Bugün yine soran gözlerle bana bakıyordu . Gözümü açar açmaz karşımdaydı yine ve hayatımın gidişatından hiç memnun olmayan gözlerini dikmişti üstüme ,soru yöneltmesine bile gerek yoktu zira gözleri konuşuyordu , diyordu ki “??????????????????????”
Ama benim verecek bir cevabım yoktu , ama bir cevabım olması gerekirdi ona verecek. Ondan başkası sorsaydı bana bu soruyu cevaplamak zorunda hissetmezdim kendimi , ama o soruyordu . Yüzüme iki kere su çarptım , kendime gelmek için , tekrar baktım ona , sular gözünün içine kaçmıştı , onlarda daha sonra yine dışarı akacaktı . Gözler-im-in içindeki soru işaretleri geçici bir süre boğuldular dalgaların içinde , evet geçici bir süre , çünkü soru işaretleri ölmezler ,sadece büyürler.
Hazırlanmaya başladım . Sular içinde yüzen soru işaretleri dolu gözüme koyu renk bir rimel sürdüm . ve makyajım bitti. Üstüme çok severek aldığım kahverengi tshirtümü , kahverengi hırkamı , kahverengi pantolunumu giydim .Çillerimle ve bal rengi gözlerimle uyum içinde olan uzun, dalgalı , kahverengi saçlarımı ördüm ve kahverengi bir tokayla tutturdum . Renksiz hayatımı renkli bir alemdeymiş gibi gösterme çabası içinde olmadığımdan evden çıkarken ayağıma giydiğim çizmelerimde tam olarak tahmin ettiğiniz renkteydi.
Monday, May 5, 2008
Sunday, April 27, 2008
öjeni/öfeni

İnsan düşündükçe , baktığı açıyı genişletip sorguladıkça olaylar ve hatta gerçekler şekil değiştirir.
Ama düşünmek bile özgürlük gerektirir , özgürlük ise hayatımızın sınırlarını istediğimiz yere koyma halidir.Başta söylediğim gibi düşündükçe ve sorguladıkça şekil değiştiren kavramlardan biri de özgürlüktür. Bunu geniş bir örnekle anlatmak gerekirse, 19 . yüzyıl sonlarına doğru bir biyologun( Francis Galton ) düşünce sisteminden ‘öjeni’(eugenics) terimi ortaya çıkmıştır , Galton’a göre insanın bir çok özelliğine ait kalıtımının kontrol edilebilir ve yapay bir seçilime gidilebilir bunu sonucunda daha kaliteli veya kusursuz insanlar elde edilmiş olur. Kısaca anlamı ; anlamı kusursuz insan veya kusursuz insan geliştirme halidir. Öjeninin de iki yönü vardır , pozitif ve negatif .Pozitif öjeniye göre kusursuzluk insanı daha özgür kılabilir , sınırlarını genişletebilir, özgürleşme adına bi adım olabilir , ama negatif öjeni insanların elinden haklarını almaktadır , tercih edilmeyen bireylerin üremelerini kısıtlamak gibi…
Örneğin ,Nazi Almanyası’n da üstün bir ırka ulaşma kavramı 19. yüzyılda beliren öjeni nin bir uzantısıdır, ve öjeniyi destekleyen politikalar bireysel insan haklarını ihlal etmiştir , özgürleşmeyi durdurmuştur. Bilimsel olarak çok da önemli olmayan bu düşünce kitlesel ölümlere yol açmıştır. Fakat başta da dediğim gibi , kavramlar düşündükçe ve düşünen insana göre boyut değiştirir , buna istinaden ; genetikçiler öjeniyi ve getirdiklerini sorguladıkça öfeni (euphenics)terimine ulaşmışlardır , yani kusurlu genlerin etkisini azaltmak üzere tasarlanmış tıbbi müdahale , bu da insanların özgürleşmesinde büyük bir adım olmuştur.
Kısacası düşünmek ve bir adım ötesi olan sorgulamak insan oğlu için elzem bir ihtiyaçtır . Verilen örnekte olduğu gibi bazen düşüncelerin uzantıları bizi farklı sonuçlara götürür. İşte bu yüzden düşünmek ve sorgulamak ile özgürleşme arasında doğru orantılı bir bağ olduğunu söylemek yanlış olur.
Sonuçta ; özgürleşmek hiçbir zaman ulaşamayacağımız bir vizyondur , yaptığımız sorgulamalar bizi ona yaklaştırdığı gibi uzaklaştıradabilir.
not: fotoğraf bana ait değildir.
Thursday, April 24, 2008
Saturday, March 29, 2008
inmek istediğim çocukluğum (6)
Bölüm _ 6 : Elma -armut-kelmahmut meyvesi ve dondurmadan çıkarılan ders
Bir de çocuksunuz ya aklınız herşeye ermez ya o yüzden bu da büyüklere sizi kandırma rahatlığı verir .Herşeyi sizi kandırarak halledebileceklerini düşünürler. Size birşey yaptırmak için , bi yere götürmek için , bi yerden getirmek için.. yani sizi ikna etmek için sizi kandırırlar aslında bildiğiniz yalan söylerlerde yok ama hiç olur mu ona yalan denmez , büyükler hiç yalan söyler mi cık cık cık . Neyse sonuçta o anlardan birinden bahsedicem , babamın beni kandırmaya çalıştığı bir andan. Hayır benim babamda normal bir konuda kandırmamış ki beni. Konu şu ; nerden açıldı bilmiyorum ama hani 'elma armut kelmahmut' diye bir şey vardır ya tekerleme gibi . Benim babam bi gün pazara giderken meyve olarak ne istersin dedi bana sonra ardından 'elma armut kelmahmut ' istermisin dedi. Ben de o an böyle dondum kaldım , aa öyle bi meyve mi vardı diye .Al dedim ben de tabi merak uyandırdı ya içimde , görmem lazım o uzun isimli meyveyi. Neyse annemler gitti ,ben evde oturdum beklemeye başladım dönüşlerini. Döndüler geldiler, ikiside torbaları yere bıraktı içeri geçti , ben torbaların içini aramaya başladım , bulamıyorum tabi , hayır zaten neyi aradığımıda bilmiyorum ki adı elma armut kelmahmut olan bişey ama nasıl birşey bilmiyorum hiç görmemişim zira daha bugün öyle birşeyin meyve olduğunu öğrenmişim . Ben de gittim salona babama sordum "nerde?" babam ; "ne , nerde kızım ?" "elma armut kelmahmut nerde babacım ?" çok net hatırlıyorum o anı evin bütün bireyleri bana gülüyordu . Yine kandırılmıştım . Bu büyükler ne istiyordu benden ? büyüyünce anlayacaktım .
:)
Ama şimdi burda babamın üstüne yüklenmiş gibi oldu , öyle olmasın diye babamı takdir ettiğim bir anıyı anlatıcam . Bilirsiniz çocukların en çok sevdiği yiyeceklerden biri dondurmadır , çünkü niyet yemek değildir , oyun oynamaktır , erir , akar üstün başın batar , işte bildiğin oyun .Çikolata ver mesela onu da ağzına yüzüne bulaştırır çünkü amaç , yemek değildir amaç oyundur , ne o öyle ne sıkıcı yemek yemek , halbuki çocuk bulmuş hayatı eğlenceli hale getirmenin yolunu , tadını çıkarıyor , bırak çıkarsın. Adam gibi cümle kurabilse şyle diyecek " herşeyi takma kafana , bak bana , ne güzel eğleniyorum , kırıyorum ,döküyorum , altıma yapıyorum bi de üstüne gülüyorum " :) . Neyse biz dondurmalı anımıza dönersek , hani dondurmacılar dondurma alırken kaç top diye sorarlar ya bi gün ben 10 top dedim , o soruya , boyumdan büyük cevap verdiğimin farkındaydım ama dönüşü olmayan bi cevaptı . Dondurmacı bile böyle bakakalmıştı 10 top deyince. Sonra adam babama baktı ben de babama bakıyorum tabi , babamın üzerinde bi baskı oluşturduk . Sonra babam "tamam" dedi "ver sen 10 toplu bir dondurma" . Dondurmacı hazırlamaya başladı , 1.külah uzerine 1.top ..3.top...6.top... 10 a tamamlayamamış olabilir zira düşmek üzereydi , üstüne bir tane daha külah koydu ve bana verdi . Ben tabi aldım 'iki külahlı tahminen 7 toplu dondurma'yı , bakıyorum böyle dondurmaya , ama yiyemiyorum tabi çünkü kıpırdasam düşecek . Başladım cebelleşmeye , resmen savaş verdim dondurmayla ve doğru düzgün birşey yiyemedim sonuçta. ve şu dersi çıkardım kendime "çok dondurma aslında az dondurmadır." babacım mesaj alınmıştır .
inmek istediğim çocukluğum (5)
Bölüm _ 5 Evdeki arkadaş -ablaBilmiyorum siz odanızı kardeşinizle paylaşıyormuydunuz yoksa koca odada yayıla yayıla yalnız mı yaşıyordunuz ama ben ablamla paylaşıyordum . Ve odamız genelde dağınıktı , evdeki herkes odayı kimin en çok dağıttığını anlamaya çalışıyordu ama şimdi oda da iki kişi yaşıyınca o diyoki o yaptı o diyoki o yaptı :) . en sonunda annem odalarımızı ayırdı . Olay açıklığa kavuştu dağınık olan benmişim. Ama ben bile ablam sanıyordum . Öyle bir izlenim vermiş demek ki.
Bir de 'abla ' ile suç birliği yapıp üzerimize kalan suçlar vardır yine küçük olduğumuz için :) ama benim ablamda az değil yani , mazimiz de çok büyük yanlış anlaşılmalar olmuştur , hala yapılan bir suçun karşısında benim adım yazmaktadır , ama asıl suçlu ablamdır itiraf ediyorum ama konunun ne olduğunu söylemiyorum-söyleyemiyorum zira bu yaşa kadar hala süregelen bi abla baskısı var üstümde :) ablacım hatırladın değil mi konuyu ? yada suçu mu demeliydim? :) yok ablacım merak etme bu bilgi benle beraber mezara kadar gidecek .
Ama aslında insanın kardeşi olması iyidir yani arkadaş olmadığı zamanlarda özellikle , mesela evcilik oynamak istersin ama arkadaş yoktur , elinde barbi bebek ablayı ararsın evin içinde , sonra 'ablaa hadi gel evcilik oynayalım ' dersin , o da sana ' saçmalama deniiz bu yaşta evcilik mi oynarım ben ? ' der. Yani tabi kardeşinizle aranızda yaş farkı varsa boyle olur yoksa oynar sizinle . Ama ne olcak ki kardeş hatrı için bi barbi bebeğe iki kıyafet giydirsen , azcık konuştursan sonra bi de partiye kadar yürütsen , oldu bitti işte. Ama yook neymiş o yaşta evcilik oynanırmıymış , e babamlar hala oynuyor ya?
Sonra ablamın sevmediğim bi huyu vardı nerden edindiyse artık , hangi cin fikirleri arkadaştan . Kendisi öyle bir formül ürettiki evde ne zaman bozulan , kırılan , dökülen vs. bişey olursa devreye o formülü sokuyor ve ben otomatik suçlu durumuna geliyordum . Şöyle ki , mesela evde vazo kırılıyor , kimin kırdığı henüz belli değil. Ablam hemen gelir yanıma , dikilir tepeme ve hiyerarşik bi şekilde saymaya başlar " vazoyu babam kırmadığına göre , annem kırmadığına göre , ben kırmadığıma göre , sen kırdın . " bu nasıl birşeydir , hep mi ben suçlu çıkarım , bi iş vardı da bu işte ben bi türlü anlayamıyordum ama bi gün anladım neden böyle olduğunu ve direk ablamın yanına gittim ve dedim ki "abla hep en sona beni bıraktığın için ben suçlu çıkıyorum " o da ondan sonra tamam o zaman şöyle yapalım " sen yaptğına göre ben yapmadım annem yapmadı babam yapmadı " dedi ve hadi bakalım buna da bi cevap bul gibisinden bi bakış attı bana . Ben yine kendimi savunamadım tabi yine ve yine suçlu bendim , hayır bu kadar suç işleyen bi insan bence elini kolunu sallayarak dolaşmamalıydı evin içinde , diğer insanların sağlığı açısından tehlikeliydi . Neyse sonuçta bi süre ablam bu formülle idare etse de kabul et ablacım bi süre sonra yememeye başladım bu numaraları.
Bir de şunu hatırlıyorum , ben küçükken bi dönem içimdeki sese takmıştım , sanki içimde biri konuşuyordu devamlı , onu dinlemeye çalışıyordum falan ama kafam iyice karışmıştı yani . Konuşan ben miydim ? midemde birimi vardı? anneme söylesemiydim ? söylesem yine beni doktora mı götürürdü ? doktor iğne vurur muydu ? gibi sorular uzuyordu çocuk aklımın içinde .Bi gün ablama söyledim abla dedim benim içimde bi ses var devamlı konuşuyor ne yapabilirm sence dedim . Hayır niye soruyosunki sen kız ne bilsin , eline koz veriyosun hey allam . Neyse sormuş bulundum o da bana " biliyorum o sesi , ama sakın susturmaya çalışma , yoksa ölürsün " dedi ve artık içimdeki sesten korkar oldum ablam sayesinde.
Ama çocuklukta vardır böyle durumlar , bence büyüklerin dünyasına özentiden gelir bu konuşmalar , benzetmeler falan . mesela çok iyi hatırlıyorum bi ara taktım 'döküman ' kelimesine , nerden duymuşum da aklımda kalmış hiç hatırlamıyorum ama içimde devamlı o kelimeyi kullanma isteği var . Ben de gidiyorum bahçede oynarken benden küçük bi çocuk görünce yanına yanaşıp "dökümanları hazırladın mı ? almaya gelicekler ." diyorum . Tabi karşılığında saçmasapan cevaplar alıyorum . Anlamıyor ki çocuk , " kim " diyen var " hazırlamadım " diyen var " gel salıncağa binelim" diyen var . Çocuk aklı işte .
Tuesday, March 25, 2008
inmek istediğim çocukluğum (4)
Bölüm_4 : Evin küçük çocuğuBir de şöyle bir anlayış vardır , evde bir şey kırılıp dökülünce mutlaka tüm gözler evin küçük çocuğuna döner. Halbuki çocuk olayın farkında bile değildir , bi köşede oyuncaklarıyla oynamaktadır . Tamam belki bu tip olayları rakama vurduğumuzda çoğunun sorumlusu ben , yani evin küçük çocuğu olabilir ama sırf kara geçmişimiz yüzünden , evde olan biten herşeyin bize yüklenmesi , hatta boyumuzu aşan şeylerin bile 'bu çocuk bunu nasıl yapar ' diye düşünmeden bize yıkılması bize zor ve trajikomik anlar yaşatır. Yine bir örnekle devam ediyorum . Bir gün ablamla tv izliyoruz babam bizi mutfağa çağırdı ,sesinin tonundan bir şeylerin hesabını sormak için bizi mutfağa çağırdığı belliydi . Biz de "tıpış tıpış " gittik ,giderken mutfakta suç teşkile edebilecek bir şey yapıp yapmadığımı düşündüm , ocağın arasına yemediğim yemekleri atmamı saymazsak mutfakla ilgili korktuğum bir taraf yoktu . Ablamın varmıydı acaba , bu sorunun cevaını yıllar sonra öğrenicektim annemden . Neyse dediğim mutfağa gittik , tam olarak ocağın önünde duruyordu babam bizde geldik önünde durduk . Babam ocaktaki dökülmüş kahveyi işaret ederek " bunu hanginiz yaptı " diye sordu biraz kızgınca , ablam ben yapmadım derken daha sonrasında bakışlarını bana çevirdiği için babamda bana bakarak tekrar sordu " bunu kim yaptı" "deniz sen mi yaptın" " doğruyu söyle " . yine farkındaydım ki oklar beni işaret etmekteydi , fakat burda önemli bir yere dikkatinizi çekicem . Ben de zaten dökülen kahveyi görmeye çalışırken farketmiştim bunu , benim boyum fırınla aynıydı dolayısıyla kendimden şüphe etsem bile benim yapmış olmam teknik olarak imkansızdı zira ben kahve yapmayıda bilmiyordum -hala bilmiyorum :) - ama bu kimsenin umrunda değildi , babam soran ve cevap isteyen ve hatta cevabı da ' evet ben yaptım şeklinde isteyen ' gözlerle bana bakmaktaydı . Ben de daha fazla susamayacağımı anladım , ve aynen şöyle bir cevap verdim babama " Babacım , şimdi ben yaptım dicem ama bu sefer nasıl yaptığımı soracaksın ama ben nasıl yaptığımı bilmiyorum " . Yine film şeridinin koptuğu andayız , evet en önemli anı , babamın benim bu zekice cevabıma karşılık verdiği yanıtı hatırlamıyorum , sen hatırlıyor musun babacım ? ama gerçekten ben yapmamıştım :) abla yoksa sen miydin o?
ayrıca şimdi düşünüyorumda "babacım derdin mi yoktu senin o ara böyle bişeyi dert ettin? yoksa bize kızacak yer mi arıyordun? ":)
inmek istediğim çocukluğum (3)
Bölüm_3 : ilk stratejik planım Ama bu evden çıkamama durumu ben de ciddi anlamda psikolojik baskı yaratıyordu ve ben buna kendi içimde çözümler arıyordum , sonra bi gün bir taşta iki kuş vuracak bi fikir geldi aklıma . İstediğim iki şey vardı , okuldan eve gittikten sonra annemler eve gelene kadar bahçede oynamak ve sabah okul sırasında andımızı okutmak için öğrencilerin çıktığı yüksekliğe çıkmak. Bir gün sırada dururken öğretmenlerden biri çıkıp kaybolan bir defteri gösterdi , kimin olduğunu sordu ve defterin sahibi öğrenci o yüksekliğe çıktı , o anda beynimde bi ışık yandı , demek ki dedim bir şeyimi kaybetsem , oraya çıkabilirim. O gün okul çıkışı eve dönerken araba anahtarlıklı evin anahtarını okulun bahçesine attım , birinin mutlaka bulup yarın sabah sırasında "bu kimiiin?" diye göstereceğine emindim . Ve sabah ben de oraya çıkacaktım , vurduğum ikinci kuş ise eve döndüğümde kapıda kaldığım için annemler gelene kadar bahçede oynamak zorunda(!) oluşumdu. Okuldan eve döndükten sonra doya doya oynadım tam planladığım gibi ve ertesi günde gerçekten biri bulmuştu anahtarımı ve sabah bir öğretmen elinde benim anahtarımı sallayarak " bu kiimiiin?" demişti , ben de kendimi kürsüye atmıştım . evet mutlu son . Şimdi düşünüyorumda o yaşıma oranla gayet stratejik davranmışım. Hatta buna 'başarıyla sonuçlandırdığım ilk stratejik plan'ım diyebilirim.


