Skip to main content

Ama hangi köşe?



Bir önceki yazımda bi 'köşe' sahibi olmak istediğimden bahsetmiştim , ama o köşenin yaz köşesi mi kış köşesi mi olduğu hakkında bir şey yazmamıştım zira bende henüz karar vermiş değilim . Şu anda bile tam olarak nerde durmam gerektiğini , kime güvenip , kime güvenmemem gerektiğini bilemezken , dolayısıyla bana ait bi köşeninde tam olarak nerde durması gerektiğini bilemedim sonra düşününce anladım ki zaten budur benim şu anda bir köşe sahibi olmamamın sebebi.

Herşeye bir orta çizgi bulan makul bir köşe mi olmalıydı benimkisi ,

yoksa herkesi seven (!) herkesi sayan (!) ve sonunda -nasıl olduysa- en güvenilir ünlü Seda Sayan köşesi mi daha iyi olurdu?

Motivasyona ihtiyacı olan halkı herşeyde gaza getiren bir köşe mi olmalıydı?

yoksa bütün gerçekleri tüm iyi-kötü yanlarıyla halkın önüne koyan Emin Çölaşan izinde bir köşe mi?

Doğan'ın ve Özkök'ün dediği gibi artık siyasetten bıkan halk için eğlenceli dolayısıyla boş haberlerden oluşan bir köşe mi daha uygun olurdu bugünlere?

yoksa bütün olasılıkları göze alarak , herşeyin ortasında olan siyasi bir köşe mi bana ait olmalıydı?

ya da ben de Arman gibi bi çocuk yapıp , sonra sırf ondan mı bahsetmeliydim insanları bıktırır derecesinde?

yoksa Ayça Şen gibi hayatla dalga geçmek için mi kullanmalıydım köşemi?

Velhasıl dedim ya , bazı maddelerde dalga geçip bazıların da ciddi olsamda şu an gerçekten emin değilim bi köşem olsa da nasıl olmadı gerektiğinden .. zira bunun için zamana ihtiyacım var.

O yüzden ben şimdilik blogumda ve ekşisözlükte yazmaya devam ediyorum ..:)

Comments

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…