Skip to main content

inmek istediğim çocukluğum (5)

Bölüm _ 5 Evdeki arkadaş -abla

Bilmiyorum siz odanızı kardeşinizle paylaşıyormuydunuz yoksa koca odada yayıla yayıla yalnız mı yaşıyordunuz ama ben ablamla paylaşıyordum . Ve odamız genelde dağınıktı , evdeki herkes odayı kimin en çok dağıttığını anlamaya çalışıyordu ama şimdi oda da iki kişi yaşıyınca o diyoki o yaptı o diyoki o yaptı :) . en sonunda annem odalarımızı ayırdı . Olay açıklığa kavuştu dağınık olan benmişim. Ama ben bile ablam sanıyordum . Öyle bir izlenim vermiş demek ki.

Bir de 'abla ' ile suç birliği yapıp üzerimize kalan suçlar vardır yine küçük olduğumuz için :) ama benim ablamda az değil yani , mazimiz de çok büyük yanlış anlaşılmalar olmuştur , hala yapılan bir suçun karşısında benim adım yazmaktadır , ama asıl suçlu ablamdır itiraf ediyorum ama konunun ne olduğunu söylemiyorum-söyleyemiyorum zira bu yaşa kadar hala süregelen bi abla baskısı var üstümde :) ablacım hatırladın değil mi konuyu ? yada suçu mu demeliydim? :) yok ablacım merak etme bu bilgi benle beraber mezara kadar gidecek .

Ama aslında insanın kardeşi olması iyidir yani arkadaş olmadığı zamanlarda özellikle , mesela evcilik oynamak istersin ama arkadaş yoktur , elinde barbi bebek ablayı ararsın evin içinde , sonra 'ablaa hadi gel evcilik oynayalım ' dersin , o da sana ' saçmalama deniiz bu yaşta evcilik mi oynarım ben ? ' der. Yani tabi kardeşinizle aranızda yaş farkı varsa boyle olur yoksa oynar sizinle . Ama ne olcak ki kardeş hatrı için bi barbi bebeğe iki kıyafet giydirsen , azcık konuştursan sonra bi de partiye kadar yürütsen , oldu bitti işte. Ama yook neymiş o yaşta evcilik oynanırmıymış , e babamlar hala oynuyor ya?

Sonra ablamın sevmediğim bi huyu vardı nerden edindiyse artık , hangi cin fikirleri arkadaştan . Kendisi öyle bir formül ürettiki evde ne zaman bozulan , kırılan , dökülen vs. bişey olursa devreye o formülü sokuyor ve ben otomatik suçlu durumuna geliyordum . Şöyle ki , mesela evde vazo kırılıyor , kimin kırdığı henüz belli değil. Ablam hemen gelir yanıma , dikilir tepeme ve hiyerarşik bi şekilde saymaya başlar " vazoyu babam kırmadığına göre , annem kırmadığına göre , ben kırmadığıma göre , sen kırdın . " bu nasıl birşeydir , hep mi ben suçlu çıkarım , bi iş vardı da bu işte ben bi türlü anlayamıyordum ama bi gün anladım neden böyle olduğunu ve direk ablamın yanına gittim ve dedim ki "abla hep en sona beni bıraktığın için ben suçlu çıkıyorum " o da ondan sonra tamam o zaman şöyle yapalım " sen yaptğına göre ben yapmadım annem yapmadı babam yapmadı " dedi ve hadi bakalım buna da bi cevap bul gibisinden bi bakış attı bana . Ben yine kendimi savunamadım tabi yine ve yine suçlu bendim , hayır bu kadar suç işleyen bi insan bence elini kolunu sallayarak dolaşmamalıydı evin içinde , diğer insanların sağlığı açısından tehlikeliydi . Neyse sonuçta bi süre ablam bu formülle idare etse de kabul et ablacım bi süre sonra yememeye başladım bu numaraları.

Bir de şunu hatırlıyorum , ben küçükken bi dönem içimdeki sese takmıştım , sanki içimde biri konuşuyordu devamlı , onu dinlemeye çalışıyordum falan ama kafam iyice karışmıştı yani . Konuşan ben miydim ? midemde birimi vardı? anneme söylesemiydim ? söylesem yine beni doktora mı götürürdü ? doktor iğne vurur muydu ? gibi sorular uzuyordu çocuk aklımın içinde .Bi gün ablama söyledim abla dedim benim içimde bi ses var devamlı konuşuyor ne yapabilirm sence dedim . Hayır niye soruyosunki sen kız ne bilsin , eline koz veriyosun hey allam . Neyse sormuş bulundum o da bana " biliyorum o sesi , ama sakın susturmaya çalışma , yoksa ölürsün " dedi ve artık içimdeki sesten korkar oldum ablam sayesinde.

Ama çocuklukta vardır böyle durumlar , bence büyüklerin dünyasına özentiden gelir bu konuşmalar , benzetmeler falan . mesela çok iyi hatırlıyorum bi ara taktım 'döküman ' kelimesine , nerden duymuşum da aklımda kalmış hiç hatırlamıyorum ama içimde devamlı o kelimeyi kullanma isteği var . Ben de gidiyorum bahçede oynarken benden küçük bi çocuk görünce yanına yanaşıp "dökümanları hazırladın mı ? almaya gelicekler ." diyorum . Tabi karşılığında saçmasapan cevaplar alıyorum . Anlamıyor ki çocuk , " kim " diyen var " hazırlamadım " diyen var " gel salıncağa binelim" diyen var . Çocuk aklı işte .



Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…