Skip to main content

inmek istediğim çocukluğum (6)


Bölüm _ 6 : Elma -armut-kelmahmut meyvesi ve dondurmadan çıkarılan ders

Bir de çocuksunuz ya aklınız herşeye ermez ya o yüzden bu da büyüklere sizi kandırma rahatlığı verir .Herşeyi sizi kandırarak halledebileceklerini düşünürler. Size birşey yaptırmak için , bi yere götürmek için , bi yerden getirmek için.. yani sizi ikna etmek için sizi kandırırlar aslında bildiğiniz yalan söylerlerde yok ama hiç olur mu ona yalan denmez , büyükler hiç yalan söyler mi cık cık cık . Neyse sonuçta o anlardan birinden bahsedicem , babamın beni kandırmaya çalıştığı bir andan. Hayır benim babamda normal bir konuda kandırmamış ki beni. Konu şu ; nerden açıldı bilmiyorum ama hani 'elma armut kelmahmut' diye bir şey vardır ya tekerleme gibi . Benim babam bi gün pazara giderken meyve olarak ne istersin dedi bana sonra ardından 'elma armut kelmahmut ' istermisin dedi. Ben de o an böyle dondum kaldım , aa öyle bi meyve mi vardı diye .Al dedim ben de tabi merak uyandırdı ya içimde , görmem lazım o uzun isimli meyveyi. Neyse annemler gitti ,ben evde oturdum beklemeye başladım dönüşlerini. Döndüler geldiler, ikiside torbaları yere bıraktı içeri geçti , ben torbaların içini aramaya başladım , bulamıyorum tabi , hayır zaten neyi aradığımıda bilmiyorum ki adı elma armut kelmahmut olan bişey ama nasıl birşey bilmiyorum hiç görmemişim zira daha bugün öyle birşeyin meyve olduğunu öğrenmişim . Ben de gittim salona babama sordum "nerde?" babam ; "ne , nerde kızım ?" "elma armut kelmahmut nerde babacım ?" çok net hatırlıyorum o anı evin bütün bireyleri bana gülüyordu . Yine kandırılmıştım . Bu büyükler ne istiyordu benden ? büyüyünce anlayacaktım .

:)


Ama şimdi burda babamın üstüne yüklenmiş gibi oldu , öyle olmasın diye babamı takdir ettiğim bir anıyı anlatıcam . Bilirsiniz çocukların en çok sevdiği yiyeceklerden biri dondurmadır , çünkü niyet yemek değildir , oyun oynamaktır , erir , akar üstün başın batar , işte bildiğin oyun .Çikolata ver mesela onu da ağzına yüzüne bulaştırır çünkü amaç , yemek değildir amaç oyundur , ne o öyle ne sıkıcı yemek yemek , halbuki çocuk bulmuş hayatı eğlenceli hale getirmenin yolunu , tadını çıkarıyor , bırak çıkarsın. Adam gibi cümle kurabilse şyle diyecek " herşeyi takma kafana , bak bana , ne güzel eğleniyorum , kırıyorum ,döküyorum , altıma yapıyorum bi de üstüne gülüyorum " :) . Neyse biz dondurmalı anımıza dönersek , hani dondurmacılar dondurma alırken kaç top diye sorarlar ya bi gün ben 10 top dedim , o soruya , boyumdan büyük cevap verdiğimin farkındaydım ama dönüşü olmayan bi cevaptı . Dondurmacı bile böyle bakakalmıştı 10 top deyince. Sonra adam babama baktı ben de babama bakıyorum tabi , babamın üzerinde bi baskı oluşturduk . Sonra babam "tamam" dedi "ver sen 10 toplu bir dondurma" . Dondurmacı hazırlamaya başladı , 1.külah uzerine 1.top ..3.top...6.top... 10 a tamamlayamamış olabilir zira düşmek üzereydi , üstüne bir tane daha külah koydu ve bana verdi . Ben tabi aldım 'iki külahlı tahminen 7 toplu dondurma'yı , bakıyorum böyle dondurmaya , ama yiyemiyorum tabi çünkü kıpırdasam düşecek . Başladım cebelleşmeye , resmen savaş verdim dondurmayla ve doğru düzgün birşey yiyemedim sonuçta. ve şu dersi çıkardım kendime "çok dondurma aslında az dondurmadır." babacım mesaj alınmıştır .

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…