Skip to main content

inmek istediğim çocukluğum (4)

Bölüm_4 : Evin küçük çocuğu

Bir de şöyle bir anlayış vardır , evde bir şey kırılıp dökülünce mutlaka tüm gözler evin küçük çocuğuna döner. Halbuki çocuk olayın farkında bile değildir , bi köşede oyuncaklarıyla oynamaktadır . Tamam belki bu tip olayları rakama vurduğumuzda çoğunun sorumlusu ben , yani evin küçük çocuğu olabilir ama sırf kara geçmişimiz yüzünden , evde olan biten herşeyin bize yüklenmesi , hatta boyumuzu aşan şeylerin bile 'bu çocuk bunu nasıl yapar ' diye düşünmeden bize yıkılması bize zor ve trajikomik anlar yaşatır. Yine bir örnekle devam ediyorum . Bir gün ablamla tv izliyoruz babam bizi mutfağa çağırdı ,sesinin tonundan bir şeylerin hesabını sormak için bizi mutfağa çağırdığı belliydi . Biz de "tıpış tıpış " gittik ,giderken mutfakta suç teşkile edebilecek bir şey yapıp yapmadığımı düşündüm , ocağın arasına yemediğim yemekleri atmamı saymazsak mutfakla ilgili korktuğum bir taraf yoktu . Ablamın varmıydı acaba , bu sorunun cevaını yıllar sonra öğrenicektim annemden . Neyse dediğim mutfağa gittik , tam olarak ocağın önünde duruyordu babam bizde geldik önünde durduk . Babam ocaktaki dökülmüş kahveyi işaret ederek " bunu hanginiz yaptı " diye sordu biraz kızgınca , ablam ben yapmadım derken daha sonrasında bakışlarını bana çevirdiği için babamda bana bakarak tekrar sordu " bunu kim yaptı" "deniz sen mi yaptın" " doğruyu söyle " . yine farkındaydım ki oklar beni işaret etmekteydi , fakat burda önemli bir yere dikkatinizi çekicem . Ben de zaten dökülen kahveyi görmeye çalışırken farketmiştim bunu , benim boyum fırınla aynıydı dolayısıyla kendimden şüphe etsem bile benim yapmış olmam teknik olarak imkansızdı zira ben kahve yapmayıda bilmiyordum -hala bilmiyorum :) - ama bu kimsenin umrunda değildi , babam soran ve cevap isteyen ve hatta cevabı da ' evet ben yaptım şeklinde isteyen ' gözlerle bana bakmaktaydı . Ben de daha fazla susamayacağımı anladım , ve aynen şöyle bir cevap verdim babama " Babacım , şimdi ben yaptım dicem ama bu sefer nasıl yaptığımı soracaksın ama ben nasıl yaptığımı bilmiyorum " . Yine film şeridinin koptuğu andayız , evet en önemli anı , babamın benim bu zekice cevabıma karşılık verdiği yanıtı hatırlamıyorum , sen hatırlıyor musun babacım ? ama gerçekten ben yapmamıştım :) abla yoksa sen miydin o?

ayrıca şimdi düşünüyorumda "babacım derdin mi yoktu senin o ara böyle bişeyi dert ettin? yoksa bize kızacak yer mi arıyordun? ":)

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…