Skip to main content

inmek istediğim çocukluğum (2)

Bölüm _2 : ilk büyük suçum :(

Çocukluğumun en dayanılmaz anları , arkadaşlarım bahçede oynarken benim evde oturmak zorunda oluşumdu . Bir lojmanda oturuyorduk ama bu annemlere göre beni -onlar evde yokken- dışarı salmaları için bir neden değildi. O yüzden ben de arkadaşlarımı evin kapısına çağırırdım , ama bu inceliği bütün arkadaşlarım göstermezdi. Bir keresinde -demek canıma tak etmiş - çocukluğumun en büyük salaklığını yaptım sırf bu üzerimdeki baskı yüzünden . Annemler yine bi gün yoklar evde , ben yalnızım , ikisi de işte , ablam okulda ; gittim annemlerin odasına , açtım çekmeceyi , bi cüzdanın içinde iki tane 250 bin vardı (sene 95) aldım bir tanesini , allahtan bi tanesini almışım , çıktım evden dışarı , hatta bi de üstüne lojmandan çıktım , bisikletle hemde , aştım kendimi yani . Nereye mi gidiyorum? en yakın bilye satan yere. Buldum bir yer ,amcaya verdim 250 bin ,bilye istedim , ama o ana dair hiç bir şey hatırlamıyorum , amca şaşkınlıkla bana bakmıştır muhtemelen , tek hatırladığım bir poşet bilyeyle eve dönüşüm . Döndüm, akşam oldu - bu arada cüzdanı da vitrinin arkasına attım -. annemler geldi , daha 10 dk geçmedi annem beni çağırdı yanına , cüzdanı sordu ben de görmediğimi söyledim , o andan itibaren üstümde bir baba baskısı başladı . Sonra ben de başladım kötü yalanlarıma " hani kantine motorsikletle gazete getiren amca var ya ,o işte aldı parayı , eve geldi , para istedi benden , ben de onu verdim !" nerden aklıma geldiyse o adam , yazık adama. Sonra babam bana aynen şöyle dedi " kızım ! bana doğruyu söyle ! eğer bu söylediğin doğruysa , ben giderim o adamı öldürürüm , hapse girerim , sizi çocuk esirgeme yurduna alırlar , annende yalnız kalır , eğer annenin yalnız kalmasını istemiyorsan doğruyu söyle !" O an annemin yalnız kalmasını istemediğim için yalanlarımdan vazgeçtim , babam iki gün konuşmadı benimle. Ev cezası aldım bide.İki gün sonra yüzsüz yüzsüz babama gidip 'bilye oynayalım mı?' dedim :)

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…