Skip to main content

6 mayıs 1972 'böyle kahpedir dünya!'

35 yıl geçmiş aradan ... eğer 35 yıl önce o çiçekleri o mezara koysaydım beni de gözaltın alıcaklardı demek.. Zaman değiştiriyor.. iş işten geçtikten sonra hiç bir işe yaramıyor doğrusu..

Bir kitap okudum DENİZ "Bir İsyancının İzleri" adlı. ve bitirince o isyancıyı ziyaret etmek istedim yattığı yerde. Cumartesi günü Ankara Karşıyaka Mezarlığındaydım sırf bu yüzden . Çok büyük bir mezarlık , yüzlerce bitmiş hayat .. içeri girdiğinde tüylerinin ürpermemesi mümkün değil . Denizi aramaya başladım , Deniz'i bulsam diğerlerini de bulabilirdim . Yakındı mezarları (aslında yanyana gömülmeyi vasiyet etmişlerdi ama buna da izin verilmedi ) . Deniz Gezmiş ; L blok 17 Ada 19 parsel. L bloga geldim , gözlerim daha dikkatli aramaya başladığı sıradı gördüm.
Görür görmez kalbim daha hızlı atmaya başladı onun durmuş kalbine inat , ve gözlerim doldu üzerindeki kupkuru toprağı görünce. Yanına gittim yavaş yavaş , mezartaşını okudum "Deniz Gezmiş /1947" , ölüm tarihi yoktu ?. Mezarının üzeri yazılarla doluydu , onu ve düşüncelerini destekleyenler tarafından yazılmış yazılarla ... Dua ettim , kendi adıma ve bir kaçkişinin isteği üzerine.. aldığım beyaz çiçekleri koydum üstüne . Sonra onun yakınında olan Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın mezarlarını ziyaret ettim , aynı şekilde çiçeklerini koydum . Lanet ettim geçmişe ! Yanlış kararlara! Adaletsiz adalate! Sonra iki amca su getirdiler mezarlarının üzerine dökmem için , Deniz Gezmiş'in ve Yusuf Arslan'ın mezarlarının üstüne o amca döktü suyu , ben de Hüseyin İnan'ın mezarını üzerine döktüm . Ellerim titredi . Daha falza dayanamayacağımı düşünerek ayrıldım ordan .
Biliyorum ki elimden bundan daha fazlası gelir , evet gurur duyuyorum onu ismini taşımaktan ama henüz yeterli bilgim yok . Şimdi daha fazla okuma vakti , okumak , okumak , öğrenmek ve harakete geçme vakti . Eminim ki çevremde onları bilmeyen bir çok insan var , yada bilipde anlam veremeyen ..ben onlara söyleyecek söz bulamıyorum henüz ama sanırım bir hocamın sözü şimdilik yeterli olur ; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın!

Comments

R@punseLL said…
aslında çok kötü olan şu ki okumamaktır bunlara neden olan :) yani cehalet tabi ki türlü oyunlar ve bilinçli şekilde yapılan yada yapılmaya çalışılan karalamalar da oyunlar da bu sonu yaratmıştır ancak Deniz Gezmişler o kadar çok ki ve bu sayı ne kadarsa o kadar zavallıyı ne yazık! İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı, sonunda evet hepimiz toprak olacağız ama bu kadar kolay toprak olmak kimseye fayda sağlamadığı gibi farklı boyutlarda farklı yaralanmalara yol açar.
Üzülme :)
sen doğruyu biliyorsun ya önemli olan bu, kaliteli bir hayattı onunki ne olursa olsun ve kendine yakışanı seçti her zaman şimdi gelecekte ne kadar az bu sonları yaratabilirsek o kadar güzel olucaktır bu Dünya
özgürdeniz said…
.deniz gezmiş
.yusuf arslan
.hüseyin inan

bu 3 genç devrimciydi,militandı,sosyalistti,eylemciydi...her ne idiyseler oydular ama bunlardan çok daha önemli ve öncelikli olarak onlar '' insan '' dı..

3 insan..
ölümleri kanuni olabilir ve/fakat benim görüşüme göre hukuki değil, gerçekte siyasidir..

3 insan..aileleri,dostları,sevenleri...sevdikleri olan;

.deniz gezmiş
.yusuf arslan
.hüseyin inan

6 mayıs 1972 günü 3 genç insan,onları doğuranlar-büyütenler- koklayıp sevenler tarafından toprağa verildiler..bunların sorumlulukları, en az acıları kadar büyüktü..acıları paylaşıp bölüştüler..

analar yüreklerini dağlayan,damarlarında gezinen acıyı,gözyaşları gibi içlerine akıttılar..babalar,her daim dik durdular ve ağlamadılar. çünkü elleriyle büyütüp yine elleriyle toprağa koydukları oğulları onlara '' arkamızdan ağlamayın '' vasiyetinde bulunmuşlardı ve onlar dik durdular; ağlamadılar..

sebepsiz değildi ankara nın mayısın 6 sında havasının kararması..
sebepsiz değildi kuşların yuvalarından bu gün hiç çıkmayışları ve
sebepsiz değildi bundan sonra oğullarının sıcak bedenlerine sarılamayacak anaların içlerine akıttıkları gözyaşları ama babalar dimdik ve gururla oğullarının mezarları başında durdular.

ağlamayacaklardı
ağlamamalıydılar ve
ağlamadılar..

6 mayıs 1972 düştü 3 genç adam toprağa,arkalarından ağlayan çok oldu,yakıldı ağıtlar,çocuklara konuldu isimleri,çok daha fazla büyüdüler yüreklerde...

son defa öperken babaları oğullarının donuk yanaklarından, boğazları düğümlendi ama dönüp de uzaklara baktıklarında o acılı anaları gördüler ve vasiyeti asla unutmadılar ; ağlamadılar..

boğucu 1 hava vardı 6 mayıs 1972 ankara da..hava boğucu,insanlar acılı ve 3 genç topraktaydılar..

karşıyaka'nın üç gülü
deniz gülü, yusuf gülü, hüseyin gülü

can yücel, bizim deniz dedi mare nostrum ve yazdı şiirlerinin en güzelini...

en uzun koşuysa elbet
türkiye'de de devrim
o, onun en guzel yüz metresini koştu
en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak ...
en hızlısıydı hepimizin,
en önce göğüsledi ipi...
acıyorsam sana anam avradım olsun
ama aşk olsun sana çocuk,
aşk olsun.

aşk olsun size ;

.deniz gezmiş
.yusuf arslan
.hüseyin inan

anıları önünde saygıyla eğiliyorum

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…