Sunday, June 29, 2008

Berc'e ..

Daha önce de söyledim ben bunu .. beni ilgilendirmiyor demek gibi bir lüksümüz yok bu zamanda artık .. bu yüzden okunur kitaplar gazeteler bolca , bu yüzden öğrenilir ve öğrenildikçe daha çok okunur... sonra..

sonra.. insan anlamaya başlar .. çözümlemeye kafasında belki. kitapta yazılanlar yazıldığı gibi kalmaz , kalmamalı da zaten .

Ben de en son Ağrının Derinligini okudum .. Ece'den .. çoğu 'zor' ama 'önemli' konuyu Ece'den öğrendim ben . Çünkü her ne kadar o da bi taraf tutsa da , ve bilsem de bunu o hep tutmadığı tarafın yanından anlatıyor olanı biteni.. ve bu da ben de normal şartlarda olması gereken öfkeyi yaratmıyor.. tersine..

Evet bu yazı senin için .. belki de söylemek istediğim şeyleri sana hitap ederek bu üzüntüden biraz kurtulabilmem için.. Burda adını hiç yazmasamda konunun sen beni anlıyorsun eminim .

Çok garip ; bu konuyu , seni , sizi anlamaya çalışmadım hiç çünkü merak etmedim , çok da önemli, görmedim ama şimdi öğreniyorum ki bu sizin için çok önemli.. anlaşılmak .. belki biraz dinlenilmek..

kabul etmek çok başka birşey tabiki , ama keşke sonu gelse birşeylerin kabul edilince . ama sen de bilirsinki af dilemek en az affetmek kadar zordur , ve hep gururdur akla gelen , kaybetmekten korktuğumuz ama neler neler kaybettik kimbilir onun uğruna . bir piyonu kaybetmemek için kaybedilen diğer 'daha önemli ' taşlar gibi .. neler kaybettik kimbilir.

Sonu nereye varır ki bunun ? sence? paraya mı? toprağa mı? .. ama .. barış satın alınmaz ki.. sonsuz bi acı sonlu bi rakamla durdurulmazki.

Bi an kendimi senin yerine koydum , az olduğum yere , azınlık olduğum yere .. doğuda koca bi sınıfta asker çocuğu olduğum için beni dövmek isteyenleri hatırladım , ve nasıl korktuğumu.. geçenlerde başına bir şey gelmeyecekse Atatürk'ü sevmediğini söyleyen kızı hatırladım ve ona inanmayan ve nasıl üzüldüğümü.. beni ilk tanıdığında adını saklamana ihtiyaç duyduğunu hatırladım .. üzüldüm .

Keşke filmi tekrar başlatabilsek değil mi? Gerçi biz o filmde rol bile almıyoruz ama eminim biz rol alsaydık çok daha güzel bir film olurdu. Keşke herkes dinleyebilse sessizce.. konuşabilse yavaşça.. keşke sen bana bi fincan ser sury * ikram etsen .. konuşsak ..konuşsak.. konuşsak.. sonuna gelsek..

Sonra kapatsak bu defteri , ama kapanmaz ki..

Ece demişki "acı endüstirisi " bu . Tam da öyle ! ve kesinlikle tek taraflı değil . sizi sen , bizi ben temsil ediyorsam eğer.. sen bağırıyorsun ben kulaklarımı tıkıyorum .. ama bu nereye kadar gider böyle .. sen nereye kadar bağırabilirsin .. ben nereye kadar kulak tıkarım .. siz / biz demek de pek hoş değil farkındayım ama sen de görüyorsun biz artık kendi ülkemizde de iki farklı taraftarıyız hiç de hayırlı olmayan bi maçın .

Demem o ki , yoruldum ben Alex , insna bu yaşta yorulur mu diyeceksin bana gülerek biliyorum . O zaman bu hissettiğim ne söyle bana .. anlamaya çalışıyorum , bazen de kabullenmeye ama insan hiç yapmadığı , hiç görmediği , orda olsa engelleyeceği birşeyi nasıl kabullenir ,de bana .. de de ben de biliyim .. ve emin ol sadece bu değil ki .. bağırmak geliyor içimden ne çileli ülkeymişiz diye ..

Sözün özü Alex , her ne kadar görmesem bilmesem emin olmasam da üzüldüm .. üzülmek insana özgü bişey.. bilirsin .. ama bu demek değildir ki her insan üzülür.. ama ben üzüldüm .. şimdi senin için yapabileceğim tek şey güzel dilekler dilemek ..

Benim için bir şey yap ..Bir nar kır .. yere saçılanlar mutsuzluk olsun , kabukta kalanlar kadar da mutlu ol .. ve umarım hiç bi zaman yere saçılanlar kabuktakileri görmeni engellemesin ..

keşke daha fazlası gelse elimden , keşke..

not: fotoğrafını izinsiz kullandım , kusura bakma ..


*ermenice: şekerli kahve


Saturday, June 28, 2008

gördüğün ben değilim ..




Nasıl ? olurda dışım içimden bu kadar farklı olur? Yani benim hissettiğimle karşımdakinin düşündüğü , benim yaptığımla karşımdakinin gözlemlediği . Nedir yani bizi bu kadar uzak kılan düşünce bazında.
Ben fotoğraf çekmekten aşırı zevk alıyorken , her gördüğümü bir kareye sığdırmaya çalışıp , her ayrıntıyı bir kadrajda görmek isteyip , deklanşörün sesinden bile bu kadar zevk alabilyorken nasıl fotoğraf hocam benim bu konuya çok ilgisiz olduğumu düşünebilir. Ve üstüne kaşlarını çatıp , deniz sen bu işi ciddiye almıyorsun diyebilir . Yani benim ne hissettiğimin hiç mi önemi yoktur , yapmak isteyip te yapamadıklarımın .. bir makinem olmaması bir kalemde herşeyi sildirebilir mi benim hakkımdaki?
Doğru olan her şeyi tek tek anlatmak mıdır karşıdakine , bunu bu yüzden yapamadım , bu böyle oldu ve evet yeteri kadar param olmadığı için bir makine bile alamıyorum ! Benim bana ait 'zorluklarım ' ı sana söylediğimde ne kalır bende? , zayıf nokta mı biliyorsan o zaman benim ne farkım kalır senden ? Güçsüz hissetmez miyim kendimi ? Doğrusu değil midir anlamaya çalışmak ? Ama üzmeden .. yormadan .. kırmadan ..
Nedir yani bu kadar zor olan , kibar olmak mı ? halden anlamak mı?




ve hiç bir zaman cevabı olmayan sorular birikir kafamın içinde , cevaplar gelmez çünkü .. yoktur aslında..



Belki de bu kadar çok şey paylaşmamalı insanlar , bu kadar yakın olmamalı , aynı bilgisayar oyunlarındaki gibi , karşındakine sen yaklaşırsan ilk darbeyi sen alırsın . Belki de uzak kalmak en iyisi , kimsenin seni anlamasına ihtiyacın olmadan , kimseye derdini anlatmaya çalışmadan ..





Demem o ki , gördüğün ben değilim , içim dışımdan daha iyi...



Thursday, June 26, 2008

köklerim ... ?


Köklerim .. beni arayışa geçiren canı sarımsaklı biber kızartması isteyipte yaşadığı şehri özlediğini anlayarak gözleri yaşaran ev arkadaşım . Ben şimdiye kadar 'yaşadığım yere' hiç bu anlamda bi hasret duymadığım için belki de garip geldi bu bana . ve sonrasında arkadaşımın bana 'benim geldiğim yerin geleneklerini yansıtmadığımı ' söyledi.. yani tam olarak cümle bu olmasada aynı kapıya çıkan başka bir cümleydi söylediği. Ve bu da ben de bir iç sorgulamaya neden oldu.
Ben de dikiz aynamdan geçmişime baktım , geçmiş 24 seneye.. geçilen yollara , yaşanılan şehirlere , tanışılan insanlara .. şehirlerin , yolların , ve insanların ben de bıraktığı izlere..
Akşehir'de doğdum , 1 yaşında ordan ayrıldığımız için oraya dair hiç birşey hatırlamıyorum .
İlk adımlarımı attığım şehir Rize'ydi. Ama o da hayal meyal aklımda .. hatırlayabildiğim en net hatıra , yeşil bir ovada yuvarlanışımdı. Her taraf yeşil . ve evimizi hatırlıyorum bir de .
Rize 'den sonra Kastamonu 'daydık . İlk 3 sınıfımı orda okudum , ilk arkadaşlarımı orda edindim . Şehrin ortasından kocaman bir dere geçiyordu. Şehri çok iyi hatırlıyorum , şimdi gitsem yine bulabilirim aradığım yeri.
Kastamonu'dan Hakkari'ye geçtik büyük korkularla . Yüreğimizde büyüttüğümüz. Aslında ben çocuk aklımla çok da korkmuyordum o şehirden , ama büyük insanların büyük tepkileri beni de korkutttu biz Hakkari'ye doğru yola çıkarken .. 2 sene yaşadık orda . Ordan döndükten sonra en dibime gömmüşüm ordaki çocukluk anılarımı , öyle bir gömmüşüm ki yakın arkadaşlarım bile bilmiyormuş benim hangi şehirden Muğla'ya geldiğimi.
ve Muğla. Küçük ama pahalı , güzel ama kasvetli , renkli ama hiç değişmeyen şehir. Muğla ve Marmaris benim en uzun yaşadığım yer . Arkadaşlıklar , okulum , insanlar .. ve yollar Marmaris'te oturup Muğla'da okumak . Hava açılmadan yola çıkıp hava karardığında Marmaris'te olmak ve bu yüzden aslında Marmaris'ta yaşadığına inanmamak ..
Şİmdi Eskişehir'deyim . Şehir adına inat ben geldiğimden beri yenileniyor. Tramvay kuruluyor , heykeller dikiliyor.. Hayatımda yaşadığım en sosyal şehir. ve belki de ben de aynı zamanda üniversitede olduğum için bu sosyalliği çok yoğun hissediyorum .
Peki nerde benim köklerim ..? hangisinde.. birini seçemiyorum . Ama bu demek değil ki benim köklerim yok ! Ben eğer Akşehir'de Nasreddin Hoca'nın eşeğine ters bindiği gibi bisikletime ters bindiysem ... etrafımdaki insanlar Karadeniz'e gezi düzenleyip oraları görmek istediklerini söylediklerinde benim içim rahatsa ve hatırlıyorsam o oraya has yeşilliği ... Kastamonu'da Nasrullah Camii 'den su içtiysem ve o sudan içince başıma gelecekleri hatırlıyorsam hala ...Hakkari'de okuduğum okula giderken servisle geçtiğimiz yollara mayın döşendiğini öğreniyorsam batıda ve bu bana herşeyi hatırlatıyorsa oraya dair ve gözümden yaş getiriyorsa.. ve aslında Muğla'da Gökova nın Marmaris te Çubucak kampının kokusuysa benim için yeryüzündeki en güzel ve en rahatlatıcı koku .. ailem Çanakkale'de ise şu an ve ben şehitlikleri her ziyaret edişimde kendimden bir şeyleri orda bırakıp dönüyorsam , her ne kadar uzun bi süre yaşamasamda seviyorsam İstanbul'u , Beyoğlu'nu ... her yerden , her şeyden , geçtiğim her yoldan bi iz vardır bende.. ve bunlar aslında köklerimdir benim sadece bir farkı vardır diğerlerinden..
Baobab ağacını bilir misiniz? ya diğer ağaçlardan farkını ? Efsaneye göre Tanrı çok kibirli olan Baobab ağaçlarını ters yaratmıştır yer yüzünde onlara ceza olsun diye . ve işte bu yüzden Baobab ağaçlarının kökleri gökyüzüne uzanır , toprağın derinliklerine değil ..
Köklerim Baobab ağacının dallarına (köklerine ) benzer .. daha çok yolu var bulutlara ulaşmak için ..
not: fotoğraf- Okan Bayülgen / Madagaskar- Baobob Yolu .

Tuesday, June 24, 2008

bi nevi kullanma kılavuzu !

Hepimizin vardır . mutlaka sizinde.. sevmediğiniz şeyler vardır . hoşlanmadığınız bazen tahammül dahi edemediğiniz , çoğu zaman kalp kırmaya kadar giden şeyler .. durumlar. izninizle benimde var onlardan bi kaç tane , nasıl denir hani tilt olmak , böyle söyleniyorda ilk defa yazamaya çalıştığım için bu kelimeyi doğruluğundan emin değilim .
En sevmediğim ve en çok karşılaştığım durum bana ne yapacağımın söylenilmesidir. İŞte bu beni sinirlendiren şeylerin başında gelir. İlkokulda olmadığım , 3-6 yaş arasında bulunmadığım , gayet sağlıklı olduğum , mantıklı düşünebiliyor olduğum ....için buna hiç gerek yok . Tabi bu konuda 3 kişinin ayrıcalığı var sadece.
ve aslında bu yazıda bahsetmek istediğim daha küçük şeyler .. yani konu şu değil 'ha evet yalan söyleyenleri sevmem , dürüst olmayanları , kaba olanları' falan filan bunlar değil , bunları kimse sevmez zaten . Ben burda daha küçük şeylerden , yada belkide sizin için küçük gözüküp benim için büyük olan şeylerden bahsedicem ..

Sabahları sesle ( gürültü) uyanmaktan nefret ederim , yani böyle kan beynime sıçradı derler ya işte öyle bişey. Eğer beni uyandıracaksanız biraz sakin , sessiz falan olun ben zaten uyurken onu bile duyarım merak etmeyin :) yani yatağımın üstüne çıkıp zıplamanın alemi yok .

ve yine sabahları ben üşenmeyip gazete(mi) alıp geldikten sonra benden önce okumayın gazetemi rica edicem , yani eğer siz de istiyorsanız gazete söyleyin ,sizede alırım ben bi tane , çok bişey değil zira. Ama yok bizim ülkemizde böyle , bi gazete alınır . sonra o elden ele , elden ele geçer . E tabi ondan sonrada istatisklerde gazete okuru sayısı az çıkar .

Bi süre bana ilerde ne yapacağımı sormayın . rica ediyorum . çünkü kafam gerçekten çok karışık . Yani bu benim sorunum sizin değil , dert etmeyin beni, amanın bu kız ne yapacak , nasıl bitecek okul , bitsede biyolojiden mezuın olsa bile ne yapabilir falan diye evhamlanmayın rica ediyorum .

Bölümümü öğrenir öğrenmezde aaa siz kurbaaa kesiyosunuz , nasıl kesiyosun falan diye muhabbete girmeye çalışmayın çünkü artık çok sıkıldım bu muhabbetten . mümkünse daha yaratıcı olun , daha zor sorular sorun , soramıyosanızda sorar gibi yapın aman ne biliyim . ama işte kurbağadan bahsetmek istemiyorum artık .

Dinlediğim müziği eleştirmeyin , bknz :zevkler ve renkler tartışılmaz . Aslında evet bana da saçma geliyor bu söz yani bi güzel de tartışırım diyesim geliyor ama yok atalarımız söylemiş bi kere , onlara ayıp olur tartışırsak. Tartışmamızı istemiyor atalarımız .

Evet ! ben de temiz hava alanı projesini destekliyorum :) bu konunun ucunun nereye çıkacağını görsemde .. ama bu bizim için kocaman bir artı . Yani ben sevmiyorum sigarayı bu bir , kokusundan nefret ediyorum bu iki , sizin içtiğiniz sigara beni zehirliyor bu üç , migrenim tutuyor bu dört ve hiç biryerde oksijen maskesi bulamıyorum bu da beş. ve emin olun nedenlerim daha sürer gider , ama anlayamadığım şey insanların sigara içmesi değilde sigarayı nasıl can hıraş savunmaları . özgürlükten bahsediyorlar ama sen beni zehirlerken ? nasıl özgürlükten bahsedebilirsinki ? diyesim geliyor ama bunu zaten karşımdaki biliyor. Bilmem belki biraz işe yarar bu temiz hava sahası :) adı bile kulağa güzel geliyor.

Kitap okumayan bide üstüne benim her yerde kitap okuyabilmeme laf eden insanlar , insancıklar ; bu konu ayrı bi yazıda etraflıca incelenecektir. çünkü çok doluyum . Bir de burdan çağrı yapıcam ... benden kitap alan insancıklar kitapların süresi doldu . :)

Kopyadan da bahsetmem lazım , benden kopya isteyen insanlar için söylemem gerekirki ben üniversiteye geldiğimden beri kopya falan çekmiyorum , çek-e-miyorum . bilginize.. zaten bizde artık ortaokulda değiliz , değil mi?

ve son zamanlarda Atatürk 'ü sevmekle Atatürkçü olmanın aynı şey olduğundan bahsediliyor , yani sanki aynı şeylermiş gibi ifade ediliyor bu da benim canımı sıkkıyor . Ama bu konuda başka bi başlıkta detaylı bi şekilde incelenicek , bilginize..






Monday, June 23, 2008

günlerden bugün


yok yok .. burası bi günlük değil sadece durak noktası bi nevi.. benim için yani .
günün şarkısı ---> honey honey grubundan LITTLE TOY GUN ! ... is my little toy gun ! süper şarkı . myspaceleri var dileyene---> http://www.myspace.com/honeyhoneyband
her ne kadar gece bi türlü uyuyamasam da güzel uyandım bugün . bilmiyorum artık duvarlarımı çok ince yapıyorlar yoksa insanlar sözlerini dinlettirmek için gecenin bi saati insanları rahatsız etmiyim falan demeden yüksek sesle mi konuşuyor .hiç bir fikrim yok ama hiç acımam gece çalarım kapılarını uyarmak için dün yaptığım gibi . dün gece bir de sivri sinek vardı içerde , onu yakalama bahanesiyle bir sürü sayfa kitap okudum ama sonra tam olarak kulağımın yanında vızıldayıp geçerek arkamdaki duvara konan sivrisineği bi hışımla öldürdüm . sonra teşekkür ettim . kanı duvarda kaldı sineğin , yastığımın üst tarafında ve öyle uyudum ..
bugünler güzel günler , değerini bilip tadını çıkarmak lazım diye yazıyorum bu durak noktası notlarını , peki niye blog derseniz çünkü her tarafım not defterleri , post -it ler , ve günlükler le dolmuş durumda . artık hangisini ne için kullandığımı şaşırmış durumdayım .
bol bol okursan anlaman gereken çok şey çıkar , anlamak içinde bol bol okursun ve bu döngüye bi kez girersen çıkamazsın . işte ben bu döngüde zaman geçiren biriyim , hayatımın zaman dilimleri incelense , koca pastanın en büyük diliminin okumaya ayrıldığını ve bundan da büyük zevk aldığımı görür insanlar . ben bu konuya nerden geldim şimdi? hımm not defterlerimden.. hangisinin neyle ilgili olduğunu anlatarak laf salatası yapmayacağım burda merak etmeyin .. sadece unutmaktan korkan bi insanım not defterlerim benim kurtarıcım ..
bir de yatağımı toplamadım bugün ama bu şunun farkına varmamı sağladı ben üniversiteye geldiğimden beri her gün sabah kalkarkalkmaz yatağımı topladım hem de anne baskısı olmadan . Evdeyken mesela annem kızardı toplamadığım için toplamazdım yine de ve anneme kalırdı iş. Şİmdi tabi toplamazsam akşam geldiğimde dağınık bulucağım için sabahtan hallediyorum . e demek ki bişeyin yapılması için başa gelmesi gerekiyormuş , başa gelen çekilir atasözüde burdan geliyor zannımca . Ama bu gün bir istisna .. hani bi şarkı vardı 'bırak dağınık kalsın ' işte ona gönderme ..
evet evet güzel bi yaz günü bugün ... odam da yalnızım .. pencerem açık ,ılık ılık esiyor..perde havalanıyor , aklıma Norah Jones un pamuk sesini getiriyor . yazı yazıyorum bi yandan bergamotlu yeşil çayım soğumadan içilmeyi bekliyor ve ben bu ara her şeyin bergamotlu sunu alıyorum .. kokusuna bayılıyorum .. ve fonda çalan şarkı ... söyledim ya .. is my little toy gun !..
evet hala o .. ben de öyle bi potansiyel var bi şarkıyı 3 gün hiç değiştirmeden dinleyebilirim .. bunu yaparken şarkıyı hızla tükettiğimin farkındayım .. işte bu asıl sıkıcı olan şarkıyı tekrar tekrar dinlemek değil .
sonunda okulda da 2 nin üstüne çıktım , özel tekrardan kurtuldum ve sanki benim içinmiş gibi bu yaz ilk defa yaz okulum açıldı , 4 ders almayı planlıyorum .. umarım bi sorun çıkmaz artık normal okul hayatıma geri dönmek istiyorum ,önümde daha 2 sene var .. biyoloji ile ilgili aklımda tek oluşan meslek adli tıp .. her ne kadar beni tanıyan insanlar yapamayacağımı düşünselerde- tanımayan mı demeliydim ? .. böyle ağızını yaya yaya ve dehşet bakışlarıyla "deniiiiiz sen yapamazsıııın , dayanamazsııın seeen . hem korkmazmısııııın ölü insanlar falaaan ? " dedi biri bana , ben de ona gayet donuk - bi ölü gibi , ölü balık belki de- bakışlarla " yooo canlı olanlarından korkarım , ölülerden zarar gelmez " dedim .
Elif Şafak'ın MED-CEZIR isimli kitabını okuyorum bu aralar .. belli başlı konularda ki yazılarının toplanmış hali . yol kitabı olarak almıştım Eskişehir'e gelirken . Bu kadının eski kelimeleri bu kadar iyi kullanabilmesine bayılıyorum ve genç yaşta eski kelimelere bu kadar hakim olmasını kıskanıyorum - itiraf :)
Odamı değiştiricem , salona geçicem .. ablamı bekliyorum . badana olması falan lazım . orası sorun değilde aslında bi yandan da korkuyorum o odaya geçmeye kimler kimler geçti o odadan , bi ben kalmamıştım bana da geldi sıra . hatıralar beni bekliyo sanki orda gizlenmiş yerdeki tahtaların altına , ne zaman ben badanayı yaptırıp onca eşyayı taşıyıp girince odaya çıkıcaklar meydana . kendimi kötü hissettiricekler bana .. hadi hayırlısı .
sabahtan beri soundtrack indiriyorum . bi sürü güzel şarkı buldum . salı günü 6:45 te çalıcam .. dedim ya sabahtan beri bilgisayar başındayım . boyunum ağrıdı.. gitme vakti.
unutmadan -unutuyordum nerdeyse - fotoğraf Başak tan nam-ı diğer Rapunsell 'den . Fotoğrafı görür görmez beğendim . Bak blog sana da söylüyorum bu kız ilerde harika işler yapıcak , demedi deme :)

Thursday, June 5, 2008

gitmek istiyorum Taj Mahal'e..

gitmek istiyorum ...
üstümdeki tek ağırlık sırtımda ki sırt çantam , boynumda asılı fotoğraf makinem olsun .
ayağımda rahat bi ayakkabı .
kulağımda kulaklık , içinde binbir şarkı .
yürümek istiyorum , uzaklara , yürüyerek gitmek ..
aptal ve sıkıcı düşüncelerimi yanından geçtiğim her çöplükte biraz biraz bırakarak ..
beni acıtan ama elimden birşey gelmeyen duygularımı her adımda unutarak..
uzaklara gitmek istiyorum , eskiyi unutmak yeniyle tanışmak için ..
yeni insanlar görüp , yeni kültürler tanıyıp onları anlamaya çalışmak için ..

..
ve sonunda Hindistan 'a varırım ..
O efsanevi Taj Mahal 'in tam karşısında durup biraz seyrederim ..
kulaklıkta Nitin Sawhney 'den 'songbird' çalar..
fotoğraf makinemi çantasından çıkarıp , TAJ MAHAL 'e doğrulturum , o efsanevi yapıyı kendi kadrajıma alıp deklanşöre basarım ki o zaman o ses her zamankinden daha çok zevk verir bana eminim ..
..
ve yoluma devam ederim
yürür giderim yeni Taj Mahal'ler görmeye..
--
işte bu yüzden sadece gitmek istiyorum . kaldıkça bataklıktaymışım gibi batıyorum olduğum yere ve bağlanıyorum .
bunu aşmak için gitmek istiyorum Taj Mahal'e..
Taj Mahal'lere..

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...