Tuesday, September 25, 2007

Dışarı çık...



'Evet belki de en iyi yolculuk söylenildiği gibi insanın içine yaptığıdır.. ama eğer somut bir şeyler elde etmek istiyorsan, içinden çıktığın gibi evinin kapısından da çıkmalısın , insanların içine karıştığın halde tek olabilmektir önemli olan yoksa evinde otururken herkes tektir zaten.Ve bir listen olmalı elinde tıpkı alışveriş listesi gibi , hayattan istediklerin yazmalı o listede aynı zamanda Amos Oz’un birer karnabahara benzettiği beyninin içinde. Bir yandan o listeye göre hareket ederken , bir yandan da sınırlamamalısın kendini hayatın getirdiklerine karşı. Kendini kandırma her şey seni mutlu etmez , ama eğer başkalarının mutluluğu ile mutlu olmayı öğrenirsen -ki şu ana kadar hiç böyle birini tanımadım - işte o zaman , yolun yarısını geçtin demektir.Yolun sonu mu? Yolun sonu yok , hiç olmasın da zaten..

Wednesday, September 12, 2007

Ordu...

Bu konular beni ilgilendirmiyor demek için çok geç doğmuşuz, artık bir Türk genci olarak bir yandan eğitimimizi tamamlarken bir yandan gündemden uzak kalmamamız , ülkenin yönetimine korkulu gözlerle bakmamamız tersine okuyup , öğrenmeye ve katkıda bulunmaya çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.


Ben de söylediğimi yapmaya çalışıyorum ve normal kitapların yanında her gün gazete okumaya çalışıyorum köşe yazıları ile birlikte ; ve dikkat ediyorum , her gün ordumuza bir laf geliyor , bir eleştiri (yıkıcı) .. ve anlayamıyorum ben mi her şeyi yanlış anladım yoksa herkes (gazeteciler , köşe yazarları bile ) çok mu kör.

Sizin o laf ettiğiniz, biraz söze karıştı diye kötülediğiniz orduya benim gözümden baktığımda şunları görüyorum ..

93 senesi . Hakkari. Jandarma Lojmanları
Bir yaz günü.
Gece.
Silah sesleri ile çatışma başlıyor , annem önce ışıkları kapatıyor (nişan alınmaması için) sonra bizi arka odaya dolabın içine götürüyor . Babam silahı ile evden çıkıyor . Göreve (çatışmaya)gidiyor. Biz karanlıkta bekliyoruz ablamla , silahlar dursun diye, annem bekliyor babam “sağ salim” dönsün diye. Sonunda bitiyor çatışma . Babam geliyor , yorgun , şaşkın. Uyunmuyor o gece haliyle. Sabah lojmanın arkası kurşun izleri . Herkes bugüne uyanabildiği için mutlu. ..

…Ama uyanamayanlarda var . Şehit haberleri geliyor. Gazetelerde çatışmalar yazmıyor .Batının haberi yok . Apartmandan yakınlar ölüyor, bir kadının kocası o gece evine dönmüyor, şehit oluyor.

Bizi orda “ordu” koruyor , hani beğenmediğiniz, hani fazla söze sahip olmasın dediğiniz ordu!



Ertesi gün okula gidiyorum , korka korka. Gözüme çarpıyor, dağın birinde PKK yazıyor (şehrin her yerinde görülebilecek şekilde). Bu ne diyorum çocuk aklımla , bilmiyorum . Okul çıkışı asker çocuğu olduğum için beni dövmek isteyen çocuklar düşüyorlar peşime ve aralarına alıyorlar. Dayak yiyorum “asker abi” gelene kadar. Sonra asker abi koruyor beni. Alıp evime götürüyor.


Şimdi batıda yatağınızda huzurla uyurken , orda hangi cephelerde hangi askerler sizin için canlarını veriyor bilemezsiniz , o korkuyu yaşamadıysanız eğer eminim onlara benim verdiğim değeri veremezsiniz. Vatan sevgisini kitaplardan değil , yaşayarak öğrendim .

Evet benim için her şeyin önündedir Atatürk. Annemden babamdan da önde , bu kalbin çarpmasını sağlayan ilk kişi Atatürk’tür. Bu kadar Atatürk takıntılı olmayın deniyor, ben ise ;
Atatürk’ü okuyorum.
Atatürk’ ü anlamaya çalışıyorum.
Çünkü onun sayesinde burada ülkemde özgür yaşıyorum.

Şimdi lütfen oturup biraz anlamaya çalışın . Uzak tutmaya çalıştığınız ordu aslında olayların ne kadar da içinde.

Camdan mezbahalar *

Bu yazıda hayvanlara yapılan işkencelerin videosunu neden izlemediğinizi ve neden izlemeniz gerektiğini yazıcam. " Kaz tüyünün n...