Saturday, March 29, 2008

inmek istediğim çocukluğum (6)


Bölüm _ 6 : Elma -armut-kelmahmut meyvesi ve dondurmadan çıkarılan ders

Bir de çocuksunuz ya aklınız herşeye ermez ya o yüzden bu da büyüklere sizi kandırma rahatlığı verir .Herşeyi sizi kandırarak halledebileceklerini düşünürler. Size birşey yaptırmak için , bi yere götürmek için , bi yerden getirmek için.. yani sizi ikna etmek için sizi kandırırlar aslında bildiğiniz yalan söylerlerde yok ama hiç olur mu ona yalan denmez , büyükler hiç yalan söyler mi cık cık cık . Neyse sonuçta o anlardan birinden bahsedicem , babamın beni kandırmaya çalıştığı bir andan. Hayır benim babamda normal bir konuda kandırmamış ki beni. Konu şu ; nerden açıldı bilmiyorum ama hani 'elma armut kelmahmut' diye bir şey vardır ya tekerleme gibi . Benim babam bi gün pazara giderken meyve olarak ne istersin dedi bana sonra ardından 'elma armut kelmahmut ' istermisin dedi. Ben de o an böyle dondum kaldım , aa öyle bi meyve mi vardı diye .Al dedim ben de tabi merak uyandırdı ya içimde , görmem lazım o uzun isimli meyveyi. Neyse annemler gitti ,ben evde oturdum beklemeye başladım dönüşlerini. Döndüler geldiler, ikiside torbaları yere bıraktı içeri geçti , ben torbaların içini aramaya başladım , bulamıyorum tabi , hayır zaten neyi aradığımıda bilmiyorum ki adı elma armut kelmahmut olan bişey ama nasıl birşey bilmiyorum hiç görmemişim zira daha bugün öyle birşeyin meyve olduğunu öğrenmişim . Ben de gittim salona babama sordum "nerde?" babam ; "ne , nerde kızım ?" "elma armut kelmahmut nerde babacım ?" çok net hatırlıyorum o anı evin bütün bireyleri bana gülüyordu . Yine kandırılmıştım . Bu büyükler ne istiyordu benden ? büyüyünce anlayacaktım .

:)


Ama şimdi burda babamın üstüne yüklenmiş gibi oldu , öyle olmasın diye babamı takdir ettiğim bir anıyı anlatıcam . Bilirsiniz çocukların en çok sevdiği yiyeceklerden biri dondurmadır , çünkü niyet yemek değildir , oyun oynamaktır , erir , akar üstün başın batar , işte bildiğin oyun .Çikolata ver mesela onu da ağzına yüzüne bulaştırır çünkü amaç , yemek değildir amaç oyundur , ne o öyle ne sıkıcı yemek yemek , halbuki çocuk bulmuş hayatı eğlenceli hale getirmenin yolunu , tadını çıkarıyor , bırak çıkarsın. Adam gibi cümle kurabilse şyle diyecek " herşeyi takma kafana , bak bana , ne güzel eğleniyorum , kırıyorum ,döküyorum , altıma yapıyorum bi de üstüne gülüyorum " :) . Neyse biz dondurmalı anımıza dönersek , hani dondurmacılar dondurma alırken kaç top diye sorarlar ya bi gün ben 10 top dedim , o soruya , boyumdan büyük cevap verdiğimin farkındaydım ama dönüşü olmayan bi cevaptı . Dondurmacı bile böyle bakakalmıştı 10 top deyince. Sonra adam babama baktı ben de babama bakıyorum tabi , babamın üzerinde bi baskı oluşturduk . Sonra babam "tamam" dedi "ver sen 10 toplu bir dondurma" . Dondurmacı hazırlamaya başladı , 1.külah uzerine 1.top ..3.top...6.top... 10 a tamamlayamamış olabilir zira düşmek üzereydi , üstüne bir tane daha külah koydu ve bana verdi . Ben tabi aldım 'iki külahlı tahminen 7 toplu dondurma'yı , bakıyorum böyle dondurmaya , ama yiyemiyorum tabi çünkü kıpırdasam düşecek . Başladım cebelleşmeye , resmen savaş verdim dondurmayla ve doğru düzgün birşey yiyemedim sonuçta. ve şu dersi çıkardım kendime "çok dondurma aslında az dondurmadır." babacım mesaj alınmıştır .

inmek istediğim çocukluğum (5)

Bölüm _ 5 Evdeki arkadaş -abla

Bilmiyorum siz odanızı kardeşinizle paylaşıyormuydunuz yoksa koca odada yayıla yayıla yalnız mı yaşıyordunuz ama ben ablamla paylaşıyordum . Ve odamız genelde dağınıktı , evdeki herkes odayı kimin en çok dağıttığını anlamaya çalışıyordu ama şimdi oda da iki kişi yaşıyınca o diyoki o yaptı o diyoki o yaptı :) . en sonunda annem odalarımızı ayırdı . Olay açıklığa kavuştu dağınık olan benmişim. Ama ben bile ablam sanıyordum . Öyle bir izlenim vermiş demek ki.

Bir de 'abla ' ile suç birliği yapıp üzerimize kalan suçlar vardır yine küçük olduğumuz için :) ama benim ablamda az değil yani , mazimiz de çok büyük yanlış anlaşılmalar olmuştur , hala yapılan bir suçun karşısında benim adım yazmaktadır , ama asıl suçlu ablamdır itiraf ediyorum ama konunun ne olduğunu söylemiyorum-söyleyemiyorum zira bu yaşa kadar hala süregelen bi abla baskısı var üstümde :) ablacım hatırladın değil mi konuyu ? yada suçu mu demeliydim? :) yok ablacım merak etme bu bilgi benle beraber mezara kadar gidecek .

Ama aslında insanın kardeşi olması iyidir yani arkadaş olmadığı zamanlarda özellikle , mesela evcilik oynamak istersin ama arkadaş yoktur , elinde barbi bebek ablayı ararsın evin içinde , sonra 'ablaa hadi gel evcilik oynayalım ' dersin , o da sana ' saçmalama deniiz bu yaşta evcilik mi oynarım ben ? ' der. Yani tabi kardeşinizle aranızda yaş farkı varsa boyle olur yoksa oynar sizinle . Ama ne olcak ki kardeş hatrı için bi barbi bebeğe iki kıyafet giydirsen , azcık konuştursan sonra bi de partiye kadar yürütsen , oldu bitti işte. Ama yook neymiş o yaşta evcilik oynanırmıymış , e babamlar hala oynuyor ya?

Sonra ablamın sevmediğim bi huyu vardı nerden edindiyse artık , hangi cin fikirleri arkadaştan . Kendisi öyle bir formül ürettiki evde ne zaman bozulan , kırılan , dökülen vs. bişey olursa devreye o formülü sokuyor ve ben otomatik suçlu durumuna geliyordum . Şöyle ki , mesela evde vazo kırılıyor , kimin kırdığı henüz belli değil. Ablam hemen gelir yanıma , dikilir tepeme ve hiyerarşik bi şekilde saymaya başlar " vazoyu babam kırmadığına göre , annem kırmadığına göre , ben kırmadığıma göre , sen kırdın . " bu nasıl birşeydir , hep mi ben suçlu çıkarım , bi iş vardı da bu işte ben bi türlü anlayamıyordum ama bi gün anladım neden böyle olduğunu ve direk ablamın yanına gittim ve dedim ki "abla hep en sona beni bıraktığın için ben suçlu çıkıyorum " o da ondan sonra tamam o zaman şöyle yapalım " sen yaptğına göre ben yapmadım annem yapmadı babam yapmadı " dedi ve hadi bakalım buna da bi cevap bul gibisinden bi bakış attı bana . Ben yine kendimi savunamadım tabi yine ve yine suçlu bendim , hayır bu kadar suç işleyen bi insan bence elini kolunu sallayarak dolaşmamalıydı evin içinde , diğer insanların sağlığı açısından tehlikeliydi . Neyse sonuçta bi süre ablam bu formülle idare etse de kabul et ablacım bi süre sonra yememeye başladım bu numaraları.

Bir de şunu hatırlıyorum , ben küçükken bi dönem içimdeki sese takmıştım , sanki içimde biri konuşuyordu devamlı , onu dinlemeye çalışıyordum falan ama kafam iyice karışmıştı yani . Konuşan ben miydim ? midemde birimi vardı? anneme söylesemiydim ? söylesem yine beni doktora mı götürürdü ? doktor iğne vurur muydu ? gibi sorular uzuyordu çocuk aklımın içinde .Bi gün ablama söyledim abla dedim benim içimde bi ses var devamlı konuşuyor ne yapabilirm sence dedim . Hayır niye soruyosunki sen kız ne bilsin , eline koz veriyosun hey allam . Neyse sormuş bulundum o da bana " biliyorum o sesi , ama sakın susturmaya çalışma , yoksa ölürsün " dedi ve artık içimdeki sesten korkar oldum ablam sayesinde.

Ama çocuklukta vardır böyle durumlar , bence büyüklerin dünyasına özentiden gelir bu konuşmalar , benzetmeler falan . mesela çok iyi hatırlıyorum bi ara taktım 'döküman ' kelimesine , nerden duymuşum da aklımda kalmış hiç hatırlamıyorum ama içimde devamlı o kelimeyi kullanma isteği var . Ben de gidiyorum bahçede oynarken benden küçük bi çocuk görünce yanına yanaşıp "dökümanları hazırladın mı ? almaya gelicekler ." diyorum . Tabi karşılığında saçmasapan cevaplar alıyorum . Anlamıyor ki çocuk , " kim " diyen var " hazırlamadım " diyen var " gel salıncağa binelim" diyen var . Çocuk aklı işte .



Tuesday, March 25, 2008

inmek istediğim çocukluğum (4)

Bölüm_4 : Evin küçük çocuğu

Bir de şöyle bir anlayış vardır , evde bir şey kırılıp dökülünce mutlaka tüm gözler evin küçük çocuğuna döner. Halbuki çocuk olayın farkında bile değildir , bi köşede oyuncaklarıyla oynamaktadır . Tamam belki bu tip olayları rakama vurduğumuzda çoğunun sorumlusu ben , yani evin küçük çocuğu olabilir ama sırf kara geçmişimiz yüzünden , evde olan biten herşeyin bize yüklenmesi , hatta boyumuzu aşan şeylerin bile 'bu çocuk bunu nasıl yapar ' diye düşünmeden bize yıkılması bize zor ve trajikomik anlar yaşatır. Yine bir örnekle devam ediyorum . Bir gün ablamla tv izliyoruz babam bizi mutfağa çağırdı ,sesinin tonundan bir şeylerin hesabını sormak için bizi mutfağa çağırdığı belliydi . Biz de "tıpış tıpış " gittik ,giderken mutfakta suç teşkile edebilecek bir şey yapıp yapmadığımı düşündüm , ocağın arasına yemediğim yemekleri atmamı saymazsak mutfakla ilgili korktuğum bir taraf yoktu . Ablamın varmıydı acaba , bu sorunun cevaını yıllar sonra öğrenicektim annemden . Neyse dediğim mutfağa gittik , tam olarak ocağın önünde duruyordu babam bizde geldik önünde durduk . Babam ocaktaki dökülmüş kahveyi işaret ederek " bunu hanginiz yaptı " diye sordu biraz kızgınca , ablam ben yapmadım derken daha sonrasında bakışlarını bana çevirdiği için babamda bana bakarak tekrar sordu " bunu kim yaptı" "deniz sen mi yaptın" " doğruyu söyle " . yine farkındaydım ki oklar beni işaret etmekteydi , fakat burda önemli bir yere dikkatinizi çekicem . Ben de zaten dökülen kahveyi görmeye çalışırken farketmiştim bunu , benim boyum fırınla aynıydı dolayısıyla kendimden şüphe etsem bile benim yapmış olmam teknik olarak imkansızdı zira ben kahve yapmayıda bilmiyordum -hala bilmiyorum :) - ama bu kimsenin umrunda değildi , babam soran ve cevap isteyen ve hatta cevabı da ' evet ben yaptım şeklinde isteyen ' gözlerle bana bakmaktaydı . Ben de daha fazla susamayacağımı anladım , ve aynen şöyle bir cevap verdim babama " Babacım , şimdi ben yaptım dicem ama bu sefer nasıl yaptığımı soracaksın ama ben nasıl yaptığımı bilmiyorum " . Yine film şeridinin koptuğu andayız , evet en önemli anı , babamın benim bu zekice cevabıma karşılık verdiği yanıtı hatırlamıyorum , sen hatırlıyor musun babacım ? ama gerçekten ben yapmamıştım :) abla yoksa sen miydin o?

ayrıca şimdi düşünüyorumda "babacım derdin mi yoktu senin o ara böyle bişeyi dert ettin? yoksa bize kızacak yer mi arıyordun? ":)

inmek istediğim çocukluğum (3)

Bölüm_3 : ilk stratejik planım

Ama bu evden çıkamama durumu ben de ciddi anlamda psikolojik baskı yaratıyordu ve ben buna kendi içimde çözümler arıyordum , sonra bi gün bir taşta iki kuş vuracak bi fikir geldi aklıma . İstediğim iki şey vardı , okuldan eve gittikten sonra annemler eve gelene kadar bahçede oynamak ve sabah okul sırasında andımızı okutmak için öğrencilerin çıktığı yüksekliğe çıkmak. Bir gün sırada dururken öğretmenlerden biri çıkıp kaybolan bir defteri gösterdi , kimin olduğunu sordu ve defterin sahibi öğrenci o yüksekliğe çıktı , o anda beynimde bi ışık yandı , demek ki dedim bir şeyimi kaybetsem , oraya çıkabilirim. O gün okul çıkışı eve dönerken araba anahtarlıklı evin anahtarını okulun bahçesine attım , birinin mutlaka bulup yarın sabah sırasında "bu kimiiin?" diye göstereceğine emindim . Ve sabah ben de oraya çıkacaktım , vurduğum ikinci kuş ise eve döndüğümde kapıda kaldığım için annemler gelene kadar bahçede oynamak zorunda(!) oluşumdu. Okuldan eve döndükten sonra doya doya oynadım tam planladığım gibi ve ertesi günde gerçekten biri bulmuştu anahtarımı ve sabah bir öğretmen elinde benim anahtarımı sallayarak " bu kiimiiin?" demişti , ben de kendimi kürsüye atmıştım . evet mutlu son . Şimdi düşünüyorumda o yaşıma oranla gayet stratejik davranmışım. Hatta buna 'başarıyla sonuçlandırdığım ilk stratejik plan'ım diyebilirim.

inmek istediğim çocukluğum (2)

Bölüm _2 : ilk büyük suçum :(

Çocukluğumun en dayanılmaz anları , arkadaşlarım bahçede oynarken benim evde oturmak zorunda oluşumdu . Bir lojmanda oturuyorduk ama bu annemlere göre beni -onlar evde yokken- dışarı salmaları için bir neden değildi. O yüzden ben de arkadaşlarımı evin kapısına çağırırdım , ama bu inceliği bütün arkadaşlarım göstermezdi. Bir keresinde -demek canıma tak etmiş - çocukluğumun en büyük salaklığını yaptım sırf bu üzerimdeki baskı yüzünden . Annemler yine bi gün yoklar evde , ben yalnızım , ikisi de işte , ablam okulda ; gittim annemlerin odasına , açtım çekmeceyi , bi cüzdanın içinde iki tane 250 bin vardı (sene 95) aldım bir tanesini , allahtan bi tanesini almışım , çıktım evden dışarı , hatta bi de üstüne lojmandan çıktım , bisikletle hemde , aştım kendimi yani . Nereye mi gidiyorum? en yakın bilye satan yere. Buldum bir yer ,amcaya verdim 250 bin ,bilye istedim , ama o ana dair hiç bir şey hatırlamıyorum , amca şaşkınlıkla bana bakmıştır muhtemelen , tek hatırladığım bir poşet bilyeyle eve dönüşüm . Döndüm, akşam oldu - bu arada cüzdanı da vitrinin arkasına attım -. annemler geldi , daha 10 dk geçmedi annem beni çağırdı yanına , cüzdanı sordu ben de görmediğimi söyledim , o andan itibaren üstümde bir baba baskısı başladı . Sonra ben de başladım kötü yalanlarıma " hani kantine motorsikletle gazete getiren amca var ya ,o işte aldı parayı , eve geldi , para istedi benden , ben de onu verdim !" nerden aklıma geldiyse o adam , yazık adama. Sonra babam bana aynen şöyle dedi " kızım ! bana doğruyu söyle ! eğer bu söylediğin doğruysa , ben giderim o adamı öldürürüm , hapse girerim , sizi çocuk esirgeme yurduna alırlar , annende yalnız kalır , eğer annenin yalnız kalmasını istemiyorsan doğruyu söyle !" O an annemin yalnız kalmasını istemediğim için yalanlarımdan vazgeçtim , babam iki gün konuşmadı benimle. Ev cezası aldım bide.İki gün sonra yüzsüz yüzsüz babama gidip 'bilye oynayalım mı?' dedim :)

inmek istediğim çocukluğum (1)

Bölüm _1 : Dişçi korkum

Çocukluğuma inmek zorunda olmayan bir psikoloğum var , hayır , hayır o benim sadece arkadaşım . Ama aynı zaman da psikolog neyse konumuz bu değil.

Konumuz inmek zorunda olduğum çocukluğum .

Öncelikle şunu söylemem gerek ki 'çocukluk' hakkında yazı yazmak ciddi anlamda zorluyor insanı , zira hem hatırlamaya çalışıyorsun olanları , hem de olanlara artık çocuk gözüyle değil de şimdiki gözünle bakıyorsun .

İşte tam da bu yüzden , bu iş bana zor gelse de vazgeçmem için bi neden değil.



ve yine eklemem gerekirse anlattıklarımda belli bir tarih sırası olmayacak , bi sıra olacaksa da bu sadece anıların beynimde canlandığı sıra olabilir :)


Çocukken en büyük sorunum dişlerimdi kesinlikle, hep te çürük olurdu , ve çürüklerin hiçbir geri dönüşü yoktu . Yani şu an varmı yine bilmiyorum ama o dönem hiçbir diş macunu çürüğü temizlemiyordu . Bi süre sonra annem dişimdeki çürüğü farkeder babama söylerdi ben de anneme "anneee niye söylediiiin " derdim , ve yine dişçi korkusu o an içime çökerdi. Hala dişlerimi 'dişçiden' kurtarabileceğim düşüncesiyle banyoya koşar , elime fırçayı alır , üstüne macunu doldurur, fırçalamaya başlardım , ta ki dişetlerim kanayana kadar , bi heves yıkardım ağzımı , çürükler aynı yerde dururdu. Bu demekti ki yine babamın elinden tutup dişçiye gitmek durumundaydım . Bir keresinde de sınıf öğretmenim farketmişti dişimdeki apseyi , ve hemen babamı aramıştı ,neydi bütün bu milletin benim ağzımla sorunu hiç anlayamazdım . Öğretmenim bana dişime ne olduğunu -neden şiştiğini -sorunca aklıma ilk gelen yalanı söyledim , " o dişimden dolayı değil öğreetmeeniim , ben böyle duruyodum okulun bahçesinde , arkadaşım bir taş attı , ağzımın içine girdi , yanağıma çarptı , o yüzden şişti . çok kötü bi yalancıymışım ki zaten bunun bir kaç örneği ilerde var..

Sonuçta yendim dişçi fobimi :) .. dişçiye gitmenin tek sevdiğim yanıysa operasyon bittikten sonra eve dönüştü. Bir savaştan daha yenilmeden çıkmıştım .


Saturday, March 22, 2008

Hayallerini bekleten hayalperest

Hayaller bekler mi? ...zira biraz zamana ihtiyacım var.


Önümde bitirmem gereken bir okul yani vermem gereken 21 tane ders var .


Yapmam gereken radyo programlarım , hazırlamam gereken yıldız tozları'm.


Her daim yanına gitmem gereken , çok fazla ihmal etmemem ve her durumdan haberdar etmem gereken dolayısıyla aslında en büyük zamanımı harcamam gereken bir ailem var.

İlgi bekleyen arkadaşlarım,

kötü zamanlarında yanlarında olmam gereken dostlarım var.
beni kısa zaman aralıklarıyla ve şiddetli başağrılarıyla yatağa düşüren migrenim ,

ve migren tedavisi için iğneleri vücudumun farklı yerlerine batırmak suretiyle gitmem gereken toplam 30 seanslık akupunkturum var.

Her daim temiz ve sağlıklı tutmam gereken bir bedenim var.

Her sabah toplamam gereken bir yatak, her zaman temiz tutmam gereken bir odam , daha da fazlası evim var.

Okumam gereken kitaplar , kitapLAR, KİTAPLAR , köşe yazıları ve yine her gün okunması gereken Cumhuriyet gazete'm var.

Öğrenmeyi çok istediğim ikinci bir dil (ispanyolca) , zamanla unuttuğumu farkettiğim ve tekrarlamam gerektiğini düşündüğüm ingilizcem var.

Uzak kaldığım ama normal şartlarda alumnisi olduğum için ilgilenmem gereken bir dernek var.

Unutmadan, çekilmesi gereken beni bekleyen hayata dair kareler var.

Gidilmesi gereken tiyatrolar, izlenmesi gereken filmler .

Dikkat ettiyseniz hep 'yapılması gerekenler'den bahsettim zira 'yapmak istediklerim' hayaller kısmına giriyor..
İşte saydığım ve sayamadığım nedenlerden dolayı hayallerimi bekletmem gerek zira zamana ihtiyacım var .
Biliyorum zaman çok acımasız beni değil kimseyi beklemez ama benim asıl merak ettiğim hayaller bekler mi?

Ama hangi köşe?



Bir önceki yazımda bi 'köşe' sahibi olmak istediğimden bahsetmiştim , ama o köşenin yaz köşesi mi kış köşesi mi olduğu hakkında bir şey yazmamıştım zira bende henüz karar vermiş değilim . Şu anda bile tam olarak nerde durmam gerektiğini , kime güvenip , kime güvenmemem gerektiğini bilemezken , dolayısıyla bana ait bi köşeninde tam olarak nerde durması gerektiğini bilemedim sonra düşününce anladım ki zaten budur benim şu anda bir köşe sahibi olmamamın sebebi.

Herşeye bir orta çizgi bulan makul bir köşe mi olmalıydı benimkisi ,

yoksa herkesi seven (!) herkesi sayan (!) ve sonunda -nasıl olduysa- en güvenilir ünlü Seda Sayan köşesi mi daha iyi olurdu?

Motivasyona ihtiyacı olan halkı herşeyde gaza getiren bir köşe mi olmalıydı?

yoksa bütün gerçekleri tüm iyi-kötü yanlarıyla halkın önüne koyan Emin Çölaşan izinde bir köşe mi?

Doğan'ın ve Özkök'ün dediği gibi artık siyasetten bıkan halk için eğlenceli dolayısıyla boş haberlerden oluşan bir köşe mi daha uygun olurdu bugünlere?

yoksa bütün olasılıkları göze alarak , herşeyin ortasında olan siyasi bir köşe mi bana ait olmalıydı?

ya da ben de Arman gibi bi çocuk yapıp , sonra sırf ondan mı bahsetmeliydim insanları bıktırır derecesinde?

yoksa Ayça Şen gibi hayatla dalga geçmek için mi kullanmalıydım köşemi?

Velhasıl dedim ya , bazı maddelerde dalga geçip bazıların da ciddi olsamda şu an gerçekten emin değilim bi köşem olsa da nasıl olmadı gerektiğinden .. zira bunun için zamana ihtiyacım var.

O yüzden ben şimdilik blogumda ve ekşisözlükte yazmaya devam ediyorum ..:)

bi 'köşe'm olsaydı..

Uzun zamandır yapmak istediğim bir şey , bir köşe sahibi olmak , yanlış anlaşılmasın, istediğim yazılarım için köşe sahibi olmak .
Başımın üstünde yine bi beyaz hayal bulutu 'köşe'mi hayal ettim bugün...
Şekli uzun olsun isterdim , yani yarım sayfa verilen bir alan değilde , bir sayfanın en sonuna birleştirilmiş , sayfanın en üstünden en alt köşesine kadar uzayan , yani aslında 'iki' tane köşeye sahip bir köşe olsun isterdim .
ve mümkünse manzarası güzel olsun , yani karşı sayfamda ekonomi olmasın mesela ..
ilk yazımda bana gazete okumayı sevdiren , daha doğrusu günlük gazete okumanın ne kadar önemli bir şey olduğunu öğreten devamlı okuduğum köşe yazarlarına teşekkür ederdim .
İlk başta onun gibi yazmak istediğim Miliyet yazarı ' Ece Telemkuran a '..
Sözünü kimseden esirgemeyen Vatan yazarı 'Mine G. Kırıkkanat a'
Şu anda gözaltındaki , sağlığından endişe duyduğumuz CUMHURİYET baş yazarı 'İlhan Selçuk a'..
Eskiden Hürryet 'te okuduğum , sonrasında peşinden gidip sırf onun için Sözcü okumaya başladığım 'Emin Çölaşan a.'.
Teşekkür ederdim.
Köşemde Perihan Mağden gibi , kendi kendime kelimeler uydurmaz , kafama göre kullanmazdım Türkçe 'mi . ve Türkçe yazdığım köşemde en büyük amaçlarımdan biri Türkçe mi korumak olurdu , gereksiz ingilizce kelimelere boğup , anlaşılmaktan uzaklaşmazdım.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaz , fikir sahibi olmadan köşemi aydınlatmazdım .
Köşemin daha doğru , daha gerçek olması için diğer yazarlardan aldığım ışığı da kendi ışığımla harmanlar okurlara yansıtırdım.
Yazılarımı yazarken hep Azize Teresa 'nın sözünü aklımın bir kenarında tutardım .." Hiç kimsenin , senin yanından ayrılırken , kendini geldiği zamankinden daha iyi ve daha mutlu hissetmemesine izin verme"
bugün bir köşem olsaydı , yazdıklarımla o köşeye gömülmez , asıl o köşeyle hayatın daha fazla içinde olurdum.
.
.
.
bir gün, bir 'köşe'm olması dileğimle..

dipnot: fotoğraf bana ait değildir.






Saturday, March 15, 2008

Görünmeyenler...


Sanırmısınız ki bu gözler herşeyi görür?

Ya görmedikleri..

Göremedikleri...


Mesela şimdi kalkıp bavulunuzu toplayıp kimselere haber vermeden başka bir ülkeye gidebilir misiniz? ya da başka bi şehre? yada uzun zamandır sevdiğiniz bi insana gidip onu sevdiğinizi söyleyebilir misiniz? erkek arkadaşınıza bi demet çiçek alabilir misiniz? sabah erkenden yola çıktığınızda yolda karşılaştığınız insanlara günaydın diyebilir misiniz? bir deneyin.. hissettiniz mi birşey engelliyor sizi ... işte onlar zincirler , çevrenizdeki göremediğiniz zincirler, sizin zincirleriniz , sınırlarınızı belirleyen .. ben koymadım tabiki ,onları oraya koyan sizsiniz.


Bazı insanlardan kopamadığınızı hiç farkettiniz mi ? ne yaparsanız yapın , ayrılamazsınız , ya siz gidemezsiniz , ya o , gün olur gitseniz bile o gelir peşinizden ya da tam tersi, yine görmüyorsunuz değil mi? aranızda uzun uzun kablolar var . görmüyorsunuz değil mi? işte ayrılamamanızın sebebi.



Çevrenizdeki herkesle anlaşamazsınız ama bazılarıyla hiç anlaşamazsınız , içinizden konuşmak gelmez , gelse de konuşmazsınız , konuşamazsınız . Hadi bi deneyin şimdi , konuşmayı yani , bi çift güzel söz söylemeyi . olmadı dimi . işte o çarptığınız şey sizin başından beri önyargıyla ördüğünüz duvar , hatırlamamanız çok doğal.


Gün gelir aşık olursunuz , sonra şöyle olur böyle olur demeye gerek yok zira aşık olduktan sonra neler olduğunun herkes farkında , dedim ya ben bu yazıda göremediğiniz kısımlardan bahsediyorum . O da şu , aşık olduğunuzda elinize kocaman bir çengelli iğne alır , iğneyi önce karşı taraftan sonra kendinizden geçirirsiniz ki hep birarada durasınız. Ama hep bi ayrıntıyı atlarsınız , çengelli iğnenin ucu hep size dönüktür, size batar . Aramadığı zaman , sormadığı zaman , özlediğiniz zaman ... işte hep o zamanlar duyduğunuz acının tek sebebi çengelli iğnenin sivri ucunun size dönük olmasıdır.


Dansa kaldırması gereken biri varsa o da erkektir , sokakta kahkaha atmak mı ? ne kadar ayıp , kırılmış bir vazo mu? tabiki evin küçük çocuğunun marifeti , o saatte dışarı çıkılır mı hiç? ... gibi düşüncelere sahipsiniz siz de değil mi? yok hayır , tabiki suç siz de değil , sadece farkında olmadan siz de yanınızdakinin , ve diğer yanınızdakinin , ve hatta arkanızdakinin kullandığı kek kalıplarını kullanmaktasınız düşüncelerinizin şekillenmesi için dolayısıyla sonuç aynı .


Dedim ya bu gözler herşeyi görmez , duymak için kulakların içinde kulak lazım diyen Nietzsche 'ye katılıyorum , görmek içinde gözlerin içinde göz lazım ..



dipnot: fotoğraf için Başak'a teşekkürlerimle..




Friday, March 14, 2008

Tortu..


Size de olur mu?

Bazen dönüp içinize baktığınızda gözlerinize kadar tortu biriktirdiğinizi görür müsünüz hiç?

Hayatın içinizde biriktirdiği tortu.
Daha ilk günden biriktirmeye başlar insan tortusunu ..
Çocuksundur , dinlemez kimse seni sözlerin içinde kalır .
Öğretmenin cezalandırır , savunman içinde kalır , halbuki yapmak istediğin sadece köpek yavrusunu beslemektir , kendi evinde hiç bir zaman besleyemeyeceğin. işte bu da içinde kalır.
Büyürsün biraz daha , zaman gelir , ailenle tartışırsın , ama cevap verme gibi bi hakkın yoktur , şartlar baştan belirlenir , ve yine söylemek istediklerin içinde kalır , hatta çoğu zaman sertleşir tartışma , baban çıkar karşına , içinde birikenler boğazına kadar gelir takılır , gözyaşların da içine akar , onlar da orda birikir, kalır.
Sonra hayatına girip çıkan insanlar birikir ..
anılar..
hayatından giderken arkalarında bıraktıkları , almayı unuttukları şeyler birikir içinde..
yarım kalan şarkılar , bitmemiş cümleler , yerine getirilmemiş sözler...

bazen gördüklerin sana çok gelir , acı gelir , kötü gelir , bu sefer gözlerinde birikir..
söylenmiş kötü sözler , aklına sonradan gelen cevaplar...
yolda yürürken bile 'peçete almazmısın abla' , 'karnım aç , ekmek parası abla' sözleri birikir içinde ..
bir de istediğin gibi davranamadığın anlar , gösteremediğin sevgi , söyleyemediğin aşk cümleleri ..
onlarda birikir içinde..
çekemediğin kareler , veremediğin hediyeler , gidemediğin ülkeler..
fare olup küstüğün dağlar , bir de üstüne hergün içine attığın çarpılar..
ve daha bir çok şey..

üstüste, üstüste...

zamanla birikir tortu dipte , allahtan diptedir , çöker dibe de içinde saklayabilirsin ..
artık bir şarap şişesinden farksızsındır , ikinizinde dibinde tortular .
tek fark; sen saklarsın , en fazla gözlerine kadar.
sonra bi gün , biri gelir aniden , alır şişeyi eline , öylesine sallar...ve tortular su üstüne çıkar ..
saklayamazsın artık , gözlerinden çıkar tortular.
zamanında biriktirdiklerin , hep içine attıkların , hep dibinde mi durur sandın?

size de olur mu?
gözlerinizde tortuları saklayamadığınız anlar?
bana olur .
o günlerden birindeyim şimdi.
o yüzden gözlerime bakmayın anlamsızca , o gördükleriniz tortular.
beni ben yapar.





Thursday, March 13, 2008

bi'gün



Freud'a göre insanlar içlerindeki libido( yaşama içgüdüsü) ve thanatos (ölüm içgüdüsü) oranına bağlı olarak yaşamlarını sürdürüyorlarmış. Peki siz ne kadar bağlısınız hayata? ...
hala hayattaysanız , bu libidonuz yüksek olduğu içindir;)
evt bazen , herşey üstüste gelir , içinizden birşey yapmak gelmez, televizyonu açarsınız , açtığınız an bir sürü insan ölür , dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladığınızda yağmur yağmaya başlar yada tanrı ağlamaya hangisini tercih ederseniz , ikincisi daha büyük bi olasılık olabilir çünkü eğer yarattığınız bir şey hızla kötüleşiyorsa oturup ağlamaktan başka çareniz kalmaz.O arada kapı çalar gelen kapıcı , aidatı ister , ama o anda veremezsiniz , yarın vereceğinizi söylersiniz ve üstüne bir de kapıcı dan azar işitirsiniz, her ne kadar çok sinirlensenizde nasıl olduysa kapıyı yavaşça kapatır mutfağa dönersiniz , kapıdan girdiğiniz anda içeride bir koku , çöp kokusu , atılmamış çöpler , çöpü dışarı çıkartma sırası kimdeydi , ne farkeder , sizi bilmem ama ben hiç takılmam böyle şeylere ki bu benim haneme yazılacak küçük bir artıdır . O yoğun koku midenize oturduğu için bi süre yemek fikrini rafa kaldırır, rafta duran , gözünü dikip size bakan ,uzun zamandır sizin kendisini alıp okumanızı bekleyen kitabı alır, evin en rahat köşesini aramaya başlarsınız. 1. sayfa, 2. sayfa. 3.sayfa , 3. sayfa , 3. sayfa evet evt hala 3 tesiniz , çünkü ya siz kitabı anlamamakta diretiyorsunuz , yada kitap size anlatmak istemiyor bildiklerini. biraz daha zorlarsınız , ama yok doğru bir zaman değildir kitap okumak için , yada o kitabı okumak için . O zaman gözünüz telefona ilişir , aile fertlerinden birinin sesini duyarsam belki biraz keyfim yerine gelir diye düşünürsünüz , abla açmaz telefonu , baba açmaz , sonunda anne açar , havadan sudan muhabbetler yapılır ve konu her zamanki gibi gelir paraya dayanır . beklenen enerji telefondan da gelmez , keşke yoga kursuna devam etseydim de öğrenseydim şu yogayı dersiniz , hiç olmazsa şimdi doğru nefes alıp vererek enerjimi yükseltirdim . Farkettiniz mi bilmem konu uzadıkça uzuyor :) sonumu ? sonu yatakta bitiyor , şu sabah içine gömülmüş bi vaziyette uyandığınız , günden bir medet bekleyerek zorlada olsa kalktığınız , yatağınız sizi çekiyor . buna ben pek 'mutlu son' diyemem ama hergün bütün aksilikler bizi bulmuyor kendimizi kandırmayalım , yıldırım iki kere aynı yere düşmez , ama bugs bunny e olduğu gibi ikinci seferde kafanıza koca bir piyano düşebilir. dedim ya bu konu bi yere bağlanmıyor , ucu açık :) bağlanırsa da en fazla yatağa bağlanır :)
ben yatmaya gidiyorum .. iyi uykular..

Wednesday, March 12, 2008

bir süre kitap yayımlamak yasak olsun ...

evet , doğru duydunuz , bir süre kimse kitap yazmasın , ya da yayımlamasın , bekletsin , şöyle bi kaç sene ki yetişebiliyim ben de .
okunması gereken çok fazla kitap var , belki okuması gereken değil de okumak istediğimde çok fazla kitap var , iki kez hatta 3 kez okumak istediğim kitaplar var , altını üstünü çize çize , not ala ala , yavaş yavaş okumak istediklerim , beğendiğim yazarların diğer bütün kitaplarını da okumak istiyorum .. ama bu bi çılgınlık ,bu 'kitap kurdu ' nu falan da geçti..
Dostoyevski 'nin sadece Suç ve Ceza 'sını okuyan bi insan Dostoyevski okudum diyemez bence o yüzden ben de demiyorum , Anne Karenina yı merak ediyorum mesela bir de Madam Bovary 'i , Elif şafak'ın tüm kitaplarını okudum evet ama bir kitabı kaldı geriye şehrin aynaları onu da okumam lazım , yeni aldıgım Ece Temelkuran kitapları beni bekliyor , köşe yazılarını birleştirdiği kitaplar , onları okuyup bi yandan gazetede ki yazılarını da takip etmek istiyorum , onun gibi yazmak isterdim , ve evet Paul Auster , o adamın anlatmak istediklerini tam olarak anladığımı düşünmesem de seviyorum kitaplarını , en çok da Yükseklik Korkusu'nu bi zaman bulsam da okusam tekrar , bir de NY üçlemesi çok karışıktı , bi daha okumak lazım . Sonra Vedat Türkali , bir kitabını okudum ama hayran oldum üslubuna , o iç sesler kahramanlara daha yakın hissettirdi beni , kendimi hangisinin yerine koymam gerektiğini şaşırdım , ve uzun zamandır bovarizm duygusunu bu denli iyi yaşatan bi kitap okumamıştım , araştırma-inceleme kitapları var tabi daha beni bekleyen , 'Ama hangi Atatürk ' var , 'laiklik ve irtica' var , 'değişen rejim Kemalizim ' var , var oğlu var. Onları dışarı da da okumak zor oluyor , heryerde bi roman okurum da araştırma kitabı heryerde okunmazki elinin altında bi kağıt bi kalem olmalı . Bu arada Amin Maalouf okumayı da özledim , okumadığım librettolarından birini , ve Semerkantı merak ediyorum . Marquez'in Kolera Günlerinde Aşk kitabını tekrar okumak istiyorum , ve yüzyıllık yalnızlığı 3. deniyişimde artık okuyabilmek güzel olurdu... Tek Adam serisinden sonra ikinci adama gecmem gerekirken uzuun bir ara verdim , okuma zamanı geldi de geçti . Küçüklükten hatırladığım bi amca var , Hakkari'de orduevinde dans edişini hatırlıyorum :) Osman Pamukoğlu , 'unutulanlar dışında yeni bir şey yok'..
ve imzalı kitaplar , bir kitabı okumak istemesenizde eğer kitabın yazarı sizin için sizin adınıza kitabını imzalayıp size verirse ona karşı gönül borcu hissedersiniz , ve o kitap kitaplıktan size gözünü dikip bakar , ben de de var öyle bir kitap Doğan Cüceloğlu'ndan..ve genelde bölümümle alakalı olan Tübitak kitapları da ilgimi çeker , onlarda beni bekler raflarda.. anayasada insanın elinin altında olmalı , periyodik zamanlarda okunmalı . Tarihi kitaplar daha fazla 'tarihi' olmadan okunması 'gerekenler' arasında sonra elimde koca bi liste ölmeden önce okunması gereken 100 kitap -okumazsanız gözünüz açık gidersiniz demek istiyor sanırım - . ayrıca sevdiğim yazarların köşe yazıları .. her gün .. günlük gazeteler.. aylık dergiler .. haftalık K .. ve bunun üzerine her hafta yeni çıkan kitaplar , işte bu yüzden , yetişebilmem için :) bi mola istiyorum yayınevlerinden , yazarlardan , bi süre yazmayın . bir de arada nefes almak lazım .

Tuesday, March 11, 2008

Kahve molası...


evet.. bir kahve molasına ihtiyacım var , hatta seninde buna ihtiyacın var , arkadaslarımında, aileminde, hatta ülkece bir kahve molasına ihtiyacımız var ...
kahveler benden ..:)
bırakalım bi köşeye türbanı , başbakanı , dtp yi, parayı, geçimi , dersleri , askerliği ..yuvarlak bir masada oturup ,sadece sanattan konuşalım , en son çıkan kitaplar, ünlü eserler, akılda kalan tablolar ..
biraz arınalım ne dersiniz, düşüncede temizlenelim biraz , tekrar saygı duymaya başlayalım birbirimize , tekrar dinlemeye başlayalım , anlamaya çalışalım , paylaşalım , lafazan olalım ..
belki tekrar başa dönelim , iki yaprak yetsin örtünmeye , göz göze gelmek yetsin iletişime ...
evet , bi kahve molasına ihtiyacımız var ; senin , benim , onun ..
kahveler benden , hadi gelin..:)

Monday, March 10, 2008

Adres bulan sorular...


annem ve babam bu aralar farkında olmadan beni cok uzuyor , zaten sadece tel. de gorusuyoruz onda da sesleri kotu veya sıkkın hayattan bıkkın geliyor ve bu benim acayip canımı sıkıyor, artık hayattan tad almıyorlar ve bunu cok fazla hissediyorum , sanki hersey bitmiş gibi , halbuki degil , ben hala kızlarıyım universiteye gitmiş olmam benim herseyi bildigimi herseye hazır oldugumu gostermezki , onlar hala benden cok daha tecrubeliler , ama bunun gerektirdigi gibi davranmıyorlar ozellikle son zamanlarda . bugun yazım yayınlanmadı radikalde , onu ama takip etmiş babam , o konuda beni hep destekler , aramıs bugun yazın cıkmamıs , daha iyi yaz gibi bişeyler soyledi , babamın bu huyunu severim , bide hep derim iyiki askermiş , cok gururlanırım , cunku işini gerektigi gibi yaptı babam , bi gun bi arkdsm bana sen asker kızısın dimi demişti bende evet nerden bildin demiştim , hissediliyor asker kızı oldugun demişti . cook mutlu olmustum :)

okumak istedigim kitaplar , okumam gereken kitaplar , okudugum kitaplar , adını hic bilmedigim kitaplar , .. yazılar, sevdigim yazarların köşe yazıları , okunması gerekenler .. içim dısım kitap , yazı .. unutulanlar akılda kalanlar , unutuldukca eskiyenler , okudukca yenilenenler , dusundukce olusan soru işaretleri.. düşünmemek en iyisimi , bi haber olmak , okumamak , gunluk gazete? gundemi takip etmemek? kim ne demiş bilmemek? kimin ne hakkı varmıs, kimin hakkı elinden alınmıs? benim hakkım neymiş ne zmn elimden alınmıs? farketmemek ? zaten sahip oldugumu bilmedigim bir seyi kaybedersem üzülmem ki degil mi? ama yok ben boyle yasayamam bu da bi yol olabilr ama bana gore degil . karanlıkta hamambocegi gibi yasamaktansa ucunda yanmakta olsa ışığa uçan pervanelerden olmayı yeglerim .
evt nutugu da okumam lazım , tek adam serisini ve Atatürk hakkında bi cok kitap okudum ama onu okumadım , buyuk eksiklik . ya kuran-ı kerim ? onu da okumalımıyım .. nasıl okunur ki o ? onun da arasına ayrac koyabilir miyim ki? yanında tasıyamazki insan onu .. hep evdeyken mi okumam lazım .. neden cıkmasın dısarı , onemli olan okunması degil mi , nerde okundugunun ne onemi var. peki ben hangi acıdan bakmalıyım o kitaba , her okuyan farklı yorumluyorsa bu bilgi ne kadar dogrudur? peki ben bunları sorgularken gunah mı işliyorum? gunah ne ki? gecen gun şu geldi aklıma .. yemin etmek ?? ne demek ? yani yemin edip bozunca ne olur ? çarpılırmıyız . yani yemin tanrıya karsımı soylenmiş bi söz? karsımdakine bi söz vermek icin tanrıya mı söz vermem gerekiyo once? ben neden yemin edince kendimi baskı altında hissetmiyorum o zaman , neden yeminimi bozabiliyorum , ve bu bana rahatsızlık vermiyor... sonra şunu da dusunuyorum ampirist mi olmalıyım ? rasyonelist mi? dogrulara deneyle ulasmıyormuyum ben? yoksa bildiklerimimi hatırlıyorum sadece ? rasyonelist olsamda deneye ihityacım olduktan sonra bunun amprizmden farkı ne? ampiristsem eger ki ona daha yakın hissediyorum o zmn tanrının olduguna dair kontrollu bi deney yapamıyorsam o zamn yok mu demeliyim . diyemezsem amprisit olmamın ne anlamı var ki.. biliyorum felsefenin beni daha fazla bekleyen konuları var , daha derinlere inmek lazım , ama ben psikolojiyide biraz ogrenmek istiyorum . ama bu arada bölümüm biyoloji kendimi o konuda da geliştrmem lazım , ama bi yanda da gundemi takip etmek cok zor . ne kadar okusam da eksik hissediyorum , tamamlamaya calsıtıkca , aralarında baglantılar kurmam gerektigini dusunuyorum . mesela turban .. bu konu hakkında senin onun bunu sunun ne dusundugnu merak ediyorum , cunku ben kafamda okadar cok dusundum ki bu konuyu son noktasına geldim artık dusune dusune dogruyu buldum. simdi o dogruyu baskalarınında bilmesi gerekiyor , bende kalırsa ne işe yarar .. sonucta demokrasiyle yonetilen bir ulkeyiz eger olmasaydık belkide umursamazdım turbanı falan .. ama cogunlugun dedigi oluyorsa bu duzende , ve bu benim fikrimde olmayan cogunluk gitgide artıyorsa bu beni korkutur. korkuttugu anda aklıma Ataturk 'un olması gereken Turk gencini anlattıgı Bursa nutku gelir , acar onu okurum . bişeyler yapmak isterim , yazmak okumak daha cok , ..bir gunde harekete gecmek .. Zaten adın Deniz , oturman yersiz .. oyle bi insanın adını tasıyorsan , umursamaz olamazsın .

evet en son 29 ekimde gorustuk , o gunden beri konusmuyorz , eskiden hep arar sorardı , kendimi guvende hissettirirdi , maddi manevi destek olurdu , yanımda olurdu , ama simdi o kadar uzak ki , gecenlerde dogumgunuydu ,martı fotograflarımdan birinin cıktısını alıp cercevelettim , goturmek istedim ama vazgectim . gitmedim . elimde kaldı . bende simdi arkasına carpılar atıyorum , gormedigim her gun icin bir carpı , neden bilmem carpılar arttıkca seviniyorum , dengesiz miyim?
hayatta herseyden vazegecerim de tek birseyden gecmem , bir kisiden , o da ablam , öl desin gözümü kırpmam ..evli ablam .
zifiri karanlık olan bir yerde gözlerim açık uyuyabilir miyim onu merak ediyorum ? tabiki merak ettiğim çok şey var , semazenleri merak ediyorum mesela nasıl o kadar zaman dönüyorlar , bu işe başlarken mideleri bulanmıyor mu ilk başta? ve arılar evet arılar çok garip hayvanlar .. kraliçe arı döllenmeden nasıl erkek olur ?? dönme gibi bişey olmaz mı bu ? peki ya kovandakiler işçi arı ve erkek arı olarak iki gruba ayrılıyorlarsa bu durumda çalışanların hepsi dişimi ?? nerde kadın hakları ? bana oyle bi iki sayı söyleyin ki sonuc 0.9 devirli çıksın , ugrasmayın yok oyle bi iki sayı , ama neden yok işte bende onu merak ediyorum .
ben böyle bunları düşünürken geçenlerde yesim salkım şoyle demiş ' niçe ,kafka gibi oturup düşünmeye gerek yok , hayatın bi kuralı yok' . aslında hak verdim kendisine sonuçta düşünmek zor iş , herkes yapamaz , ama bu kafayla da gidersek biz , bi arpa boyu yol alamayız.
son bi hipotezimi de paylaşıp gidiyorum :) ağlarken sakız çiğneyemezsiniz :) yada sakız çiğnerken ağlayamazsınız .. denemek bedava..

Sunday, March 9, 2008

Bugün senin günün , yalandan da olsa gülümse!


Peki sen …

… hiç cinsiyetin yüzünden ikinci sınıf vatandaş veya yarım insan muamelesi gördün mü?
… günlerce gecelerce uğraşıp tüm emeğinle bir kitap yazdıktan sonra , o kitabın kabul görmesi için kendi adını değil de karşı cinsin adını kullandığın oldu mu?
… sanatın önemli ve en zevkli dallarından biri olan tiyatrodan cinsiyetin yüzünden uzak kaldın mı? Sahneye çıkman yasaklandı mı? Bunun için karşı cinsin kılığına girmen gerekti mi? Ya karikatür cizmek ? karikatür çizmeye ilgi duyup , çizmeye başladıktan sonra aslında sana cinsiyetin yüzünden karikatür çizmenin de yasak olduğu söylendi mi?
… önüne toplum tarafından , ailen tarafından , eşin tarafından bir duvar gibi örülmüş yasaklar çıktı mı? Ve sen bu yasaklara çarpmadan yaşamak zorunda kaldın mı?
… ya da en baştan sormak gerekirse yasaklar var mı senin için?
… geceleri sokakta başına birşey gelmesinden korkarak sağına soluna bakmadan başın önünde koşarcasına yürüdün mü?
… yolda kendi halinde yürürken başka insanlar seni gözleriyle ve sözleriyle rahatsız etti mi? Ve sen bunun üzerine kendini ne kadar kötü ve küçük hissetsen de , gücünün bu anlayışı değistireceğine yetmediğini kabullenerek başını öne eğip yürümeye devam ettin mi?
…girdiğin herhangi bir ortamda tacize uğradın mı? Bir de bunun üstüne ‘senin insanları tahrik ettiğin ‘ söylendi mi sana hiç?
…hiç cinsiyetin yüzünden bir işe kabul edilmedigin oldu mu ? yada tam tersi cinsiyetin yüzünden bir işe kabul edilip bundan yararlanmak isteyen?
…ve sen halihazırda bir iste çalışırken bir yandan da koca bir evi çekip çevirdin mi?
... ya sen hiç 9 ay karnında bir insanoğlu taşıdın mı ? hayatının hükmünün sana ait olmadığı bir düzende başka birine hayat verdin mi?
… bugünlerde yapılan tartışmalar ve değişiklikler seni de korkuttu mu? Özgürlüğünün yavaş yavaş elinden alındığını hissettin mi sende?
… ve bunun için birşeyler yapman gerektiğini düşündün mü? Zaten halihazırda bir hayat mücadelen varken bir de bunun yanında kafana cehaletin örtüsünü geçirmek isteyenlere karşı savaştın mı?
… hiç sana ‘karşı cinsi tahrik ettiğin için , vücudunun her tarafını örtmen gerektiği ‘ söylendi mi? Ve sen bunun üzerine baş örtüsü takmayı kabul etmediğinde hakkında idam kararı verildi mi?
… peki sen , kendini bildin bileli ,bedenini bir kara çarşafa hapsedip dünyaya bu çarşafta açılan tek bir delikten baktın mı?
… sen hiç kimliksiz yasadın mı?
… hiç cinsiyetin yüzünden sermaye oldun mu?
… töreler var mı senin için ?
… tecavüze uğrayıp bir de üstüne töre yüzünden hakkında ölüm kararı çıkarıldı mı ağaların tarafından?
… saçın uzun olduğu için aklın kıt diye bellediler mi seni de ? ve sen bu lafa rağmen o ‘uzun saçını’ süpürge ettin mi bu sözü söyleyenlere?
… yani sen tekrarı olmayan hayatına seyirci kaldın mı ?


…eğer sorularımın çoğuna evet diyorsan , seninde Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum ve ‘barış’dileklerimizin yerini ‘özgürlüğün ‘ aldığı bu günlerde sana , kafanı kaldırıp gökyüzüne baktığında içinde hissettiğin kadar çok ‘özgürlük’ diliyorum .

Deniz.

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...