Skip to main content

Posts

Showing posts from March, 2008

inmek istediğim çocukluğum (6)

Bölüm _ 6 : Elma -armut-kelmahmut meyvesi ve dondurmadan çıkarılan ders

Bir de çocuksunuz ya aklınız herşeye ermez ya o yüzden bu da büyüklere sizi kandırma rahatlığı verir .Herşeyi sizi kandırarak halledebileceklerini düşünürler. Size birşey yaptırmak için , bi yere götürmek için , bi yerden getirmek için.. yani sizi ikna etmek için sizi kandırırlar aslında bildiğiniz yalan söylerlerde yok ama hiç olur mu ona yalan denmez , büyükler hiç yalan söyler mi cık cık cık . Neyse sonuçta o anlardan birinden bahsedicem , babamın beni kandırmaya çalıştığı bir andan. Hayır benim babamda normal bir konuda kandırmamış ki beni. Konu şu ; nerden açıldı bilmiyorum ama hani 'elma armut kelmahmut' diye bir şey vardır ya tekerleme gibi . Benim babam bi gün pazara giderken meyve olarak ne istersin dedi bana sonra ardından 'elma armut kelmahmut ' istermisin dedi. Ben de o an böyle dondum kaldım , aa öyle bi meyve mi vardı diye .Al dedim ben de tabi merak uyandırdı ya içimde , görmem lazım …

inmek istediğim çocukluğum (5)

Bölüm _ 5 Evdeki arkadaş -abla

Bilmiyorum siz odanızı kardeşinizle paylaşıyormuydunuz yoksa koca odada yayıla yayıla yalnız mı yaşıyordunuz ama ben ablamla paylaşıyordum . Ve odamız genelde dağınıktı , evdeki herkes odayı kimin en çok dağıttığını anlamaya çalışıyordu ama şimdi oda da iki kişi yaşıyınca o diyoki o yaptı o diyoki o yaptı :) . en sonunda annem odalarımızı ayırdı . Olay açıklığa kavuştu dağınık olan benmişim. Ama ben bile ablam sanıyordum . Öyle bir izlenim vermiş demek ki.
Bir de 'abla ' ile suç birliği yapıp üzerimize kalan suçlar vardır yine küçük olduğumuz için :) ama benim ablamda az değil yani , mazimiz de çok büyük yanlış anlaşılmalar olmuştur , hala yapılan bir suçun karşısında benim adım yazmaktadır , ama asıl suçlu ablamdır itiraf ediyorum ama konunun ne olduğunu söylemiyorum-söyleyemiyorum zira bu yaşa kadar hala süregelen bi abla baskısı var üstümde :) ablacım hatırladın değil mi konuyu ? yada suçu mu demeliydim? :) yok ablacım merak etme bu bilgi benle…

inmek istediğim çocukluğum (4)

Bölüm_4 : Evin küçük çocuğu

Bir de şöyle bir anlayış vardır , evde bir şey kırılıp dökülünce mutlaka tüm gözler evin küçük çocuğuna döner. Halbuki çocuk olayın farkında bile değildir , bi köşede oyuncaklarıyla oynamaktadır . Tamam belki bu tip olayları rakama vurduğumuzda çoğunun sorumlusu ben , yani evin küçük çocuğu olabilir ama sırf kara geçmişimiz yüzünden , evde olan biten herşeyin bize yüklenmesi , hatta boyumuzu aşan şeylerin bile 'bu çocuk bunu nasıl yapar ' diye düşünmeden bize yıkılması bize zor ve trajikomik anlar yaşatır. Yine bir örnekle devam ediyorum . Bir gün ablamla tv izliyoruz babam bizi mutfağa çağırdı ,sesinin tonundan bir şeylerin hesabını sormak için bizi mutfağa çağırdığı belliydi . Biz de "tıpış tıpış " gittik ,giderken mutfakta suç teşkile edebilecek bir şey yapıp yapmadığımı düşündüm , ocağın arasına yemediğim yemekleri atmamı saymazsak mutfakla ilgili korktuğum bir taraf yoktu . Ablamın varmıydı acaba , bu sorunun cevaını yıllar sonra öğren…

inmek istediğim çocukluğum (3)

Bölüm_3 : ilk stratejik planım

Ama bu evden çıkamama durumu ben de ciddi anlamda psikolojik baskı yaratıyordu ve ben buna kendi içimde çözümler arıyordum , sonra bi gün bir taşta iki kuş vuracak bi fikir geldi aklıma . İstediğim iki şey vardı , okuldan eve gittikten sonra annemler eve gelene kadar bahçede oynamak ve sabah okul sırasında andımızı okutmak için öğrencilerin çıktığı yüksekliğe çıkmak. Bir gün sırada dururken öğretmenlerden biri çıkıp kaybolan bir defteri gösterdi , kimin olduğunu sordu ve defterin sahibi öğrenci o yüksekliğe çıktı , o anda beynimde bi ışık yandı , demek ki dedim bir şeyimi kaybetsem , oraya çıkabilirim. O gün okul çıkışı eve dönerken araba anahtarlıklı evin anahtarını okulun bahçesine attım , birinin mutlaka bulup yarın sabah sırasında "bu kimiiin?" diye göstereceğine emindim . Ve sabah ben de oraya çıkacaktım , vurduğum ikinci kuş ise eve döndüğümde kapıda kaldığım için annemler gelene kadar bahçede oynamak zorunda(!) oluşumdu. Okuldan eve döndü…

inmek istediğim çocukluğum (2)

Bölüm _2 : ilk büyük suçum :(

Çocukluğumun en dayanılmaz anları , arkadaşlarım bahçede oynarken benim evde oturmak zorunda oluşumdu . Bir lojmanda oturuyorduk ama bu annemlere göre beni -onlar evde yokken- dışarı salmaları için bir neden değildi. O yüzden ben de arkadaşlarımı evin kapısına çağırırdım , ama bu inceliği bütün arkadaşlarım göstermezdi. Bir keresinde -demek canıma tak etmiş - çocukluğumun en büyük salaklığını yaptım sırf bu üzerimdeki baskı yüzünden . Annemler yine bi gün yoklar evde , ben yalnızım , ikisi de işte , ablam okulda ; gittim annemlerin odasına , açtım çekmeceyi , bi cüzdanın içinde iki tane 250 bin vardı (sene 95) aldım bir tanesini , allahtan bi tanesini almışım , çıktım evden dışarı , hatta bi de üstüne lojmandan çıktım , bisikletle hemde , aştım kendimi yani . Nereye mi gidiyorum? en yakın bilye satan yere. Buldum bir yer ,amcaya verdim 250 bin ,bilye istedim , ama o ana dair hiç bir şey hatırlamıyorum , amca şaşkınlıkla bana bakmıştır muhtemelen , tek hat…

inmek istediğim çocukluğum (1)

Bölüm _1 : Dişçi korkum

Çocukluğuma inmek zorunda olmayan bir psikoloğum var , hayır , hayır o benim sadece arkadaşım . Ama aynı zaman da psikolog neyse konumuz bu değil.
Konumuz inmek zorunda olduğum çocukluğum .
Öncelikle şunu söylemem gerek ki 'çocukluk' hakkında yazı yazmak ciddi anlamda zorluyor insanı , zira hem hatırlamaya çalışıyorsun olanları , hem de olanlara artık çocuk gözüyle değil de şimdiki gözünle bakıyorsun .
İşte tam da bu yüzden , bu iş bana zor gelse de vazgeçmem için bi neden değil.


ve yine eklemem gerekirse anlattıklarımda belli bir tarih sırası olmayacak , bi sıra olacaksa da bu sadece anıların beynimde canlandığı sıra olabilir :)

Çocukken en büyük sorunum dişlerimdi kesinlikle, hep te çürük olurdu , ve çürüklerin hiçbir geri dönüşü yoktu . Yani şu an varmı yine bilmiyorum ama o dönem hiçbir diş macunu çürüğü temizlemiyordu . Bi süre sonra annem dişimdeki çürüğü farkeder babama söylerdi ben de anneme "anneee niye söylediiiin " derdim , ve yine d…

Hayallerini bekleten hayalperest

Hayaller bekler mi? ...zira biraz zamana ihtiyacım var.

Önümde bitirmem gereken bir okul yani vermem gereken 21 tane ders var .

Yapmam gereken radyo programlarım , hazırlamam gereken yıldız tozları'm.

Her daim yanına gitmem gereken , çok fazla ihmal etmemem ve her durumdan haberdar etmem gereken dolayısıyla aslında en büyük zamanımı harcamam gereken bir ailem var.
İlgi bekleyen arkadaşlarım,
kötü zamanlarında yanlarında olmam gereken dostlarım var. beni kısa zaman aralıklarıyla ve şiddetli başağrılarıyla yatağa düşüren migrenim ,
ve migren tedavisi için iğneleri vücudumun farklı yerlerine batırmak suretiyle gitmem gereken toplam 30 seanslık akupunkturum var.
Her daim temiz ve sağlıklı tutmam gereken bir bedenim var.
Her sabah toplamam gereken bir yatak, her zaman temiz tutmam gereken bir odam , daha da fazlası evim var.
Okumam gereken kitaplar , kitapLAR, KİTAPLAR , köşe yazıları ve yine her gün okunması gereken Cumhuriyet gazete'm var.
Öğrenmeyi çok istediğim ikinci bir dil (ispanyolca…

Ama hangi köşe?

Bir önceki yazımda bi 'köşe' sahibi olmak istediğimden bahsetmiştim , ama o köşenin yaz köşesi mi kış köşesi mi olduğu hakkında bir şey yazmamıştım zira bende henüz karar vermiş değilim . Şu anda bile tam olarak nerde durmam gerektiğini , kime güvenip , kime güvenmemem gerektiğini bilemezken , dolayısıyla bana ait bi köşeninde tam olarak nerde durması gerektiğini bilemedim sonra düşününce anladım ki zaten budur benim şu anda bir köşe sahibi olmamamın sebebi.Herşeye bir orta çizgi bulan makul bir köşe mi olmalıydı benimkisi ,yoksa herkesi seven (!) herkesi sayan (!) ve sonunda -nasıl olduysa- en güvenilir ünlü Seda Sayan köşesi mi daha iyi olurdu?Motivasyona ihtiyacı olan halkı herşeyde gaza getiren bir köşe mi olmalıydı?yoksa bütün gerçekleri tüm iyi-kötü yanlarıyla halkın önüne koyan Emin Çölaşan izinde bir köşe mi?Doğan'ın ve Özkök'ün dediği gibi artık siyasetten bıkan halk için eğlenceli dolayısıyla boş haberlerden oluşan bir köşe mi daha uygun olurdu bugünlere?yoks…

bi 'köşe'm olsaydı..

Uzun zamandır yapmak istediğim bir şey , bir köşe sahibi olmak , yanlış anlaşılmasın, istediğim yazılarım için köşe sahibi olmak .
Başımın üstünde yine bi beyaz hayal bulutu 'köşe'mi hayal ettim bugün...
Şekli uzun olsun isterdim , yani yarım sayfa verilen bir alan değilde , bir sayfanın en sonuna birleştirilmiş , sayfanın en üstünden en alt köşesine kadar uzayan , yani aslında 'iki' tane köşeye sahip bir köşe olsun isterdim .
ve mümkünse manzarası güzel olsun , yani karşı sayfamda ekonomi olmasın mesela ..
ilk yazımda bana gazete okumayı sevdiren , daha doğrusu günlük gazete okumanın ne kadar önemli bir şey olduğunu öğreten devamlı okuduğum köşe yazarlarına teşekkür ederdim .
İlk başta onun gibi yazmak istediğim Miliyet yazarı ' Ece Telemkuran a '..
Sözünü kimseden esirgemeyen Vatan yazarı 'Mine G. Kırıkkanat a'
Şu anda gözaltındaki , sağlığından endişe duyduğumuz CUMHURİYET baş yazarı 'İlhan Selçuk a'..
Eskiden Hürryet 'te okuduğum , sonrasında p…

Görünmeyenler...

Sanırmısınız ki bu gözler herşeyi görür?
Ya görmedikleri..
Göremedikleri...

Mesela şimdi kalkıp bavulunuzu toplayıp kimselere haber vermeden başka bir ülkeye gidebilir misiniz? ya da başka bi şehre? yada uzun zamandır sevdiğiniz bi insana gidip onu sevdiğinizi söyleyebilir misiniz? erkek arkadaşınıza bi demet çiçek alabilir misiniz? sabah erkenden yola çıktığınızda yolda karşılaştığınız insanlara günaydın diyebilir misiniz? bir deneyin.. hissettiniz mi birşey engelliyor sizi ... işte onlar zincirler , çevrenizdeki göremediğiniz zincirler, sizin zincirleriniz , sınırlarınızı belirleyen .. ben koymadım tabiki ,onları oraya koyan sizsiniz.

Bazı insanlardan kopamadığınızı hiç farkettiniz mi ? ne yaparsanız yapın , ayrılamazsınız , ya siz gidemezsiniz , ya o , gün olur gitseniz bile o gelir peşinizden ya da tam tersi, yine görmüyorsunuz değil mi? aranızda uzun uzun kablolar var . görmüyorsunuz değil mi? işte ayrılamamanızın sebebi.


Çevrenizdeki herkesle anlaşamazsınız ama bazılarıyla hiç anla…

Tortu..

Size de olur mu?

Bazen dönüp içinize baktığınızda gözlerinize kadar tortu biriktirdiğinizi görür müsünüz hiç?
Hayatın içinizde biriktirdiği tortu. Daha ilk günden biriktirmeye başlar insan tortusunu .. Çocuksundur , dinlemez kimse seni sözlerin içinde kalır . Öğretmenin cezalandırır , savunman içinde kalır , halbuki yapmak istediğin sadece köpek yavrusunu beslemektir , kendi evinde hiç bir zaman besleyemeyeceğin. işte bu da içinde kalır. Büyürsün biraz daha , zaman gelir , ailenle tartışırsın , ama cevap verme gibi bi hakkın yoktur , şartlar baştan belirlenir , ve yine söylemek istediklerin içinde kalır , hatta çoğu zaman sertleşir tartışma , baban çıkar karşına , içinde birikenler boğazına kadar gelir takılır , gözyaşların da içine akar , onlar da orda birikir, kalır. Sonra hayatına girip çıkan insanlar birikir .. anılar.. hayatından giderken arkalarında bıraktıkları , almayı unuttukları şeyler birikir içinde.. yarım kalan şarkılar , bitmemiş cümleler , yerine getirilmemiş sözler...
bazen…

bi'gün

Freud'a göre insanlar içlerindeki libido( yaşama içgüdüsü) ve thanatos (ölüm içgüdüsü) oranına bağlı olarak yaşamlarını sürdürüyorlarmış. Peki siz ne kadar bağlısınız hayata? ...
hala hayattaysanız , bu libidonuz yüksek olduğu içindir;)
evt bazen , herşey üstüste gelir , içinizden birşey yapmak gelmez, televizyonu açarsınız , açtığınız an bir sürü insan ölür , dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladığınızda yağmur yağmaya başlar yada tanrı ağlamaya hangisini tercih ederseniz , ikincisi daha büyük bi olasılık olabilir çünkü eğer yarattığınız bir şey hızla kötüleşiyorsa oturup ağlamaktan başka çareniz kalmaz.O arada kapı çalar gelen kapıcı , aidatı ister , ama o anda veremezsiniz , yarın vereceğinizi söylersiniz ve üstüne bir de kapıcı dan azar işitirsiniz, her ne kadar çok sinirlensenizde nasıl olduysa kapıyı yavaşça kapatır mutfağa dönersiniz , kapıdan girdiğiniz anda içeride bir koku , çöp kokusu , atılmamış çöpler , çöpü dışarı çıkartma sırası kimdeydi , ne farkeder , sizi bilmem a…

bir süre kitap yayımlamak yasak olsun ...

evet, doğru duydunuz , bir süre kimse kitap yazmasın , ya da yayımlamasın , bekletsin , şöyle bi kaç sene ki yetişebiliyim ben de . okunması gereken çok fazla kitap var , belki okuması gereken değil de okumak istediğimde çok fazla kitap var , iki kez hatta 3 kez okumak istediğim kitaplar var , altını üstünü çize çize , not ala ala , yavaş yavaş okumak istediklerim , beğendiğim yazarların diğer bütün kitaplarını da okumak istiyorum .. ama bu bi çılgınlık ,bu 'kitap kurdu ' nu falan da geçti.. Dostoyevski 'nin sadece Suç ve Ceza 'sını okuyan bi insan Dostoyevski okudum diyemez bence o yüzden ben de demiyorum , Anne Karenina yı merak ediyorum mesela bir de Madam Bovary 'i , Elif şafak'ın tüm kitaplarını okudum evet ama bir kitabı kaldı geriye şehrin aynaları onu da okumam lazım , yeni aldıgım Ece Temelkuran kitapları beni bekliyor , köşe yazılarını birleştirdiği kitaplar , onları okuyup bi yandan gazetede ki yazılarını da takip etmek istiyorum , onun gibi yazmak is…

Kahve molası...

evet.. bir kahve molasına ihtiyacım var , hatta seninde buna ihtiyacın var , arkadaslarımında, aileminde, hatta ülkece bir kahve molasına ihtiyacımız var ... kahveler benden ..:) bırakalım bi köşeye türbanı , başbakanı , dtp yi, parayı, geçimi , dersleri , askerliği ..yuvarlak bir masada oturup ,sadece sanattan konuşalım , en son çıkan kitaplar, ünlü eserler, akılda kalan tablolar .. biraz arınalım ne dersiniz, düşüncede temizlenelim biraz , tekrar saygı duymaya başlayalım birbirimize , tekrar dinlemeye başlayalım , anlamaya çalışalım , paylaşalım , lafazan olalım .. belki tekrar başa dönelim , iki yaprak yetsin örtünmeye , göz göze gelmek yetsin iletişime ... evet , bi kahve molasına ihtiyacımız var ; senin , benim , onun .. kahveler benden , hadi gelin..:)

Adres bulan sorular...

annem ve babam bu aralar farkında olmadan beni cok uzuyor , zaten sadece tel. de gorusuyoruz onda da sesleri kotu veya sıkkın hayattan bıkkın geliyor ve bu benim acayip canımı sıkıyor, artık hayattan tad almıyorlar ve bunu cok fazla hissediyorum , sanki hersey bitmiş gibi , halbuki degil , ben hala kızlarıyım universiteye gitmiş olmam benim herseyi bildigimi herseye hazır oldugumu gostermezki , onlar hala benden cok daha tecrubeliler , ama bunun gerektirdigi gibi davranmıyorlar ozellikle son zamanlarda . bugun yazım yayınlanmadı radikalde , onu ama takip etmiş babam , o konuda beni hep destekler , aramıs bugun yazın cıkmamıs , daha iyi yaz gibi bişeyler soyledi , babamın bu huyunu severim , bide hep derim iyiki askermiş , cok gururlanırım , cunku işini gerektigi gibi yaptı babam , bi gun bi arkdsm bana sen asker kızısın dimi demişti bende evet nerden bildin demiştim , hissediliyor asker kızı oldugun demişti . cook mutlu olmustum :)

okumak istedigim kitaplar , okumam gereken kitaplar , …

Bugün senin günün , yalandan da olsa gülümse!

Peki sen …

… hiç cinsiyetin yüzünden ikinci sınıf vatandaş veya yarım insan muamelesi gördün mü?
… günlerce gecelerce uğraşıp tüm emeğinle bir kitap yazdıktan sonra , o kitabın kabul görmesi için kendi adını değil de karşı cinsin adını kullandığın oldu mu?
… sanatın önemli ve en zevkli dallarından biri olan tiyatrodan cinsiyetin yüzünden uzak kaldın mı? Sahneye çıkman yasaklandı mı? Bunun için karşı cinsin kılığına girmen gerekti mi? Ya karikatür cizmek ? karikatür çizmeye ilgi duyup , çizmeye başladıktan sonra aslında sana cinsiyetin yüzünden karikatür çizmenin de yasak olduğu söylendi mi?
… önüne toplum tarafından , ailen tarafından , eşin tarafından bir duvar gibi örülmüş yasaklar çıktı mı? Ve sen bu yasaklara çarpmadan yaşamak zorunda kaldın mı?
… ya da en baştan sormak gerekirse yasaklar var mı senin için?
… geceleri sokakta başına birşey gelmesinden korkarak sağına soluna bakmadan başın önünde koşarcasına yürüdün mü?
… yolda kendi halinde yürürken başka insanlar seni gözleriyle ve sözl…