Skip to main content

Posts

Neden vegan oldum?

Bu yazıda sayısal değerlerden bahsetmeyeceğim,  konu hayvan olunca kendinizi bir Hitler gibi, bir Nazi subayı gibi düşünmeniz daha doğru. Mezbahalardan ve içlerinde neler döndüğünden de bahsetmeyeceğim, zira youtube bir link uzağınızda, Paul McCartney'nin lafının aksine, mezbahalar belki camdan değil ama içleri görünüyor ve fakat bu kez insanlar başlarını o yöne çevirmiyor. "Kaz tüyü videosunu izledin mi?" "Ayy hayıır izleyemem ben o videoları!" İzlemezsen bilemezsin, işkencenin boyutlarını görmezsen sinirlenemezsin, hayvan çığlık çığlığa karşında bağırırken hüngür hüngür ağlamazsan benim yaptığım gibi -kendi hayatına dair hayvanlar için - büyük bir adım atamazsın, değişiklik yapamazsın, insan soykırımına söverken, hayvan soykırımına ortak olursun.

Önce doluyorsun, gördüklerinle, okuduklarınla, düşündüklerinle, anlam veremediklerinle.. Sonra bir kitap, bir arkadaş bitiriyor işini. Anlık bir aydınlanma, ve karar veriyorsun "et yemiyorum bundan sonra" …
Recent posts

Manço kafası

Yaşım küçük, arabanın arkasında çocuksu hayallere dalarken ben, demek yeni alınmış bir albümse, tekrar tekrar aynı kaseti dinliyoruz arabada. Diğerleri değil belki ama, bir tanesinin nakaratı iyice yer ediyor aklıma, bilinçaltıma..
Bugün yaşımız büyümüş, olmuş 32, bilincimin sularından çıkıp geliyor aynı şarkının nakaratı..bir gün aniden, Suriyeli mültecilere dair izlediğim bir haberin ardından, açılmayan Avrupa sınırları ve beynimde yankılanan Barış Manço  şarkısı..

"Hemşerim memleket nire?
 bu dünya benim memleket!
 hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire?
 bu dünya benim memleket!"

Şimdi o dünya, o yüzölçümüne baksan belki zor okuyacağın büyüklükte bir sayı, gökyüzüne baksan ucunu göremezsin, ağaçları, ormanları sayamazsın .. Bunca geniş yere mi sığdıramadık insanlığımızı?

İnsanların savaştan kaçtığı gerçeğini hangi bahanelerle örtsek telaşındayız. "Tamam ama bu suriyeliler de çok oldu!" "o bölgede heryerde savaş yokki""daha kaç kişi gelecek&qu…

Tapınaklar, camiler, katedraller..

Meslek gereği geziyorum, ucundan kıyısından tadıyorum ülkeleri, şehirleri.. Bilirkişi değilim elbet, fakat 30 ülke/şehri geçince gezdiklerim, vakit geçirdiklerim insan beyni artık karşılaştırma yapmaya, ortak noktaları bulup çıkarmaya, en iyileri, en kötüleri belirlemeye başlıyor.
O nedenledirki bugün bahis konumuz ortak ismi ile 'ibadet yerleri'. Camiler, budist tapınaklar, katedraller, kiliseler..
Farklı bir ülkeye gitmeden önce 'nereleri gezmeli' araştırması yaparız, ilk çıkan sonuçlar tapınak vb. dir. Veya kaldığınız otelde resepsiyona danıştığınızda, ilk duyduğunuz şey tapınaklar vb.dir. Turla gitmiş gezmiş olalım, zaten kaçınılmaz noktalar yine bu mekanlar olacaktır.
Ve nerdeyse hepsinde ibadet yerleri paralıdır.. Yukarda gördüğünüz fotoğraf Bangkok'ta çekildi, 'Sleeping Buddha, Wat Pho'. Kişi başı 200 Baht vererek girdik. Giriş ücreti yoksa bağış kutusu vardır.
Farklı kültürleri tanımak meseli önemli, zaten bu mekanları gezişimin en önemli sebebidir…

Gök kuşağı

Büyüyor insan.
Ama zamanla değil.
Yaşadıkça. Gördükçe. Hissettikçe.
En çok da çıkmazlara girdikçe, ve o çıkmazlardan çıkabilecek yolları zorladıkça.
Neyse sonuçta bir kez daha şu söze hak veriyorum ki 'zaman sadece armutları olgunlaştırır.'

Korku duvarını aşmak cümlesini ya da deyimini ilk kez Gezi ile ilgili yazılarda okumuştum. Çok anlamlı gelmişti. İnsan hayatının bi çok evresi veya korkusu için kullanılabilirdi. Aslında benim de çok fazla kullandığım bir betimlemedir 'duvarlar örmek' görünmeyen duvarlar.. Görünmemeleri, insanın kabul etmemesinden kaynaklı. Bir şeye tosluyorsun her daim ve fakat neye? Görmezlikten geldiğin bir şeye!

İşte onu görebildiğin an! O duvarla ve korkuyla yüzleştiğin an!

Bir kaç gün geçti.. ben korku duvarını aşalı.. ve aslında korkacak hiç bir şey yokmuş diyeli.. içime sular serpileli.. sadece bir kaç gün..
Şimdi bakıyorum da.. gitmiyorsun. Bırakıp da gitmiyorsun. Ben gidiyorum desem de gitmiyorsun. Belki benden daha sağlam duruyorsun. Bil…

Sevgili Tanrı(m),

Kafama çok ciddi anlamda takılan bir şey var. İnsanlar sana şükrediyor, ve hatta birbirlerine de devamlı 'şükretmeleri gerektiğini' hatırlatıyorlar. Mesela herhangi biri sofradan kalkarken sana şükrettiğinde, senin ona verdiklerin için mi yoksa dünyaya verdiklerin için mi şükretmiş oluyor? Eğer sadece kendine verdikleri için şükrediyorsa bu bencillik olmuyor mu? Eğer dünyaya verdiklerin için şükrediyorsa, bunun anlamı dünyaya verdiğin tüm bu savaşlar, bombalar, füzeler, düşen uçaklar, ölen çocuklar için şükretmek olmuyor mu? İşte bu konuyla ilgili gerçekten kafam çok karışık. Ve yarattığın şeylere neden zulüm ediyorsun? Neden bomba yağdırıyorsun Gazze'nin üstüne? İnsana 'akıl' verdim, kullansın yapmasın diyorsun o zaman neden 'sorgulamasın' lar diyorsun aynı zamanda. Yoksa bu 'Sorgulamasınlar!' repliği sana ait değil mi? O halde kime ait? Biz kimin emrine uyuyoruz? Kim bir yolcu uçağını füzeyle patlatıp, içindeki insanları öldürebilir? Ne için yapar…

Ahşap masa - III

III Aslında hakkında yazmak istediğim konu çok derin ve çok gergin ve çok güçlü. Tüm bunlar iyi bir şey olabilirdi, ama aynı zamanda çok 'değişken’ de olmasaydı. Değişkenlik, insanın güvenliğini, güvenme hissini azaltan bir şey değil mi? Yani, sözüne güvendiğiniz biri yarın, söylediği sözlerin tam tersinin doğru olduklarını iddia ederse ona güvenebilir misiniz? Veya hayatınızda çok değer verdiğiniz iki insanın, tamamen farklı iki fikri savunduğunu görseniz, hangisine nasıl güvenebilirsiniz? Ya da tamamen farklı bir örnek verelim; 2+2 bulunduğunuz yerde 4 ederken, farklı bir kıtaya veya yarım küreye geçtiğinizde 5 etseydi, bu ‘matematiğe’ güvenip binalar dikebilir miydiniz? İşte tam da bu yüzden, çok net olunması gereken konular da bir değişkenlik mevcutsa orada güvensizlik de mevcuttur. Sadece bu ‘güvensizlik duygusu’ herkeste uyanmayabilir. Bu nedenle bahsetmek istediğim konu, hayatımın belli aşamasında benim güvenimi yitirmiştir. Bunun üzerine düşünmekten kaçınmak, kendimden kaçm…

Ahşap masa - II

II
Taşındığım sokağın adı Yasemin. Sanma ki güzel kokular yükseliyor sokağımızdan. Mahallede insan nüfusundan çok, büyük karasinek var. Onlar verse kirayı, vergiyi falan yeridir. Bizden çok oldukları kesin. Evime dönen kaldırımda yürümeye korkuyorum, zira yanından geçtiğim ağaçlardan bir sinek bulutu havalanıyor. Kara ve uğuldayan bir bulut. Bir şeyi görmemezlikten geldiğin zaman o şeyin giderek büyüdüğüne emin olduğumdan, elektriği ve suyu üzerime almadan daha, belediyeye gittim taşınmamın ertesinde. Veterinerden bir ilaçlama desteği istedim mahallemizin yeşillik bölgelerine ve bir de dilekçe yazdım çöp konteynırı rica eden. Ardından Katmandu’ya gittim. Katmandu’da ne işim var? Kısmını işimle ilgili bilahare yazacağım. Kısacası, ben evde yokken belediye çöp konteynırını getirmiş. Akepenin belediyesi ve fakat adamlar getirmiş koymuş çöp konteynırını bizim kapının önüne. Mahallenin kadınları inmişler aşağı, biz istemiyoruz bunu burada diyerek aşağı kadar itelemişler çöp kutusunu. Bunu a…