manto boşluğuna giriyor .

bazı örümcekler çiftleştikten sonra erkek bireyi yiyorlar , erkek bireyde zaten ölme pahasına çiftleşiyor .

...
daha çoook fazla örnek var , hepsi üremek için .

Peki biz insanlara noluyor ? yani anlıyorum biz de hayvanız ama ? diğerlerinden farkımız var değil mi? düşünmek gibi? irade gibi? dolayısıyla bu benim doğamda var falan diyip , bunu bahane olarak kullanmak çok saçma , eğer böyleyse insan düşünen hayvandır demek yanlış olur .

...

tüm bunları göz önüne aldığımızda denizatları çok duygusal hayvanlarmış gibi geliyor bana :)

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…