Skip to main content

Saçlarımın özgürlüğü



İzin ver de saçlarım rüzgarda dalgalansın ..

Çocukken annemin banyodan sonra saçlarımı taramasını çok severdim , annem taradığında daha güzel olurlardı , bi gün de teyzem şöyle demişti “ saçlarının ayni yerini 100 kere tararsan saçların parlar” o günden beri özel zamanlarda saçlarıma 100 fırça darbesi atarım.
Ama en sevdiğim halleri doğal halleridir , fönsüz..boyasız..
Tabi ki bazen çok daha önemserim özel günlerde dediğim gibi 100 fırça darbesinden sonra kıyafetime göre ya parlak birkaç tokayla topuz yaparım , ya düzleştiririm omuzlarıma düşmesi için.. bazen de dalgalandırırım ..
Asi olduğum günlerde kendi hallerine bırakırım , bi fırça bile değdirmem …
Çılgınlığımın üstümde olduğu nadir vakitlerde gider saçlarımı pembeye boyatırım . Yapay olur belki ama benim ruh halimi yansıttığından yine de doğal olduğunu düşünürüm..
Zamanla yıpranırlar tabi , arasıra kuaföre para harcanır , bakımlar, kremler , şampuanlar derken saçlarım tekrar eski parlaklığına kavuşur..
Sinirli olduğum zamanlarda ise elektriklenir saçlarım , ve onlar elektriklendikçe ben daha çok sinirlerim tabi onlarda bu sefer daha çok elektriklenir.
Sözün özü ; saçlarım ruh halimi yansıtır , ve bu yüzden en az benim kadar özgür olmaları gerekir.
İste buyuzden simdi veya yarın veya gelecekte herhangi biri bana baski yapip
” inanıyorsan (!) saçlarını bir bez parçası ile örtmelisin” derse ona bu şekilde saçlarımın da özgür olması gerektiğini söylerim. Evet inanırım , ama bir bez parçası benim inancımın ağırlığını taşıyamaz

Evet bir “bez parçası” diyorum çünkü öyle. Aşağılamak için söylemiyorum yanlış anlaşılmasın. Arada büyük fark var , örneğin eğer bir elbise için bez parçası derseniz bu küçümsemek olabilirdi, ama zaten gerçekten bir bez parçasına bez parçası denmesinin yanlış olmadığını düşünüyorum.
..
Ve hiç kimse iddia edemez ki kafasında eşarpla dolaşanlar ben den daha dürüst(!) , benden daha inançlı (!) . ve yine hiç kimse iddia edemez ki erkekleri cezbetmesin diye kafalarına örttükleri eşarplarına kuaförde şekiller verdirip , üzerine renkli simler döküp sokağa çıktıktan sonra benden daha az dikkati çeksinler.

Kimin kafasına ne taktığı değil benim umrumda olan , söylemek istediğim inancımın bir bez parçasına bağlanmamasıdır işte bu yüzden bana sorarsanız herkesin inancı kendine kalsın, izin verin de saçlarım rüzgarda dalgalansın..


Deniz’ 07

Comments

eni said…
Deniz ne güzel yazı bu ya, çok beğendim!anlatım şeklini çok beğeniyorum.hiç böyle düşünmemiştim ama ne kadar da gerçek dediklerin saçlar hakkında!
diğer konuya gelince de sana kesinlikle katılıyorum.kaldı ki bu işin kurumsallaştırılmaması lazım, bece herşey bizim ve Allah arasında kalırsa çok daha gerçek ve doğru olur!
selamlar, güzel yazılarını beklerim gene.
foto de süper bu arada, o yerde çok olmak istedim şimdi!

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…