Skip to main content

SON ...


-SON


“Heyecanla ters orantılı olan alışma duygusu insanın sivri uçlarını köreltir.” Beyaz yalnız kalmayı sevmeyen , ve yalnızlığını kamerası ile örtmeye çalışan biriydi. Gittiği , gezdiği , gördüğü yerleri her daim kamerasına kaydederdi.Sanki onun beyni kamerasıydı , beynine depolaması gereken her şeyi kamerasının içindeydi. Yeni tanıştığı insanlar, tanıştığı insanların tanıdıkları , yanlarında dolaştırdıkları hayvanları … can sıkıntısında genelde diğer insanları çekerdi . Hayata ne kadar bağlı olduklarını kamerasındaki gözü ile görmeye çalışır sonra eve gidince onları bir daha bir daha izlerdi .
Kendisi çok bağlı değildi hayata , yada kendisi öyle düşünüyordu çünkü güçlü olduğunu düşündürecek bir zorlukla karşılaşmamıştı hiç . Belki de ince bir misina ile bağlıydı hayata ; ince olması güçsüz gibi görünmesine neden olurken aslında bir o kadar zordu onu hayattan kopartmak . Ama dediğimiz gibi bilmiyordu ne kadar bağlıydı hayata .

Bir de erkek arkadaşı vardı Beyaz’ın , uzakta …Çevresindeki herkes ona uzaktan bu ilişkinin sürmeyeceğini , kendini kandırdığını söylerlerdi. O inanmazdı ya da inanmak istemezdi . Çünkü ona göre sevginin karşısında hiçbir kuvvet duramazdı , uzaklıkta bunlardan biriydi. Beyaz’a göre zor değildi sevgilisi uzaktayken yaşamak . Normal hayatına devam ediyordu, yapması gerekenleri yapıyor , her gün okula gidiyordu. Tamam belki bazen aklı kayıyordu derslerde , dalıp gidiyordu ama bunun uzaklıkla bir ilgisi yoktu . Hatta bazen erkek arkadaşı ile aynı şehirde olsaydı daha çok zorlanacağını düşünürdü. Çünkü Beyaz kendine zaman ayırmayı severdi , yalnızken de eğlenirdi. Mutlu olmak için başka insanlara ihtiyaç duymaz , kalabalıktan sıkılırdı. İşte bu yüzden uzaktan yaşadığı bu ilişki tam da ona göre bir ilişkiydi . Ama tabi ki her önüne gelene bunu anlatmıyordu sadece soranlara erkek arkadaşının uzakta olduğunu söylüyordu ve bu da karşısındakinin olur olmadık şeyler söylemesi için yetiyor da artıyordu bile. Ama alışmıştı .

Bu ilişkiye dair alışamadığı yada alışmak istemediği tek şey erkek arkadaşının yokluğuydu. Ya da erkek arkadaşı için onun yokluğuna alışmış olmasını istemiyordu. Uzakta da olsalar birinden birine bir şey olduğu takdirde hemen bir araya gelebilecekmiş gibi hissetmek istiyordu ve öyle hissettirmek . Bu duruma alışmak unutulmak gibi bir şeydi , işte eğer iki tarafta alışırsa buna o zaman ilişki biterdi . O zaman heyecan da biterdi , birbirlerini gördükleri anda salgıladıkları hormonların adları değişir , aşklarında tutku kalmazdı . Kendini yalnız hisseder bir de üstüne yalnızlığa da alışırdı . Alışmak istemiyordu .

Bunun için bir yol buldu , her daim kendisini sevgilisinin yanındaymış gibi hissettirecek bir şey . Her zaman yanında taşıdığı kamerasıyla artık kendisini de çekecekti . Her yerde evde , dışarıda , okulda … sonra onları belirli zaman aralıklarıyla yollayacaktı erkek arkadaşına . Böylelikle o da hem özlem giderecekti cd lerdeki görüntülerle , hem yanında gibi hissedecek , hem de bu yokluğa alışmayacaktı.

Ve başladı .

“ Cnm şu anda kampüsteyim ,okulumuzun kampusü büyük , şurda gördüğün benim fakültem ..”
“Merhaba canım şu anda odamdayım , yüzümden de anlayacağın gibi kendimi çok iyi hissetmiyorum çünkü biraz önce seninle telefonda tartıştık…”
“Şuanda mutfaktayım , ev arkadaşlarımla birlikte …”
“Selam canım şu an deniz kenarındayım , ayaklarım suyun içinde keşke sen de yanımda olsaydın da beraber ayaklarımızı suyun içine soksaydık …”
“Şu an evdeyim…”
“Şimdi evimin önündeki sokaktayım ..seni özledim...”

Uygun olduğu her zaman açtı kamerasını Beyaz , anlattı Siyah’a . Yaşadıklarını ,yaşayamadıklarını.. Gittiği yerleri , gidemediklerini.. Tanıştırdı çevresindeki yakın insanlarla , uzaktan bakanlarla .. O da görsün istiyordu. Hayatına dair her şeyi bilsin . Aslında temelde istediği paylaşmaktı en çok da zamanı . İşte bu yüzden kamerası ile kaydettiği zamanları paket yapıp yolladı sevgilisine . İzlesin , görsün , bilsin alışmasın yalnızlığa diye…

İlk seferinde çok mutlu oldu Siyah , çok teşekkür etti. Her izlediğinde daha çok keyif aldığını söylediğinde anladı ki Beyaz cdler birkaç kere izlenmişti. Güzel bir şey yaptığını düşündü . Kabul etmek gerekirse güzel bir çözümdü bulduğu , işe de yaradı . En azından Beyaz şimdilik öyle hissetti. Ve devam etti. Zaten kamerası her zaman yanındaydı , ona hiçbir zaman bir yük gözü ile bakmadı . Zevk alıyordu onunla gezmekten , devamlı ona bir şeyler anlatmaktan .
Tekrar gönderdi. Her hafta bir paket göndermeye başladı.Beyaz inanıyordu ki her pakette giden cd grubunda daha düzgün konuşuyordu kamerasına karşı . Kendisini haber spikerleri gibi hissetmeye başlamıştı. Artık kamerayı da hiç sarsmıyordu , git gide profesyonelleşiyordu.
Ve her geçen zaman da cd lerin sayısı artıyor , birikiyor , değişik paketlerle yollanıyorlardı .

Artık çoğu zamanını buna harcıyordu , gittiği gezdiği zamanlar hariç evde otururken de bundan sonra nereye gitmesi ve ne konuşması gerektiğini planlıyordu . Beyaz şuna inanıyordu her zaman “bir insana verilen zaman ona verilen değeri gösterirdi , çünkü zaman insan hayatı için çok değerliydi” Kamerası ile harcadığı zamana tanık olan Siyah ’da bunu bu şekilde düşünür ve kendisine verilen önemin ne kadar fazla olduğun u anlar diye düşünüyordu.
Sonra kendiside fark etti Beyaz ,harcadığı zaman kadar seviyor muydu gerçekten Siyah’ı yoksa bu bir alışkanlık haline mi gelmeye başlamıştı . Buna cevap verirken kendinden çok emindi. Harcanan zaman kesinlikle ona verdiği değeri gösteriyordu alışkanlığı değil.Ona çok değer veriyordu.

Fakat bir gün bir kelime gözünde büyüttüğü her şeyi yıktı .O gün her zamanki gibi yine bir hafta içinde kendini kaydettiği cdleri büyük bir heyecanla paketledi, gönderdi , arkasından telefon açtı ona . “Canım ben gönderdim paketini ..” Karşıdan hiç beklemediği bi cevap geldi. “..yine mi gönderdin cnm ..”
O anda her şey bitmişti onun için .. istemediği tek şeyin gerçekleşmeye başladığını anladı .. alışkanlığın . Beyninde ki düşünceler tepe taklak oldu . Anladı ki cd lere alıştığı gibi , yokluğuna da alışmıştı artık erkek arkadaşı…
Olmasın istiyordu alışkanlık hayatında , en uzak tutmaya çalıştığı şeydi alışkanlık . O olunca zevk alamıyordu artık hiçbir şeyden. Ama biliyordu ki kaçış yoktu , varsa da tek bir yolu vardı .Beyaz da o yolu seçti , son yolu.

Bu sefer son kez çekiyordu kendisini cd ye . Erkek arkadaşının dediği gibi “yine” kendisini cd ye çekip yollayacaktı ama bu sondu . Odasında , perdeleri kapadı , loş bir ışıkla doldu oda , kamerayı masanın üzerine koydu , kendi dağınık yatağını üzerine oturdu –dağınık olmasını artık hiçbir önemi yoktu -. Kamerayı açtı ve konuşmaya başladı .. Kısa konuşması bittikten sonra yerinden yavaşça kalktı ve yan odadaki arkadaşının yanına gitti . Arkadaşına kendini halsiz hissettiğini kendisi için elindeki cd yi erkek arkadaşına gönderip gönderemeyeceğini sordu . O da kabul etti.ve cd yi ondan aldı , zaten dışarı da işi vardı, aynı gün cd yi Siyah’a gönderdi.

Siyah posta kutusunda yine bir cd görünce bu oyundan artık sıkıldığını düşünerek yüzünü ekşitti .Cd yi bir kenara koydu önce yapması gereken daha önemli işler olduğunu düşündü traş olmak gibi… Banyoya giderken bir telefon geldi , Beyaz’ın ev arkadaşı telefonun ucunda ağlayarak Beyaz’ın intihar ettiği söyledi . Telefonun ucunda donup kalan Siyah bir sonraki gün Beyaz’in mezarındaydı . Hiç bir anlam veremiyordu olanlara bunun için bir sebep göremiyordu . Çok üzüldü… Ama artık elinden bir şey gelmezdi eve döndü , kendini yatağa attı ve ağlamaya başladı .Peçete almak için kalktığında gözüne Beyaz’ın gönderdiği son cd ilişti. Hemen paketten çıkartıp bilgisayara taktı . ve karşısına oturdu.
Görüntüde Beyaz dağınık yatağının üzerinde oturuyordu , ve konuşmaya başladı ..
“Zamanımı sana verdim alışkanlık olmasın diye , alışkanlık oldum sen de . şimdi alıyorum tüm zamanımı daha fazla bana alışma diye…” dedi ve elindeki hapları ağzına götürdü.

den!z

Comments

RapunseLL said…
çok güzel bir hikaye ama Beyaz'ı gri bir karakter olarak gördüm. Hayata çok bağlı olmayabilir çok da güzel bir şeydir, hayatı olan alışkanlığını yok eder en azından :) ama hayat bu kadar kolay mı o kadar siyahlar var ki hayatta hangi birisi için kaç kere öleceksin?
hiç kimse alışkanlığım olmasın diye bu sonu yaşamamalı ama gidip de alışan insanı öldürebilir bazen bu duyguyu biliyorum güzel bir detay oluverir tabi ki şaka diyorum daha farklı bir son olabilirdi belki siyah gene mi yolladın cnm derken belki sadece onu düşündü benim için bu kadar uğraşıyopr diye düşünerek belki kıyamadığından? Beyaz bunu bahane etmiş olmalı yada abartılı bir ruh halinde yakalamış onu bu kötü kader
okuduğum en güzel hikayelerdendi.Çok güzel bir fikirdi kameraya çekme fikri.Gerçekten hak eden siyahlara değer bence.

Popular posts from this blog

öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin…

Kuytu

Üstüne methiyeler düzebileceğim, ya da akşamdan sabaha kadar uzun uzun bakabileceğim, ya da karın soğuğunu hissedebilecek kadar içine girebileceğim bir fotoğraf bu. Doğanın güzelliği, vahşiliğin içinde bile var olabilecek saflığı, uykunun verdiği huzuru, yalnızlığın sessizliği.. belki de hiç biri. Bilmiyorum. Tek bildiğim gördüğüm fotoğraf bir kediye ait.. üzerine kar yağıyor.. 'kuytu' diye bir şey yok.. sadece bir kedi ve kar.. 

Taşıdıkları şeyler

Eğer sabah kalktığınızda, yaşadığınız apartmanın arka duvarının delik deşik olmasını ve gecenin bir kısmını duyduğunuz silah seslerinin ardından girdiğiniz dolapta geçirmeyi savaştan sayıyorsanız, evet, ben bir savaşın içinden geçtim.
Savaşları sevmem. Savaş filmlerini severim. Bununla birlikte ilk kez savaşla ilgili bir kitap okudum; Taşıdıkları şeyler, Tim O'BRIEN
"Üsteğmen Jimmy Cross, New Jersey'deki Mount Sebastian Koleji'nin birinci sınıfında okuyan Martha adlı bir kızın gönderdiği mektupları taşırdı. Bazen zarfın kapağını yalardı, Martha'nın dilinin oraya değdiğini bilerek."

"(...) kendini savaşa, onları bekleyen bütün tehlikelere odaklanmaya zorladı, fakat aşk çok fazla geliyor, felç ediyordu onu. Martha'nın akciğerlerinde uyumak, onun kanını solumak ve avutulmak istiyordu. Bakire olmasını hem istiyor, hem istemiyordu. Onu tanımak istiyordu. Mahrem sırlarını öğrenmek: Neden şiir? Neden bu kadar hüzün? Gözlerindeki grilik neden?"…