Skip to main content

bi'gün



Freud'a göre insanlar içlerindeki libido( yaşama içgüdüsü) ve thanatos (ölüm içgüdüsü) oranına bağlı olarak yaşamlarını sürdürüyorlarmış. Peki siz ne kadar bağlısınız hayata? ...
hala hayattaysanız , bu libidonuz yüksek olduğu içindir;)
evt bazen , herşey üstüste gelir , içinizden birşey yapmak gelmez, televizyonu açarsınız , açtığınız an bir sürü insan ölür , dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladığınızda yağmur yağmaya başlar yada tanrı ağlamaya hangisini tercih ederseniz , ikincisi daha büyük bi olasılık olabilir çünkü eğer yarattığınız bir şey hızla kötüleşiyorsa oturup ağlamaktan başka çareniz kalmaz.O arada kapı çalar gelen kapıcı , aidatı ister , ama o anda veremezsiniz , yarın vereceğinizi söylersiniz ve üstüne bir de kapıcı dan azar işitirsiniz, her ne kadar çok sinirlensenizde nasıl olduysa kapıyı yavaşça kapatır mutfağa dönersiniz , kapıdan girdiğiniz anda içeride bir koku , çöp kokusu , atılmamış çöpler , çöpü dışarı çıkartma sırası kimdeydi , ne farkeder , sizi bilmem ama ben hiç takılmam böyle şeylere ki bu benim haneme yazılacak küçük bir artıdır . O yoğun koku midenize oturduğu için bi süre yemek fikrini rafa kaldırır, rafta duran , gözünü dikip size bakan ,uzun zamandır sizin kendisini alıp okumanızı bekleyen kitabı alır, evin en rahat köşesini aramaya başlarsınız. 1. sayfa, 2. sayfa. 3.sayfa , 3. sayfa , 3. sayfa evet evt hala 3 tesiniz , çünkü ya siz kitabı anlamamakta diretiyorsunuz , yada kitap size anlatmak istemiyor bildiklerini. biraz daha zorlarsınız , ama yok doğru bir zaman değildir kitap okumak için , yada o kitabı okumak için . O zaman gözünüz telefona ilişir , aile fertlerinden birinin sesini duyarsam belki biraz keyfim yerine gelir diye düşünürsünüz , abla açmaz telefonu , baba açmaz , sonunda anne açar , havadan sudan muhabbetler yapılır ve konu her zamanki gibi gelir paraya dayanır . beklenen enerji telefondan da gelmez , keşke yoga kursuna devam etseydim de öğrenseydim şu yogayı dersiniz , hiç olmazsa şimdi doğru nefes alıp vererek enerjimi yükseltirdim . Farkettiniz mi bilmem konu uzadıkça uzuyor :) sonumu ? sonu yatakta bitiyor , şu sabah içine gömülmüş bi vaziyette uyandığınız , günden bir medet bekleyerek zorlada olsa kalktığınız , yatağınız sizi çekiyor . buna ben pek 'mutlu son' diyemem ama hergün bütün aksilikler bizi bulmuyor kendimizi kandırmayalım , yıldırım iki kere aynı yere düşmez , ama bugs bunny e olduğu gibi ikinci seferde kafanıza koca bir piyano düşebilir. dedim ya bu konu bi yere bağlanmıyor , ucu açık :) bağlanırsa da en fazla yatağa bağlanır :)
ben yatmaya gidiyorum .. iyi uykular..

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…