Skip to main content

bi 'köşe'm olsaydı..

Uzun zamandır yapmak istediğim bir şey , bir köşe sahibi olmak , yanlış anlaşılmasın, istediğim yazılarım için köşe sahibi olmak .
Başımın üstünde yine bi beyaz hayal bulutu 'köşe'mi hayal ettim bugün...
Şekli uzun olsun isterdim , yani yarım sayfa verilen bir alan değilde , bir sayfanın en sonuna birleştirilmiş , sayfanın en üstünden en alt köşesine kadar uzayan , yani aslında 'iki' tane köşeye sahip bir köşe olsun isterdim .
ve mümkünse manzarası güzel olsun , yani karşı sayfamda ekonomi olmasın mesela ..
ilk yazımda bana gazete okumayı sevdiren , daha doğrusu günlük gazete okumanın ne kadar önemli bir şey olduğunu öğreten devamlı okuduğum köşe yazarlarına teşekkür ederdim .
İlk başta onun gibi yazmak istediğim Miliyet yazarı ' Ece Telemkuran a '..
Sözünü kimseden esirgemeyen Vatan yazarı 'Mine G. Kırıkkanat a'
Şu anda gözaltındaki , sağlığından endişe duyduğumuz CUMHURİYET baş yazarı 'İlhan Selçuk a'..
Eskiden Hürryet 'te okuduğum , sonrasında peşinden gidip sırf onun için Sözcü okumaya başladığım 'Emin Çölaşan a.'.
Teşekkür ederdim.
Köşemde Perihan Mağden gibi , kendi kendime kelimeler uydurmaz , kafama göre kullanmazdım Türkçe 'mi . ve Türkçe yazdığım köşemde en büyük amaçlarımdan biri Türkçe mi korumak olurdu , gereksiz ingilizce kelimelere boğup , anlaşılmaktan uzaklaşmazdım.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaz , fikir sahibi olmadan köşemi aydınlatmazdım .
Köşemin daha doğru , daha gerçek olması için diğer yazarlardan aldığım ışığı da kendi ışığımla harmanlar okurlara yansıtırdım.
Yazılarımı yazarken hep Azize Teresa 'nın sözünü aklımın bir kenarında tutardım .." Hiç kimsenin , senin yanından ayrılırken , kendini geldiği zamankinden daha iyi ve daha mutlu hissetmemesine izin verme"
bugün bir köşem olsaydı , yazdıklarımla o köşeye gömülmez , asıl o köşeyle hayatın daha fazla içinde olurdum.
.
.
.
bir gün, bir 'köşe'm olması dileğimle..

dipnot: fotoğraf bana ait değildir.






Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…